03 Mart 2016 Perşembe 12:01
'Gerçekle bağdaşmayan haber yapma tarzından uzaklaşmak gerek'

Marmara Üniversitesi (MÜ) İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yıldırım, gerçekle bağdaşmayan haber yapma tarzından uzaklaşmak gerektiğini belirterek, "Türkiye'de insanlar bir haber yaptığı zaman önceden verdikleri bilgilerle kendi okurlarını, kendi taraftarlarını zihinsel olarak hazırlıyorlar, onlara belli bir psikoloji aktarıyorlar. Bunu yalan haber üreterek yapıyorlar ve insanlar yalana inanıyor, yalanla toplumdaki gelişmeleri algılamaya başlıyor" dedi.

Yıldırım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasındaki görüşmeyle ilgili bir gazetede yer alan ve Gül tarafından yalanlanan habere ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye'de genel olarak medyanın çok fazla karşıt bir dil kullanmaya yöneldiğini ifade eden Yıldırım, bazı medya organlarının haberi ortaya koymak yerine kendi öznel görüşlerini temel aldığını söyledi.

Yıldırım, gerçeklikle alakası olmayan, yorumları da içine katarak yayın yapmanın tasvip edilir bir durum olmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Özellikle Türkiye'nin terörle ciddi anlamda mücadele ettiği bir dönemde bu konularda daha objektif olmaya, daha doğru haber vermeye dikkat edilmesi gerekiyor. Terör sadece belli bir gruba yönelmiş değil. Toplumun bütün kesimlerine, ülkenin siyasal bütünlüğüne yönelen bir tehdit, dolayısıyla bunları haberleştirirken, televizyonlarda, gazetelerde dosya yaparken yalanlarla, yanlışlarla ilişkisi olmayacak doğru bir biçimde, bizim toplumsal bütünleşmemize katkı sağlayacak, en azından bunu tehdit etmeyecek bir dilin kullanılmasına dikkat edilmesi gerekiyor.

Türkiye'de insanlar bir haber yaptığı zaman önceden verdikleri bilgilerle kendi okurlarını, kendi taraftarlarını zihinsel olarak hazırlıyorlar, onlara belli bir psikoloji aktarıyorlar. Bunu yalan haber üreterek yapıyorlar ve insanlar yalana inanıyor, yalanla toplumdaki gelişmeleri algılamaya başlıyor. Bu da hep şikayet ettiğimiz kutuplaşmayı körükleyen bir şey aslında. Bu nedenle yalan haber, gerçekle bağdaşmayan haber yapma tarzından uzaklaşmak gerek. Hukuk önünde de bunların hesap vermesi gerekiyor. Hukuk, sadece iktidarı hizaya çekmek için gerekli olan bir şey değil, yanlış yaptığı zaman herkesin hesap vermesi için gerekli."

Medya için de hukukun işlemesi gerektiğini, hukukun herkese lazım olduğunu belirten Yıldırım, "Asıl sorun, hukuk karşısında mesuliyet yaşamadan, insan haklarına saygılı davranmadan, yine bizim toplumsal varlığımızın bütünlüğüne duyarlılık içinde olmadan davranılması" dedi.

- "2-3 saat sonra yalanlanan bir habercilik anlayışı dünyada yok"

Gazeteci-yazar Sevil Nuriyeva da Türkiye'de "yavan ve ahlaksızlığa dayanan habercilik" üzerinden bir algı operasyonu girişimi olduğunu söyledi.

Bu tür gazetecilik örneklerinin,Türkiye'nin güvenliğine tehdit oluşturduğunu kaydeden Nuriyeva, şunları aktardı:

"Dünyadaki başka demokratik ülkelerde böyle bir gazetecilik yaklaşım tarzı olmuş olsaydı nasıl bir karşılık bulurdu sorusunun cevabını hepimiz vermeliyiz. Şunu göreceğiz, hiçbir demokratik ülke, kendi güvenliği söz konusuyken, ulusal çıkarları söz konusu olurken bu tür eylemleri gazetecilik, medya özgürlüğü olarak değerlendirmez. Bu tür vakalar, kınamalarla geçiştirilmemelidir. Bunu, sadece ayrı ayrı siyasi kişilerin hakaretle gözden düşürülmesi, itibarsızlaştırılması olarak değil, devletin ve ülkenin bütününe saldırı olarak değerlendiriyorum."

Erdoğan ile Gül arasındaki görüşmeye dair yapılan haberin yalanlanmasına ilişkin ise Nuriyeva, "İster Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan, ister önceki Cumhurbaşkanımıza yönelik bu tür yalan haberleri toplumu bölmeye, parçalamaya ve ülkenin siyasi istikrarını bozmaya yönelik bir kasıt olarak görüyorum. Sadece siyasi bütünlüğümüze, istikrarımıza değil, vatandaşın rahat ve özgür bir biçimde yaşama hukukuna da saldırıdır bu. 2-3 saat sonra yalanlanan bir habercilik anlayışı yoktur dünyada" ifadelerini kullandı.

- "Haberin itibarı kalmadı"

Kırıkkale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cennet Uslu ise medyada yalan veya provokatif habercilik anlayışının gelişmesinde siyasetin rolü olduğunu savunarak, "Türkiye'de siyasi kavga çok keskinleşti, çok kızıştı. Bu siyasi kavgada demokratik yollarla başarıya ulaşamayanlar, yenilenler, seçimlerde başarısızlığa uğrayanlar başka tür araçları sürekli zorladılar ve denediler, başka tür araçlarla başarıya ulaşmaya çalıştılar. Hükümeti devirmeye çalıştılar vesaire... Bu siyasi kavgada her şeyi mübah görmeye başladılar. Bunu varlık-yokluk meselesi olarak tanımladılar. Karşı tarafın zaferi, onların yokluğu olarak, imkan ve avantajlarının ortadan kalkması olarak görüldü. Her türlü aracı herhangi bir ahlaki, hukuki kaygı gözetmeksizin kullanabilir hale getirdiler" değerlendirmesinde bulundu.

İnsanların kendi takip ettikleri, destekledikleri medya grubundan haberleri aldıklarını ve onlara inandıklarını kaydeden Uslu, "İki tarafın da fanatikleri dışında kalan geniş kesim, medyaya ve haberlere güven duymuyor" diye konuştu.


Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.