10 Ocak 2016 Pazar 11:44
Bahçeli: Ortadoğu'yu tekrar bölmek istiyorlar
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ankara Kızılcahamam'da 3 gün süren partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Merkez Disiplin Kurulu (MDK) ve TBMM Grubu Ortak Toplantısı sonrası basın toplantısı düzenledi. Bahçeli, toplantıda fikri, siyasi ve gündeme ilişkin değerlendirmelerin etaplar halinde gerçekleştirildiğini, kampın verimli ve başarılı geçtiğini söyledi. Bahçeli, "Ortadoğu'yu tekrar bölmek istiyorlar. rtadoğu'yu yeniden parçalamayı, hücrelerine kadar sömürmeyi; insan ve doğal kaynaklarını tamamen eritmeyi hedefliyorlar. Bunun için kaos fitilini tutuşturup, Ortadoğu'yu bütünüyle sömürge kafesine tıka basa doldurmayı projelendiriyorlar. Büyük Orta Doğu Projesi'nin çıkış gayesi de budur" dedi.

Devlet Bahçeli, Türkiye'nin ana gündem konularını etraflıca analiz etme fırsatı bulduklarını belirttiği basın toplantısında, Ortadoğu'daki sancılı, bir o kadar kaotik ve karmaşık atmosferin tarihsel boyutuyla ele alındığını söyledi. Bahçeli, 2015'te Türkiye'yi ve dünyayı yakından etkileyen politik gelişmelerin yanında, 2016'ya yönelik beklentilerin de anlatıldığını, Irak ve Suriye'deki Türkmenler'e sistematik zulüm ve eziyetlerin yanı sıra milli dava olan Kıbrıs konusundaki çalışma ve tespitlerin görüşüldüğünü kaydetti.

Bahçeli, 24 Kasım 2015'de hava sahamızı ihlal eden Rus uçağının düşürülmesinin ardından ortaya çıkan sosyal ve ekonomik maliyetlerin kapsamlı şekilde paylaşıldığını, 26. Dönem TBMM'de, parti Meclis grubuplarının faaliyet ve çalışmaları hakkında bilgi verildiğini söyledi. Bahçeli, yeni anayasa süreciyle birlikte ilkeli duruş hakkında bütün dava arkadaşlarının bilgilendirildiğini söyledi.

ÖZGÜRLÜK LAFTA KALMAKTADIR

Bahçeli, AKP'nin zorla dayattığı başkanlık sistemine karşı net tutum ve bakışlarının bir kez daha teyit edildiğini belirten Bahçeli, yaygınlaşan adaletsizliği, devasa boyutlar alan ahlaksızlığı dert edinen, insan hak ve hürriyetlerini hakkıyla savunanın da görülmediğini belirttiği konuşmasında, "İnsanlık vicdanı çoraklaşmaktadır. İnsani haslet ve özlemler çürümektedir. Milli, tarihi ve yerel hassasiyetler yok sayılmaktadır. Etnik, mezhep ve dini kutuplaşma tehlike saçmaktadır. Gizlense de, medeniyetler birbirini yutma gayesiyle mevzilenmektedir. Şiddet hakim bir üslup ve politika haline gelmiştir.Hangi devlet veya milletin daha çok silah ve parası varsa haklı ve pervasız; hangisinin yoksa adeta esir olduğu perişan bir dünya tablosu karşımızdadır. Özgürlük lafta kalmaktadır. Demokrasi yalnızca sözde hatırlanmaktadır. Uluslararası hukuku takan ve tanıyan da gerçek manada pek yoktur. Ortadoğu'daki derin kamplaşmanın, dökülen masum kanların, dövülen, dağlanan ve dağıtılmak istenen tarihsel mirasın müsebbiplerini uzaklarda aramanın da akılcı bir yanı yoktur. Birinci Dünya Savaşı sürerken haritalar üzerinde keyfi oynamalar yapıp en ince detaylara kadar coğrafya taksimatına soyunanların kapanmamış bir hesabı vardır. Osmanlı'yı hasta adam ilan edenlerin tedavi edilmemiş aç gözlülükleri, tasfiyesi olmayan hınç ve hırsları vardır.Dün bize parmak sallayıp üzerimizde plan yapanların kor gibi içten içe yanan kin ve öfke dolu emelleri son derece acımasızdır" dedi.

ORTADOĞU'YU TEKRAR BÖMEK İSTİYORLAR

Bahçeli konuşmasında, "Ordadoğu'yu tekrar bölmek istiyorlar. Ortadoğu'yu yeniden parçalamayı, hücrelerine kadar sömürmeyi; insan ve doğal kaynaklarını tamamen eritmeyi hedefliyorlar. Bunun için kaos fitilini tutuşturup, Ortadoğu'yu bütünüyle sömürge kafesine tıka basa doldurmayı projelendiriyorlar. Büyük Orta Doğu Projesi'nin çıkış gayesi de budur. Arap Baharı isimli isyan dalgasının ana amacı da buna hizmettir. El Kaide, IŞİD, El Nusra, Boko Haram, PKK, PYD ve diğer terör örgütlerinin silahlandırılıp maşa olarak kullanılması, kiralık örgüt kategorisinde görülmesi rastlantı değildir. AKP hükümeti bu küresel oyunlara alet olmuş, cinayet projelerini maalesef ki destekleyerek zalimlerle aynı safa girmiştir. Hiçbir yasal ve anayasal dayanağı olmayan BOP'a, gururla eşbaşkanlık yapan Recep Tayyip Erdoğan'ın Ortadoğu'nun bugünkü kanlı manzarasında payı ve parmağı vardır. Türkiye'nin tüm komşularını karşısına alan ve Haçlı niyetlerine kanan AKP'nin, şu günkü dehşet döngüsünde katkısı inkar edilemeyecek düzeydedir. Erdoğan sayesinde Türkiye Ortadoğu'dan soyutlanmıştır. AKP'yle Türkiye, tarih ve kültür bağlarıyla sımsıkı bağlı olduğu Ortadoğu'dan uzaklaştırılmış, ötelenmiş, çok açık biçimde dışlanmıştır. Görüyor ve üzülerek şahit oluyoruz ki, Türkiye Suriye'nin içişlerine karışmanın vahim sonuç ve çatlaklarını her düzeyde, her şekilde yaşamaktadır. AKP, Irak'ta yanlış ata oynamanın, Mısır'da tarihin yanlış tarafında durmanın, İsrail'de istismarcı tutumların, İran'da tutarsız hamlelerin, Libya'da tenakuz dolu hataların, Kıbrıs ve Kafkaslar'da milli politikalardan keskin savrulmaların bir numaralı sorumlusu ve suçlusudur. Bunu söylemeyi istemezdik, ama Türkiye'nin dış politikası kalmamıştır" dedi.

MİLLETİMİZ KANDIRILMIŞTIR

Bahçeli, Irak'ta Müslümanlar topluca infaz edilirken, Afganistan harabeye çevrilirken ABD askerlerine başarı dilediği gün AKP'nin tükenmiş, iflas ettiğini belirtti. Peşmergenin Ayn el Arab'a geçmesine izin veren, PYD ve PKK'ya cömert destekleri sessizce izleyen AKP olduğunu belirten Bahçeli, "IŞİD'e uzunca bir süre tepki göstermeyip, sınırlarımızı yabancı savaşçı ve teröristlere açan, Suriye muhalefetinin arkasında durmak adına Türkiye'nin uluslararası imajını bozan AKP'dir. Türkiye'nin milli çıkar ve bekasını Barzani'nin keyfine, terör örgütlerinin eline bırakan da AKP'dir. Davutoğlu 27 Kasım 2015'de 'Fırat'ın batısına geçeni vururuz' diyordu. Erdoğan 10 Kasım 2015'de 'Fırat'ın batısına kimse geçemez' sözleriyle kararlılık mesajları veriyordu. Peki ne oldu? Nitekim olan aynısıyla şudur: YPG terörü geçen hafta Fırat'ın batısına geçmiş, Teşrin Barajını ele geçirmiştir. Buna karşılık hem Erdoğan hem de Davutoğlu, ısrarla bu terör kuşatmasını inkâr etmiş, bölgeden gelen haberlerin doğruları yansıtmadığını vurgulamışlardır. Yani gerçekler saptırılmış, milletimiz kandırılmıştır" dedi.

ÇÖZÜM SÜRECİ HENDEK OLMUŞTUR

Sözde Kürdistan inşasının devam etmekte olduğunu belirten Bahçeli, konuşmasının devamında, "Erdoğan'ın, 19 Kasım 2014'de, Barzani'nin huzurunda Kürdistan'dan bahsetmesi, TBMM'deki bölücülerin Kürdistan yaygarası, Doğu ve Güneydoğu bölgelerine ayrı bir tanımlama getirme küstahlıkları Türkiye'nin nereye sürüklendiğinin işaretidir. Gerçekten de Ortadoğu'ndan tüten boğucu ve yıkıcı duman Türkiye'yi sarmıştır. Kaldı ki yıkım ve çözülmenin asıl hedefi de Türkiye'dir. Türkiye'nin Lüblanlaşması, yani etnik ve mezhebi çerçevede ayrılıp birbirine girmesi hız ve ivme kazanmıştır. Cizre, Silopi ve Sur'da Ayn el Arap, yani Kobani provaları yapılmaktadır.

Kazılan hendeklerin içine bin yıllık kardeşliğin imhasını sağlayacak etnik dinamitler döşenmiştir. Ve işin daha da vahamet yanı ise, bugünlere açılım, çözüm, barış ezber ve tavizleriyle gelinmesidir. Erdoğan'ın mimarı olduğu, canını koyduğu, baldıran zehri içecek kadar gözünü kararttığı çözüm süreci hendek olmuş teröristleri saklamış, silah, bomba olmuş kahraman Mehmetçiklerimizi ve polislerimizi şehit etmiştir. Başbakan Davutoğlu dün Afyonkarahisar'da, son çukurlar, hendekler kapatılıncaya ve kamu düzeni sağlanana kadar operasyonların süreceğinden bahsetmiştir" dedi.

Bahçeli konuşmasının devamında Davutoğlu'nun boşa konuştuğunu, çünkü samimi olmadığını belirtirken, "Daha düne kadar kamu düzenini ihlal edip devletin egemenlik haklarına meydan okuyan teröristlerle masaya oturup Türkiye'yi pazarlık malzemesi yapan Davutoğlu'nun başında bulunduğu AKP hükümeti değil miydi? Daha düne kadar İmralı'nın ağzının içine bakan, PKK'ya her istediğini demokratikleşme kandırmacasıyla veren bu AKP hükümeti değil miydi? Daha düne kadar Kandil'e kriptolu telefon gönderip Türk askerine PKK'ya operasyon yapmayın emri veren bu işbirlikçi AKP hükümeti değil miydi? Hem süreç ihanetiyle PKK'nın şehirlere konuşlanmasına göz yumarlar, hem de operasyon derler. Hem PKK'nın süreç ihanetinden istifade edip silah ve mühimmatları il ve ilçelere doldurmasını seyrederler, hem de kamu düzenini savunurlar. Hepsinden mühimi ise, hem Oslo'da özerklik ve özyönetim sözü verirler, hem de üniter devlet ahkâmı kesip Türk milletinin aklı ve onuruyla alay ederler. Bunlar yalancı, korkak, nankör ve ikiyüzlüdür. Bunlar Türklüğün hasmı, Türkiye'nin iktidardaki muhalifidir. Türkiye AKP'den ibaret değildir, AKP'ye, kaçak saraya bırakılamayacak kadar da büyük ve muazzam bir ülkedir" diye konuştu.

BAŞBAKANIN 'KAOSA GEÇİT VERMEDİK SÖZÜ YALAN DESTANIDIR

Başbakan'ın, partisinin Afyonkarahisar'da dün düzenlenen 24. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda çok talihsiz değerlendirmelere imza attığını belirten Bahçeli, "Davutoğlu, esefle karşıladığımız konuşmasında; kaosa geçit vermediklerini, Türkiye'yi de, gönül coğrafyamızı da zaafa uğratmadıklarını iddia etmektedir. Bu Davutoğlu hangi alemde yaşamakta, dünyaya hangi gözlükle bakmaktadır? Türk devleti Cizre'de sokaklara tam manasıyla giremezken, Sur ve Silopi'de hala hakimiyet kuramazken, Başbakan'ın kalkıp kaosa geçit vermedik sözü hayal mahsulü, yalan destanıdır. Hele hele gönül coğrafyamızı zaafa uğratmadık sözü ancak cahillere söylenecek bir saptırmadır. Her gün gelen şehit haberleri yüreklere ateş gibi düşmektedir. Saraydan başını çıkaramayanlar, israf ve haram içinde yüzenler; bu milletin oturacak evleri dahi olmayan mazlum evlatlarının şehadetine ya duyarsız ya da kör ve sağırdır. Sayın Davutoğlu, polislerimiz canlı hedeftir, görmüyor musun? Askerlerimiz haince katledilmektedir, anlamıyor musun, hala neyin düzen ve dirliğinden bahsediyorsun? Ortadoğu'da kan gövdeyi götürüyor, Türkiye Suriye'den sonraki vahşet durağı olarak devreye alınıyor, Davutoğlu Erdoğan'la birlikte pembe tablolar çiziyor. Suriye'nin Azez Kenti'nin Duden Köyü'nde 75 Türkmen'in kafası kesildi, AKP'den bir ses, bir telin ve taziye duyuldu mu? Gazze'dekilere ağlayanların, Türk ve Türkmen ölümleri karşısında suskun kalması en hafif tabirle zulme ortaklıktır, cinayetlere payandalıktır. Ülkeyi ve milleti hedef alan operasyonlara, ameliyatlara karşı durduklarını söyleyen Davutoğlu, sen bu asılsız ve uyduruk tezleri kimin adına, kime yaranmak adına seslendiriyorsun?" dedi.

YENİ ANAYASA BİR İHTİYAÇTIR

Bahçeli, anayasa yoluyla millet olmadıklarını, anayasa yoluyla devlet kurmadık belirttiği konuşmasında, "Ve bu yolla da ne devletimizi ne de milletimizi kaybetmeye, heba etmeye, yeni baştan 36 etnik kimlik çürümüşlüğüne göre bina etmeye tahammül edemeyiz, izin veremeyiz. Yeni anayasa bir ihtiyaçtır. Buna diyeceğimiz bir şey yoktur. 140 yıldır süren bu tartışma geniş katılımlı bir mutabakatla sonuçlandırılmalıdır. Buna da itirazımız olmayacaktır. Fakat Türkiye'nin yeni anayasa kılıfı altında başkanlık sistemine geçmesine; demokrasiyi özünde benimsememiş, muhalif seslere katlanamayan, parlamenter sisteme kilit vurmak için her kumpastan medet uman ilkel zihniyetlere ortak olamayız, göz yumamayız. Türkiye'ye seçilmiş despot değil, yeni bir anayasa gerekmektedir. Türkiye'nin sorunu sistem değil, var olan sistemin makul ve ahlaki çalıştırılmaması, devletin rasyonel ve hızlı karar alacak ehil ve milli ellerde olmamasıdır.

Bugün başkanlık isteyenler, yarın hanedanlık kuracağız derlerse ne yapacağız? Bugün başkan olacağım diyenler, yarın Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihi ve milli mirasını tamamıyla ters tasarruflarla dağıtırsa ne yapacağız? Bugün başkan olanlar, yarın krallık iddiasında bulunurlarsa buna nasıl mani olacağız? Her yönetim ve sistem tercihinin coğrafi, sosyolojik ve tarihsel bir temeli vardır. Bu temel dinamitlenmeden, ki bunun adı darbe veya devrimdir, var olan devletimizin adını, ruhunu, ilke ve esaslarını değiştirmek kesinlikle imkansızdır. Bu itibarla AKP'nin başkanlık hayalinden vazgeçmesini, Davutoğlu'nun ise Erdoğan'ın oyununa gelmemesini istemek en tabii beklentimiz ve tavsiyemizdir. Biz yeni anayasada vatandaşlık tarifiyle oynanmasına karşıyız. Biz Anayasa'dan Türk ifadesini çıkarma provalarına sonuna kadar karşı çıkacağız. Ve biz Türkiye Cumhuriyeti'nin simge ve özeti olan Anayasa'nın ilk dört maddesinin tahrip edilip kurnazca alaşağı edilmesine de direneceğiz. Şunu unutmayalım ki, yeni anayasayı Türk milleti adına yapmayı istiyoruz. Anayasa'dan Türklüğün ayıklanması ahlaksızca planlanırken, dikkat etmemiz ve çok yakından takip etmemiz gereken önemli gelişmeler vardır" dedi.

MHP'nin karıştırılması, oyalanması, hatta susturulup içine kıvrılması için faal ve sinsi bir çalışma olduğunu öne süren Bahçeli, "Tertemiz vicdanına, sağlam iradesine, isabetli kararına güvendiğim hiçbir dava arkadaşım bu akıntıya kapılmayacak, sebebi ne olursa olsun fırsat vermeyecektir. Milliyetçi Hareket Partisi Türk-İslam ülküsüne adanmış, millete ve vatana feda edilmiş ömürlerin şeref ve namus yuvasıdır. Bu yuvayı bozmak kimsenin harcı olmadığı gibi, buna göz de yumulmayacaktır. Biz boyunduruk altına girmeyecek bir davanın, el etek öpmeyecek bir ecdadın, mücadelesinin bedelini canıyla ödemiş binlerce ülkü şehidinin yaşayan neferleriyiz" dedi.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket her zamankinden daha fazla birbirine kenetlenmesi gerektiğini kaydeden Bahçeli, "Milliyetçiliğe kulp takma ve kara çalma yarışına girenlerin tercih ettikleri yöntem ve vasıtalar devlet ve milleti acıklı, sancılı, oldukça da kanlı bir parçalanmaya götürmektedir. Bizim yok oluşuna seyirci kalacağımız ne bir vatan, ne de bir millet vardır. Şayet ihanetin ölçeği daha da artarsa, hükümet karşısında vakur ve sabır gösteren Türk milletinin, alt kimlik duraklarında bir parçasını kaybetmesi tedrici de olsa, yerinde bir tabirle ifade edecek olursak şaşırtıcı olmayacaktır" dedi.

Ülkemizin bölünmeyi hızlandıracak ve her alana yaygınlaştırabilecek dinamiklerle karşı karşıya olduklarını belirten Bahçeli, "Yerli ve yabancı mahfiller; Türk milletini birbirine düşürmek, bilhassa Türk-Kürt cepheleşmesini tetiklemek, etnik kargaşayı derinleştirmek, ayrılıkçı beklentileri uyandırmak amacıyla yoğun gayret içerisindedir. Kazılan hendekler, sözde özyönetim ilanları, terörist eylemler bunun göstergesidir. Analar ağlamasın diye gösterilen sabır ve metanet sınır ötesi bir hal alarak uyanan siyasi bölücülüğü bırakınız sakinleştirmeyi, daha da yüreklendirmiş ve kışkırtmıştır. Nitekim tehlike had safhadadır. Büyük ve ana gövde olan Türk milletinin milli tepkilerini zayıflatan en önemli iki faktörden birisi de hiç kuşkusuz yoksulluktur. Yoksulluk, işsizlik milli kimliği aşındırmış, hassasiyetleri sulandırmış ve arka plana itmiştir. Türk milli kimlik erozyonunun diğer ayağı ise sağlıksız ve maksatlı biçimde yayılan, sosyolojik olarak geri bir form olan millet altı yapılanmalarının güçlenmesidir" diye konuştu.

 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.