MIT öncülüğünde gerçekleştirilen bir araştırma, Güney Afrika'daki bir kaya sığınağında bulunan taş ok uçlarında 60 bin yıl öncesine tarihlenen bitki zehri kalıntılarını gün yüzüne çıkardı. Bu bulgular, erken insanların avcılıkta kimyasal bilgi ve ileri düzey planlama becerileri kullandığını göstermektedir.
Güney Afrika'nın KwaZulu-Natal bölgesinde yer alan Umhlatuzana Rock Shelter'da yapılan araştırma, MIT tarafından desteklenen ve İsveç ile Güney Afrika'dan gelen araştırmacılardan oluşan bir ekip tarafından yürütüldü. Elde edilen bulgular, yaklaşık 60 bin yıllık ok uçlarının üzerinde bitki kaynaklı zehir izlerinin tespit edildiğini ortaya koymaktadır.
Araştırmanın Detayları Neler?
Araştırmacılar, tek bir eserde kalıntı bulunmasının tesadüf olabileceğini, ancak farklı dönemlere ait birden fazla ok ucunda aynı izlerin bulunmasının bilinçli bir uygulamaya işaret ettiğini vurgulamaktadır. Kimyasal testlere Stockholm University'den Prof. Sven Isaksson liderlik etti. Isaksson, antik aletler üzerindeki organik kalıntılar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır.
Umhlatuzana Kaya Sığınağı'nın derin tortul katmanları, farklı dönemlere ait taş aletleri iyi korunmuş biçimde barındırmaktadır. Bağımsız tarihlendirme çalışmaları, bölgede tortul karışımın sınırlı olduğunu ve buluntuların kendi dönemleriyle güvenilir biçimde ilişkilendirilebildiğini göstermektedir.
Bitki Zehirlerinin Avcılıktaki Rolü Nedir?
Analizlerde, Güney Afrika'da yaygın olarak bulunan ve son derece zehirli bir soğana sahip olan bir bitkiden türeyen alkaloidler tespit edilmiştir. On ok ucundan beşinde bulunan bu kimyasal bileşiklerin, bitkinin doğal yapısıyla birebir örtüşmesi, kalıntıların kazara bulaşmadığını; bilinçli olarak zehir kullanıldığını ortaya koymaktadır. Araştırmacılara göre, bitki zehirleri kana karıştığında etkili olmakta ve küçük bir yaralanma bile avın dokularına hızla yayılabilmektedir.
Bu tür zehirlerin av üzerindeki yavaş etkisi, hayvanın zamanla koordinasyonunu kaybetmesine neden olmaktadır. Avcılar, yaralanan hayvanı uzun mesafeler boyunca takip edip zayıfladığında öldürebilmektedir. Bu yöntem, sabır, iş bölümü ve önceden planlama gerektirmektedir.
Kültürel Süreklilik ve Geçmişin İzleri
Ok uçlarındaki aşınma izleri ve kalıntıların konumu, bu taş parçalarının şaftlara veya kemiklere yerleştirilmiş mikrolitler olduğunu ve gerçek avlanma sırasında kullanıldığını desteklemektedir. Araştırmacılar, İsveç müzelerinde bulunan ve 18. yüzyılda toplanmış yaklaşık 250 yıllık ok uçlarında da benzer kimyasal izler tespit etmiştir. Bu durum, söz konusu zehir kullanımının ya çok uzun süreli bir gelenek olduğunu ya da benzer bilginin farklı dönemlerde yeniden keşfedildiğini düşündürmektedir.
Kimyasal izlerin toprakta uzun süre kalabilmesi ihtimali göz önünde bulundurulsa da, arkeolojik bağlam ile kimyasal verilerin örtüşmesi, kültürel süreklilik ihtimalini güçlendirmektedir. Çalışmada gaz kromatografisi–kütle spektrometrisi yöntemi kullanılarak antik moleküller, doğal kirlenmelerden ve modern temas izlerinden ayırt edilmiştir.
Araştırmacılar, örnekleri dokunulmamış kenarlardan alarak ve insan derisine ait kimyasal izleri kontrol ederek hata payını azaltmaya çalışmıştır. Bulgular, erken insanların bitki bilgisi ile alet yapımını birleştirerek karmaşık av stratejileri geliştirdiğini ortaya koymaktadır. Ancak araştırmacılar, bu uygulamanın evrensel olup olmadığını söylemek için daha fazla örneğe ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır. Çalışma, Science Advances dergisinde yayımlanmıştır.