09 Mayıs 2016 Pazartesi 09:33
'Beren'le Neşeli Bir Çiftiz, Acayip Eğleniyoruz'

Kenan Doğulu cephesinde değişim rüzgârları esiyor... Sahne dışındaki hayatı, bir süredir ‘popstar' klişelerine uymuyor: Evlendi, barklandı, partilerden, gecelerden uzak yaşamaya, gazete demeçlerine mesafeli yaklaşmaya başladı. Biz “Bütün bunlar yaşının ve yaşadıklarının olgunluğu olsa gerek” derken, meğer Doğulu bize sürpriz yapmaya hazırlanıyormuş. Geçen hafta Kenan Doğulu'nun ‘İş Sanat'ta sahneye çıkacağını öğrendik. İşin ilginç kısmı, sahnede yeni caz şarkılarını söyleyecekti. E canlı performans dendiğinde Türkiye'de kuşkusuz akla ilk gelen isimlerden biri o... Peki şimdi artık sahneden dinleyicisini coşturan Kenan Doğulu yerine, bir sandalyeye oturmuş, sakin sakin caz söyleyen biri mi olacaktı karşımızda? Ne olup bittiğini kendi gözümle görmek için atladım provasına gittim. Hem bir taraftan da bu ay çıkacak albümü ‘İhtimaller'in şarkılarını dinlemiş olacaktım. Konser saat 20.30'da ama Doğulu ve kalabalık müzisyen ekibi prova için erkenden mekânda yerini almış...

Zaten bir onlar, bir teknik ekip, bir de ben varım o saatte İş Sanat'ta. Merdivenlerde karşılaşıyoruz: “Ooo arkadaşım buradaymış” dediği anda yukarı bakıyorum ama tanımakta zorlanıyorum. İki sene önce en son görüştüğümüzden beri çok zayıflamış. Yaş almak da yaramış. Hatta göz kenarlarındaki ince çizgiler bile... Altında deri pantolon, üzerinde bir ceket. O sahneye doğru seyirtince ben de peşine takılıyorum. 25 kişilik kalabalık bir sahne arkası ekibi var. Kimi kostümler, kimi sahne detayları için koşturuyor. Kulisten geçip sahnede yerini alıyor. Zaten hayranıyım, Türkiye'nin en önemli caz müzisyenleri bu iş için ilk kez sahnede ve ben ilk dinleyicileriyim... Onlar sakin, ben heyecanlıyım. Çalmaya başlıyorlar. Tek tek yüzlerini süzüyorum. Hepsinde bir yandan “Çok çalıştık ama proje güzel oldu” özgüveni, bir yandan da “Acaba beğenecekler mi” kaygısı var. Swing, caz ve etnik caz gibi türler arasında yolculuk başlıyor. Gitardan çıkan armoniler, basla bütünleşiyor; piyanonun tınıları salonda yayılıyor. Aradaki uzun sololarda bir konser salonunda değil, samimi ama şık bir caz kulübünde hissediyorsunuz. Sahnede konuşarak değil, müzikle anlaşıyorlar.

Enstrümanlar adeta dilleri olmuş. Mesela biri bateriye güçlü vurunca, diğeri ona bakıyor ama piyanosuyla cevap veriyor. Ona ne kadar hayran olduğumu bildiği için, bana karşı öteden beri tuhaf bir sempatisi var. Buna güvenerek, provaya her ara verdiklerinde soluğu Doğulu'nun yanında alıyorum. İlk fırsatta caz albümü fikrinin nereden çıktığını soruyorum. İçindeki ‘keşifçi müzik adamı'ndan bahsediyor. O keşifçiyi hep canlı ve üretken tutmaya çalıştığını anlatıyor: “Ara albümler yapmak, böylece şarkıların başka şekillerini insanlara ulaştırmak, başka yerlere müzikal yolculuklar yapmak hep çok hoşuma gitti. Kendi işlerimi deforme etmeyi seviyorum. Söylenmiş şarkıları farklı şekillerde söylemek üzerine hep bir açlığım var. Caz albümü hazırlamak da hep hayalimdi. Rüya bir ekip bir araya geldi. Bir senedir ‘sessiz sedasız' üzerinde çalışıyoruz. Ben bu ekibe Türk milli caz takımı diyorum,” Özgüven bu ya, yıllar önce çıkardığı ‘Caz Yapma' şarkısını hatırlatıyorum sırıtarak...

Basıyor kahkahayı: “Konservatuarda klasik müzik öğrencisiydim. Ne zaman caz ya da pop çalsak hocalarımız bize kızardı. ‘Caz yapma' lafı da aramızda o yıllardan kalma bir şaka. Yani aslında tam tersi. O yıllarda da bu müzikleri yapardık.” Şarkılara gelince... Aslında ezbere bildiğimiz parçaların farklı versiyonları dökülüyor enstrümanlardan: ‘Aşkkolik', ‘Aşk Oyunu', ‘Baş Harfi Ben', ‘Can Bebeğim', ‘Ex Aşkım', ‘Koca Çınar', ‘Sımsıkı Sıkı Sıkı', ‘Yazmışsa Bozmak Olmaz'... Eski şarkıları arasında böyle caz formlarına uygun çok şarkısı olduğu için seçim yaparken zorlanmış. Ve yeni hit ‘İhtimal': Henüz yayımlanmayan bu şarkı, “Var mı sence bir ihtimal” diye herkesi aşka davet eden sözlerle başlıyor. Ona göre bu yeni hit umut veren bir şarkı. Umuda ihtiyacımız olan bu dönemde, yüzleri biraz gülümsetmeyi amaçladığını söylüyor:

“Tarihin bu karanlık zamanlarında tatlı laflar eden, naif sözleri olan bir şarkı insanlara iyi gelir diye düşündüm.” ‘Karanlık zamanlar' deyince söz dönüyor dolaşıyor memleket meselelerine geliyor. Yaşananların müziğine ve hayatına ne kadar yansıdığını anlatıyor: “Canım ülkem Türkiyem'de bu tip savaşlar, kavgalar varken gözüme uyku girmesi mümkün değil. Sabaha karşı uyanıp sürekli beste yapıyorum. Zor bir dönemden ve zor bir testten geçiyoruz. İnsanlar fazla öfkeli, hep bir şeylerin savaşı ve mücadelesi içerisinde. Zor bir döneme tanıklık etmek bir müzisyen için hem ilham verici hem de bir o kadar zor ve kırıcı. Çünkü her şeyin tozpembe olduğu bir dünyanın içinde insan çok iyi üretemiyor. Biraz içerlemek, bozulmak, üzülmek sizi üretim aşamasına sokuyor. Bende de stüdyoya girip yeni bir şeyler yapıp insanlara müziğimle umut vermeye çalışmak gibi bir refleks doğuruyor. Ülkenin bu tatsız halinde çok fazla konser yapamıyoruz. Yapsak da tadı tuzu olmuyor” diyor.

Bunları söylerken o hep pırıl pırıl parlayan gözleri yerde sabit bir noktaya takılıyor. Bugünden mutsuz. Peki geleceği nasıl görüyor? Umutlu mu her şeyin ileride daha iyi olacağına dair? Cevap gerçek kadar katı: “Valla ben ‘eğlendiren' taraftayım. O yüzden de hep umut vermeye çalışıyorum...” Laflamaya ara verip provaya geri döndüğünde artık kafamdaki o hareketsiz caz konseri imajı yerle bir. Sadece iki şarkıda sandalye üzerinde oturuyor, sonra hooop bildiğimiz Kenan konserlerine dönüyor sahne. Yine ayakta ve hareketli. Yeri gelmişken söyleyelim, bu caz projesinin konserleri bu ilk konserle sınırlı kalmayacak. Provası bittiğinde saat 19.30. Saatlerdir çalışıyor ve aç. Konserden önce bir yemek molası veriliyor. Tabağına azıcık püre ve küçük bir parça et alıyor. Ben olsam asla doymam. Zaten ben onun zayıfladığını düşünürken, onun bana “Kilo almışsın biraz” demesine bozulmuşum, ben hiçbir şey almadan birlikte kulisin yolunu tutuyoruz. Öyle büyük kulis kaprisleri olanlardan değil. Sadece mumları sevdiğini öğreniyorum. O hazırlanırken yine dibine çekiyorum sandalyemi... Uzun süredir konuşmuyor. Neden eskiye nazaran daha kapalı yaşadığını merak ediyorum.

Dört-beş yıl öncesine göre daha kapalı yaşadığını kabul ediyor: “İnsan ister istemez yoruluyor. Bazı şeyleri azaltmak, biraz izole olmak, hayatın tantanası içinde kendine zaman ayırmayı öğrenebilmek gerek” diye noktayı koyuyor. Çünkü kapalı hayattan girip nereye geleceğimi bilecek kadar çok röportaj yaptık bugüne kadar. Özel hayat onun kırmızı çizgisi. Ama Türkiye'nin rüya çifti olduklarını düşününce dayanamıyorum, kızacak diye korkarak kedi gibi miyavlıyorum kulağına: Peki Beren (Saat) hayatını nasıl değiştirdi? Bu kapalılıkta payı hiç var mıydı? “Artık tek kişilik değil, çift kişilik düşünüyorum. Hayatı rock'n roll yaşamanın şekli değişti tabii biraz. Hayatta yalnız olmadığını hissetmek insana güç veriyor. Aşkın, zekânın ve güvenin verdiği huzur, vücudumu ve zihnimi dengeliyor. Evlenmeden önce de uzun bir flört ve sevgililik dönemi geçirdiğimiz için imzayı attıktan sonra da çok şey değişmedi hayatımızda. Romantik ve neşeli bir çiftiz, birlikte acayip eğleniyoruz” derken gözlerinin içi gülüyor.

Beren Saat'e çok aşık olduğu her halinden tavrından belli. Peki evli bir besteci olmak, imkânsız aşklara kılavuzluk eden şarkı sözlerini nasıl etkileyecek? Korkmayın! Şarkılarında aşkı dibine kadar anlatmaya devam edecek. Çünkü sadece kendi yaşadıklarından değil, etrafında gördüklerinden de besleniyor: “Şarkı yazmak bir besteci için sadece kendi yaşadıklarıyla sınırlı kalıyorsa, içindeki yaratıcı melek asosyal demektir. Analiz etmek, dışarıya bakmak, yaşananların içinden herkesi ilgilendiren konular bulmak gerek. Diğer türlüsü bir müzisyeni bir kısırdöngüye sokar.” Tam bu sırada konser vakti gelip çatıyor. Ben seyircilerin arasına karışıyorum. Kenan, sahne için son hazırlıklarına dalıyor. Ve Doğulu sahnede... Daha önce onu defalarca sahnede izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki şarkıların bu caz hali çok eğlenceli. Set programından dolayı konsere kıtı kıtına yetişen Beren Saat, en ön koltuktan şarkılara eşlik ediyor. Doğulu, ‘İhtimal' şarkısının “Doğru söyle yerimde olsan seni seçmez miydin?” sözlerini onun gözlerine bakarak söylüyor. Onların bu âşık halleri salondaki herkesin suratına bir gülümseme yayıyor. E ne diyordu Kenan: “Ne yaparsan yap aşkla yap!”

Anahtar Kelimeler:
BerensaatKenandoğulu
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.