Haberin Gündemi - Son Dakika Haberler ve Gündem Haberleri

Haberin Gündemi - Son Dakika Haberler ve Gündem Haberleri

Haberin Gündemi - Tarafsız ve Doğru Haberin Adresi

FLAŞ HABER
Sol Ok
Sağ Ok
Menü
Ara
Facebook Twitter
Haberin Gündemi - Son Dakika Haberler ve Gündem Haberleri ANASAYFASPORGÜNDEMPOLİTİKADÜNYATEKNOLOJİEKONOMİEĞİTİMMAGAZİNYAŞAMKADIN

Dr. Cemil ULUSAN

ÖDEVİNİ YAPMAMIŞ İLKOKUL ÖĞRENCİSİ GİBİYİM

Size de olur mu bilmem. Böyle yapacak bir işiniz yoktur da sanki yarım kalmış tamamlanmayı bekleyen ödevleriniz varmış gibi hissedersiniz. Bitirmeden de rahat etmeyeceksinizdir hani. Hani gönül rahatlığıyla televizyon seyrederek keyif yapamazsınız. Gönül rahatlığıyla gevşeyemezsiniz. Gönül rahatlığıyla aylaklık edemezsiniz. Neyse işte o esnada meşgul olmak istediğiniz ona konsantre olamazsınız. Bir şeyler vardır aklınızda ve kısa bir süreliğine hasıraltı etmişsinizdir sanki. Ben kendimce tarif etmeye çalıştığımdan yeterli gelmemiş olabilir diye örnekleri arttırayım; mesela dağ gibi bulaşık bekliyordur mutfakta da sizin aklınızdan çıkıvermiş gibi yada arabanın farını mı açık unutmuşsunuz yada evden çıkarken kapıyı kapatmamış olabilirmişsiniz gibi, öyle şeyler işte…

Ödevini yapmamış ilkokul öğrencisi gibiyim. Hem canım oyun oynamak istiyor hem de aklımın büyük bir tarafı derste-defterde. Ha şimdi, ha birazdan, az sonra diye erteleyip duruyorum kendimi. Bir kez daha dokunayım da şu topa, şu pozisyonu bitireyim de hele bir, bak şimdi şu taraftan bir çaktın mı! Gol olsun gidicem eve. Hemencecik yaparım soruları. İki dakika mı almaz anlatma konusu, ezberlerim hepsini, ‘ohooo daha çoook var!’

Ödevini yapmamış ilkokul öğrencisi olma halim ilkokul yıllarında pekte yakın olduğum bir his değildir aslında. Genelde ödevlerimi yapmış olurdum çünkü. Bir iki kez tamamını yetiştirememe gerginliği yaşadığıma dair hatırımda kalan huzursuzluk içime öyle işlemiş ki bazen anlam veremediğim anlarda kalbime-zihnime doluşuveriyor. Güneşin sıcaklığının yavaş yavaş belirginleştiği bahar aylarında ortalığa çöken çise gibi duman gibi bir hal. Arkalarda bir yerlerde ışığın varlığının farkındasınızdır da net değildir ortalık yani, bakışınızı- görüşünüzü rahatsız eden bir tatsızlık vardır sanki. Tarif bile edemiyorum görüyorsunuz. Özetle ödevini yapmamış ilkokul öğrencisi gibiyim. İşin tuhafı yapmak zorunda olduğum ödev ne onu da bilmiyorum. Arkadaşları mı arasam acaba? Ne demişti öğretmenimiz bugün? Matematikten almadığım soru falan mı kaldı?  Tam sınıftan çıkarken duyamadığım son dakika bir hayat bilgisi konusu mu vardı okumamız gereken? Resim miydi, el-işi miydi, dil bilgisi miydi? Her neyse işte! Neydi? Ney ?

Hayatın anlamının tek cümlelik özetlere sığdırılmasını sevmediğimi daha önce de anlatmıştım. Hayatın, varlığın ve insanın o kadar basit temel bilgiler eşliğinde tanımlanabileceğine ihtimal vermiyorum çünkü. Bize öğretilen doğruların bile aslında doğru olmayabileceği gerçeğini düşünmek istemiyoruz. Kolayı seviyoruz gibime geliyor. ‘Gibime geliyor’ u fazla; Baya baya kolayı seviyoruz. Bilim öyle söylüyor yani. Bilim beynimizin ve bilinçli olarak düşünme halimizin kolay olan yolu seçmeyi sevdiğini söylüyor. Mesela bilincimizin duyduğu farklı olsa bile geçmiş tecrübelerinden yola çıkarak doğru olması en muhtemel cevabı kabul ettiğini söylüyor.  Öncelikle gözümüze inandığımızı söylüyor kısaca. Hatta bazen gözümüzle gördüğümüzü bile eski deneyimlerimizin doğrultusunda farklı yorumladığını anlatıyor,  bazen yanlış bile yorumlayabiliyor zihnimiz gördüklerini. Bazen baya-baya hatalı yorumluyor. İnanın bana bu söylediklerim ‘ilüzyon’ muş diye eğlendiğimiz gösterilerin neredeyse tamamında sürekli kullanılan bilgiler. İlüzyonu- eğlenceyi bırakın bu tarz durumları örneklendiren Nöro-Psikiyatri bilimine dayalı bir dünya deneysel çalışma ile dolu internet ortamı; izleyebilirsiniz. Ekrana yaklaştıkça hareket ediyormuş gibi davranan siyahlı-beyazlı şekiller mesela;  Sanki dönmüyorlarmış gibi gelir size ama aslında oldukları yerde sabit öylece duruyorlardır, onlar gibi yani. Denk gelirsem her fırsatta bakıyorum, size de tavsiye ederim.

Nöro-psikiyatri biliminin insan algısının işleyişi ile ilgili çalışmaları gördükçe,  bazı hislerimiz de bilincimiz tarafından yanlış mı yorumlanıyor acaba? Sorusunu sormaya başlıyor insan ister istemez.

Acaba ‘ ödevini yapmamış ilkokul öğrencisi ‘olma hali: zihnimin alışkanlıkları doğrultusunda ikide bir önüme düşen hatalı nörotik bağlantılarımın sonuçlarından biri midir?

Çocukluğu boyunca sürekli ödev yapmış, sürekli ders çalışmış, sonraki yıllarda daha da fazla saatler boyunca hep bir şeyler okumuş-yazmış zihnim, önümde zorlayıcı bir sebep ( sınav gibi, sunum gibi ) olmaksızın salına-salına gündelik olaylarda sörf yapmayı ( internet sörfü demiyorum, zihinsel bir şeylerden, eskilerin diliyle tefekkürden bahsediyorum ) beceremiyor mu artık?

Boş-boş boşluğa bakmaya çalışırken bile o derin karanlıklardan şekiller mi üretmeye yelteniyor acaba?

Daha küçücükken ateşin ‘gaz’ diye tanımlanmış olması bile yatmamışken aklıma, bunca yaşımda aklımı uykularda bile yatıramıyor muyum yoksa?

Yoksa ilkokuldan beri yapmadığım- yapamadığım ödevlerimin vicdan azabını mı çekiyorum?

Yoksa var edilmiş olmanın bedelini mi ödüyorum?

Aklımda yapmak zorunda olduğum bir şeyler takılmış gibi sanki, ve yapmayınca da huzursuz oluyormuş gibiyim. Tuhaf! Çok Tuhaf!

Tıp fakültesi 5. Sınıfta psikiyatri stajı yaparken, üç-beş psikiyatri dersi dinlemiş tıp öğrencileri olarak birbirimiz hakkında kişilik analizleri yapardık. Kendimizce eğlenirdik anlayacağınız. Kişiliğini tanımlayıverirdik bir bakışta arkadaşlarımızın.

-Ooooo sende depresif kişilik var!

-Sende maniksin o zaman! Baya baya öforiksin işte!   

Kalabalık muhakkak konuya karışırdı, ortalık yarım doktor analizleri ile can çekişirdi:

-Anti- sosyal misin sen?

 -Bu var ya bu! Kesin bi-polar!

Gençlik işte, çocukluk; kanda delilik olduğu yıllar. Muhabbet savrulurdu-dağılırdı muhakkak. Muhakkak döner dolaşır kişilik bozukluğu esprilerine yaslanırdı.

-Sende kişilik bozukluğu olmasın J Kişiliği bozuk bunun ya J

- Yok! Yok! Kişiliksiz O! Kişiliksiz J

Benim nasibime de  manik yakıştırması düşmüştü o kargaşada. Üstelik hep bir ağızdan manik  olduğuma karar kılmışlardı arkadaşlarım; Şaşırmamıştım. Tıpkı bugünlerde olduğum gibi sürekli koşturup- koşuşturup sürekli konuşup- konuşturtup ( o zamanlar da sağlık programı hazırlayıp sunuyordum ) acemi yüzücünün sudaki hali misali çırpınıp-çabalayıp ve hatta bazen debelenip bir türlü ama bir türlü kendimi rahat bırakmıyor olduğumdan sebep; ben de kendimde aynı teşhisi doğru bulmuştum diyelim.

-Sen kesin manik’ sin oğlum! Kesin manik’ sin! Kesin yani.

Yirmili yaşlarda önünde koskoca- sapsağlıklı -upuzun bir hayat olduğunu düşünen; üstelikte tıp fakültesi öğrencisi, üstelik yerel bile olsa bir televizyon kanalında, üstelikte sağlık programı gibi ağır bir programın yapımcısı ve sunucusu ben, itiraf ediyorum biraz maniktim. Öğrenciliğime  yeteri kadar konsantre olamadığım gerçeğini de bu sıfat sayesinde kamufle etmiştim diyelim. Kolayıma geldiydi. Hoş geldiydi…

İşin doğrusu enerjiktim zaten, hatta fazlaca enerjiktim. Sürekli ve devamlı bir yerlere yetişmeye çalışıyordum. Sürekli ve devamlı bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyordum yada zamanı planlamayı beceremiyordum hiç. Zamanlamayı geniş tutamıyordum bir türlü. İlla sıkışacaktım; illa sıkıştıracaktım. Hep son dakikada-son saniye de yetişecektim. Hep son ana kadar vedalaşmayacak ve hep ve muhakkak, illaki ama illa stres hissedecektim. Öyle de kaldım.

-Yerinde duramıyor musun? diye soruyorlar şimdilerde yine  bana.

Cevap veriyorum :

- Evet!

Yerimde duramıyorum. Yerimde dururken yer hakkında düşünüyorum, göğe bakarken gök hakkında düşünüyorum, Düşünürken ellerimin boş durmasına dayanamıyorum, ellerim boş durursa ayaklarımı tutamıyorum. Boş vakitlerimde boş-boş tutulamıyorum. Kendimle bir olsam bile kendime tutunamıyorum..

Ödevini yapmamış ilkokul öğrencisi gibiyim. Hangi nöronum hangi nöron arkadaşlarını yanına topladıysa bilmem, hangi bağlantılarla zihnimin nerelerine uzandılar bilmem. Duygularıma mı iliştiler, motor aktivitelerime mi bulaştılar, kişiliğime mi karıştılar ilgilenmiyorum. Tek ilgilendiğim şey kendime yapacak iş arayıp durduğumdur.

Kızlarıma mukavvadan barbi evi, minişlere yemek odası, cici-bicilere oyun alanı. Küçüğünü havalarda uçur, büyüğüyle atçılık-yarışçılık. Gülüme gül yetiştir, güllere su yetiştir. Sevdiklerim için yeni hayaller, hayallerim için yeni planlar. Planlarım için yeni hesaplar. Uzay, ay, mars ve jupiter. Galaksi, hidrojen, helyum ve karbon.  Mekanik, elektronik, fizik ve kimya. Şiir, kafiye, hece, düz yazı. Sonra evren, sonra madde, sonra enerji. Sonra bir daha kalem, bir küçücük çizgi ve bir küçük gölge. Sonra illaki zaman, illaki uzay-zaman. Sonra kütle, sonra çekim, en sonra kütle-çekim. Sonra bugün, bir sonra dün ve en sonra yarın…

Ödevini yapmamış ilkokul öğrencisi gibiyim anlayacağınız. İşin kötüsü ödevim neydi hatırlayamıyorum…

  YORUM YAP / YORUM OKU
DR. CEMİL ULUSAN DİĞER YAZILARI
-

ANASAYFA | GÜNÜN HABERLERİ | FOTO GALERİ | VİDEO GALERİ | KÜNYE | REKLAM | İLETİŞİM | RSS
Haberingundemi.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz.




Spor Gündem Politika Dünya Teknoloji Ekonomi Eğitim Magazin Yaşam Kadın Sağlık