Haberin Gündemi - Son Dakika Haberler ve Gündem Haberleri

Haberin Gündemi - Son Dakika Haberler ve Gündem Haberleri

Haberin Gündemi - Tarafsız ve Doğru Haberin Adresi

FLAŞ HABER
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
Haberin Gündemi - Son Dakika Haberler ve Gündem Haberleri ANASAYFASPORGÜNDEMPOLİTİKADÜNYATEKNOLOJİEKONOMİEĞİTİMMAGAZİNYAŞAMSAĞLIK

METAFOR YAĞMURU & Kelime Terbiyecisi

/+21 ZEKA YAŞ SINIRI!

Biletinizi kontrol edeyim efendim;
hımm sizin yeriniz iki aşağıda ."en öndeki". buyurun bu taraftan iyi okular dilerim efendim...1
2 heh şurası işte güzel yerden izleyeceğiz . .- LOCA-.

Mete orada neler oluyor ?

Yağmurum gir içeri !

Meteor değil Metafor yağıyor şemsiye açma boş yere!

Bu başka bir iklimin hava şartı kelimeler ile serpiştiren cümleler ile sağanak bir felsefe olayı ıslanmaya mahkum olduğumuz edebiyatın kuramı. Yazar öyle ki seviyor kelimelerle oynamayı, sarhoş harflerden okunmayan mektup yazmayı, belli canım resmen bir cümle terbiyecisi aslanın "A" sına bile boyun eğdirmiş baksana, sirkten başka bir yerde bir aslanın terbiye eden terbiyecisi olabileceğine tanıklık etmekte, binlerce yıldan sonra demek varmış. aslaN'ın kuyruğunu kelimeler ile kaldırabilen bir kalemden söz ediyorum yuh şuanda cümlelerin içinde sirk gösterisi izliyorum baksana AssLAN resmen esnerken gerildi bedeni. Kalemin kelimesinden çıkan kırbacı yedide nasıl sündü "aslannN" helal olsun vallahi iyi terbiye etmiş yazarı.

Herhalde gösteri bitti baksana SeLaM verdi perdeeeeeeeede kapandı zaten.

Benimki biraz eğretileme.

Islanmanın kurulanma algısına aldanmayın.

Kuru iken ıslanmanız gerektiği algısına kapılmadığınız gibi ıslandığınız zaman kurulanmanızın gerektiği algısına da müsaade etmeyin. Gözyaşlarınız gibi kendiliğinden  kurumasını bekleyin ve bir peçete ile onları silerek zorbalığa peçete tutmayın. Bırak kendiliğinden kurusun gözyaşların, peçete ile onlara ayrılan bu kısacık süreye zorbalık etme. Bırak sahnenin sonunda "ıslak bir gülümseme" ile selamına alkış alsın.

Ne önemi var kaçıncı dal sigaradan düşen kül oluşunun, kaçıncı yangının külü olmuşsun kime ne, izmaritlerin gölgesin'desin ve bir rüzgar esintisine bakar kül tablasındaki hakimiyetin.

Alkışa sebebiyet veren bir kimse isen; Yani bir "kadının" makyajını bozan gözyaşlarının sahibi bir "adamsan" eğer, tazeleyene dek şansın var. Sonrasında fondötenin kapadığı bir anı olmaya mahkûmsun, bunu böyle bil...

Ama o kadar da suçlama kendini. Çünkü en büyük ihanet gözünün yaşıdır, öncesine de sonrasına da, gelmişe de, geçmişe de ağlar. Her bir damla göz yaşın da bir başkasının resmini ustaca gizler, sadık değildir ama sadakatliymiş gibi hıçkırığa boğulur.

Ne ilk gözyaşı son kalabilecek kadar kıymetlidir ne de son akan gözyaşı en son olabilecek kadar sona vakıf bir özel anlam taşıyacaktır. Gözlerine kızma, onların suçu yok. Onlar emir kuludur kalp atışlarına tabi olurlar, bazen gözünün içi güler, bazen gözün dalar, bazen gözünden damlayan gözyaşların mutluluk için akar, bazen umutsuzluğa dair tuza bulanır ve bulanıklaşır. Nihayetinde buharlaşır ve kaybolup giderler.

Ve sakın unutma bu gözyaşı iklimi bir ders olsun sana, “Ağlamayı bilmeyen gözler sevmeyi de bilemez.” Tamam, bu kadar sulu gözlü olmak yeter: Gözüme buz parçası kaçtı ağlamıyorum hem!

Sevdiğinle dilediklerinin gerçek olması bir yıldıza bin dilek yüklemek gibidir. Yıldız kelimesinde kimsenin göremeyişi “yıldı” sıfatının gizlenmiş olması, kabul olmayan dileklerin olmayışındaki gerekçeli sırrıdır. Meteor yağmurunla birazdan okuyacaklarımı sakın karıştırma. (Yanlış yazmadım okuyacaklarını değil okuyacaklarımı sakın karıştırma) Çünkü şuanda bu yazıyı bitirdim paralel evreninde okuyarak üzerinden geçiyorum. Böylece yazı iki ayrı boyut evresinde okunurluk Bunlar başka, zihnine yağan, yağmalayan meteforun yağmurları. Havanın durumuna bakma, ne zaman bastıracağı ve hangi iklime tabi oluşu asla önceden kestirilemez. Her iklimin doğasına aşina bir afetin gafletidir.

Herkes yağmura karşın bir çatısı olsun ister, hep hayaller bir çatının altından kurulur bir çatıdan birçok beklenti bekleyişine gireriz. Hepimizin bildiği bir laf vardır hatta “Başımızı sokacak bir çatı olsun” sözüne hemen hemen hepimiz hâkimiz. Malzemesini o an için hiç düşünmeyin tuğladan ya da kiremitten fark etmez tahta üzeri muşamba bile gerili olsa o an için ses etmeyecek kadar şükür temelli bir haldeyiz. Hayalini kurduğumuz çatının altında ilk başlarda güvendeyiz ardından zorlu iklim şartlarına maruz kalan çatıdan sızan su damlalarının hedefine su kovası koyarak direniriz.

Tamirden geçiririz yama ile durumun üstesinden geliriz. Bir sonraki ve daha sonraki zorlu kış şartlarında ne kovalarımız yeterli gelir ne de yamalar kâfidir. Çatının baştan sona yenilenmesi gerçeği ile yüzleşiriz.

Fakat bu zaman sürecinde yıpranan tek şey çatı değildir. Altında yaşayan kimseler de nasibini almıştır geçen yıllardan. Ve ardından başlarına yıkılan bir çatının enkazında kalmaya mahkûm hayatların yaşam mücadeleleri vardır kaçınılmaz olan. Enkazdan kurtaran canını ardına bakmadan kaçmaya mecbur yeni bir çatı altında yeni bir hayat kurmaya naçar bir halde kabullenmekte.

Hep güvene dayalı çatıların altında yaşanır en büyük güvene dair yıkımlar. Hep bir çatının altında dayak mağduru olur kadınlar, aynı çatının altında cinsel istismara uğrar körpe hayatlar, huzura dayalı çatıların altında hıçkırığa boğulur gözyaşları ve çağırır huzursuz dakikaları.

Mor Çatı olarak şiddete duyarlılık projesine mor bir renge boyanarak imajı sarsıntıya uğramadı mı, hayalini kurduğumuz bu çatı masalı mutsuzluk ile son bulmadı mı?

Diyeceğim o ki “Senyorita”; Aynı çatının altında şu anda aynı kitabı tutuyorsak avcumuzda ve ben sana tüm bunları okuyabilecek kadar sağlamsa hâlâ çatımız ve biz sağlıklı iken hâlihazırda her ihtimale karşı çatımızı şimdiden sağlamlaştırmalı ve en kötü günümüz için bizi kurtaracak bir sığınak bile hazırlamalıyız. Unutmayalım; biz bu çatının enkazından sağ çıkıp başka bir çatı altında yaralarımızı sarmak için birbirimizin elini tutmadık.

He el ele olacaksa aynı çatının altında son bulmak nasibimiz olsun bence, biz buna değeriz.

Çok büyütmemeliyiz ayrıca gelen su faturasını ya da sudan sebepler edinmemeliyiz didişmek için. Göz ardı etmemeliyiz bir yudum su için susuzluktan ölen akranımız olan insanları, bu gerçeği bilip denizin deryasında su yutup boğulacak kadar israf etmemeliyiz, boşa akmasına izin vermemeliyiz. Sahip olduğumuz zengin kaynaklarımızın bir lütuf olduğunu görmeliyiz.

Boşa akacak her damlayı kana kana içmeliyiz. Ziyan edemeyecek kadar büyük bir şükranın çeşmesine sahip olduğumuzu bilmeliyiz. Bunu musluktan boşa akan bir su olarak maddesel boyutunda bilincinde olurken manevi boyutta sevgiye, saygıya, hürmete, sadakate, sabır etmeye anlam kazandırıp yaşamın her alanına betimleyip işlevsel bir hale getirmeliyiz. Aslında bunların hepsinin bilincindeyiz, öyle değil mi kutup? Kutupta buzulların eridiği söyleniyor her belgeselin boş bulunan fırsatlarında. Doğayı düşünen bilim adamları sanki bizim yerimize düşünüyormuş havasında olmamız. Gerçi bizim için öneli olan havanın durumu bile değil bu havada ne giyeceğimiz.

Havalısın havalı... ve unutmadan;

Çöp atıklar ve kimyasal gazlar sandı bütün bir dünya doğanın düşmanı, hiç kimse fark etmedi, fark ettin mi, "Sperm" kirliliğini... ?

Sadece bildiklerimizin üzerinden öylece bir geçmek gerekti ve öyle de oldu. Birlikte bunu da geçtik. Bir plastiğe nasıl birden fazla nitelik verdik? Çevreyi kirleten bir pet şişe değildi ona çöp olmasını emreden, ellerimizin gerçeğiydi. Kırk yıl hatırı olan bir fincan kahveyi yudumlarken fincanı yorumlayan falcının karamsar kehanetleri gibi. “Fala inanma falsız da kalma” diyen bizlerin “orta direkte” kurnazlığa hâkim olması gibi.

O yüzden kutubum sana olan aşkımı fallarda arama. Falladin'e beni sorma, seni istemeye geldiğimde yudumladığım tuzlu kahvenin hatırına beni kahvenin daracık fincanında arama, biz birbirimizin harmanında fallanmışız zaten. Harman kalınca bir yudum daha al bizden falcıdan medet umma. Karamsarlığa falda çare arama, gün ola harman ola, gün doğmadan neler doğar, her gecenin ardından elbet güneş doğar. Mutlu olmak için önce umutlu etmek gerekir. Ve biz mutlu olmak için umut ettik birbirimize umut ektik hasatta mutluluk vermesi için filizlendik eğer meyve vermediysek halen birbirimize demek o ki, daha mevsimimize vaktimiz var. Ağaç olmanın nasibine duamızın belli ki daha kabul göreceği günü var. Günü gelmeden âmin demek arada yaşanması gereken geçişe dair mevsimleri görmeden direkt kendi mevsimine gelmek istemek açgözlü bir budalanın bencilce tek mevsimlik kazancı olur. Diğer mevsimlerden habersiz bir kaybı olur. Ve ikinci bir bahar olmaz.

Her zaman ilkbaharın son baharındır çoğu zaman. Alakasız olacak biliyorum ama bunu şuan söylemeyi çok istiyorum kendime engel olmayı deniyorum ama olamıyorum ve bilmelisin ki:

“Hiçbir masumiyet çocuk kalmaz.”

Yazar:
yazmamış bu sefer ismini egosunu terbiye etmek istemiş belli ki böbürlenmek yerine mütevazi olmayı seçmiş, yazanın önemi yok yazdığının var demeye getirmiş.

Bir dakika ben ne diyorum adam en yukarıda adını afişe yazdırmıştı ya bende adama ne yakıştırmalar layık görüyorum boş yere boş versene kendini beğenmişin teki işte.

Kesin yazmayı unutmuş yazar yerine bende hemen keramet arıyorum altında kendi kendime. Ama bunca şeyi unutmayan bunu neden unutsun hiç unutacak biri gibi değil üstelik.

Neden yazmamış olabilir ki ? hımmm neden... bir nedeni olmalı...

Bak taktım kafaya şimdi. nedenini bulmadan uyku haram...

Neden? Hadi düşün biraz daha bulacaksın, her şeyin bir nedeni vardır bununda bir nedeni olmalı. neden boş bıraktı orayı ?

Mutlaka orayı boş bırakmasının altında bir neden olmalı ! nedeni olan bir bulmaca olmalı bu kesin. Ama ne ? Ne anlatmak istese eğer insan adının yazması gereken yeri boş bırakır ? Neden adımızı yazmak istemeyiz mesela, gizem katmak bir neden ama burada gizem yaratacak bir gizlilik nedeni yok, mütevazilik neden olabilir di onuda afişte yazdığını hatırlayınca eledik, ne kaldı başka, nedenini bulmam için neyini bulmam lazım önce. Neden... neden.. neden... neden... belki de soruyu yanlış soruyorum kendime. Neden mi ? diye sormalıyım, neden mi ? Bu şey olmadı mi sanki; neden diye sorarken sanki muhatabın olan cevap beklediğin düşüncelerine yönelmesi varken, neden mi ? diye sorunca sanki düşüncelerin sana soru sormuş gibi olmadı mı. Olmadıysa olduğunu anlamadın yada ne dediğimi anlamadın, baksana kendi ağzından okudun cümlelerinin yazarın ağzına geçişini anlayamadın. Şimdi anladın ! şimdi kelimesinde bile anlayamadın akabinde gelen anladın kelimesini de okuyunca anladın. Umarım bu dediklerimi anladın ? Anlamadıysan anlamış gibi yapmanı sağlayabilirim. Bu çok kolay bir saniye...

Evet anladım tabi, bunlarda anlamayacak ne var, sen anlatabilirsen bende aptal değilim, tabi anlayabilirim. Üstelik anlamış gibi yapmana ihtiyacım da yok, çünkü her dediğini anladım. Nasıl çok gerçekçi bir anlaşılma oldu değil mi, anlamış gibi olsun istemedim direk kendimi çiğnedim senin için anladığına seninde inanmanı sağlamak için. neyse neden diyorduk ? Bulamadın mı hala bir neden.

Nnedeeennnnnnnnnnnnnnnn, n e d e n ?, ndn ?
--------------------------------------------------

.Nedeni; NEDEN...

Yiğit.Caner Ertoşi: Aslında cevabı kaç defa söyledin farkında değilsin.

Dediğin gibi bir nedeni olmalıydı ve boş bırakarak ona bir neden verdim, nedensizce adımın geçmesinin yerine, nedeni olan bir boşluğun düşündürmesi bence çok anlamlı bir neden...

 

  YORUM YAP / YORUM OKU
YİGİT CANER ERTOŞİ DİĞER YAZILARI

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | FOTO GALERİ | VİDEO GALERİ | KÜNYE | REKLAM | İLETİŞİM | RSS
Haberingundemi.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz.




Spor Gündem Politika Dünya Teknoloji Ekonomi Eğitim Magazin Yaşam Sağlık Kadın Asayiş Turizm Astroloji