29 Mart 2016 Salı 07:22
'300 bin Suriyeli çocuğa Türkçe öğreteceğiz'

Kariyerini göç üzerine çalışmalarla şekillendiren ve 15 yıldır bu konuda birçok faaliyetin altına imza atan Sunata, Suriyeli mülteciler konusundaki projeleri hakkında AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Üniversite olarak Suriyeli mülteciler konusunda yapabilecekleri hususunda önceliği eğitime verdiklerini ifade eden Sunata, "Milli Eğitim Bakanlığı, belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yaparak, Türkçe eğitim seferberliği başlatmaya planlıyoruz. 300 bin Suriyeli çocuğa, Türkçe öğretmeyi planlıyoruz. Suriyeli olup ana dili Arapça olan çocuklara ikinci dil olarak Türkçe öğretmek istiyoruz. Şu anda Suriyeli çocuklara Türkçe eğitim verecek öğretmenler eğitimden geçiriliyor. Yaz aylarında kamplarda değil şehirlerde ikamet eden ailelerin çocuklarına Türkçe eğitim vermeye başlayacağız." diye konuştu.

Sunata, Türkçe öğrenmenin mülteciler için eğitim ve sosyal hayattaki aktivitelerini yapabilmeleri hususunda kritik önem taşıdığına dikkati çekerek, şunları söyledi:

"Türkçe eğitim, mültecilerin Türkiye'ye uyumu konusunda olmazsa olmazdır. Türkçe eğitim verilmemesi durumunda mültecilerin hayat mücadelesi daha zorlu geçecek. Yarın Suriye'de savaş bitse bile Türkiye'dekilerin en az yüzde 50'si geri dönmeyecek. Burası, bir kısım Suriyeli'nin asıl vatanı durumuna geldi. Eğer bunları eğitmez ve entegre etmezsek, ileride çok ciddi sorunlarla karşı karşıya gelinebilir. Çocuklar suç örgütlerinin tuzaklarına düşebilirler. O yüzden kritik olan bu göç hareketini iyi yönetmek gerekir. Acilen büyük entegrasyon politikalarını hayata geçirmemiz lazım. Aksi durumda başımız çok ağrıyabilir. Bu konu; akademinin, devletin ve sivil toplum kuruluşlarının konusudur."

- "Sınırların kapatılmasıyla göç önlenemez"

Yrd. Doç. Dr. Ulaş Sunata, mültecilere güvenlik gerekçeleriyle yaklaşmanın yanlış olduğunu belirterek, patlamaları gerçekleştirenlere "göçmenler yapıyor" şeklinde bakmak yerine, terörist algısıyla yaklaşmak gerektiğini anlattı.

Bombacılarla göçmenlerin birbirinden ayrılmasının önemine işaret eden Sunata, "Güvenlik problemini göçmene yüklediğiniz zaman sıkıntı yaşarsınız. Göçmenden korkarak, güvenliği kimse sağlayamaz. Ayrıca hiçbir devlet de göçü durduramaz. Öyle sınırları kapatarak da göç engellenemez. Çünkü göçmen sorunu çok kompleks bir hal almış durumda. Ülkesini terk etmiş insanları potansiyel suçlu gibi görüp ve buna bağlı gelişmeleri öyle okursak, olumsuz algıya katkı sunmuş oluruz. Bu da sorunu çözmez tam aksine içinde çıkılamaz bir duruma getirir." değerlendirmesinde bulundu.

- "Türkiye mültecilerin statülerini belirlemeli"

En fazla Suriyeli mülteci bulunan ülkenin Türkiye olduğunu hatırlatan Sunata, Ürdün ve Lübnan'da da azımsanmayacak düzeyde mülteci yaşadığını kaydetti.

Sunata, "Türkiye, Suriyeli sığınmacı konusunda kilit ülke oldu" diyerek, "Ürdün ve Lübnan'daki mültecileri nüfuslarına göre değerlendirdiğimizde oran daha yüksek. Ancak, her iki ülkenin durumu Türkiye'ye göre daha iyi. Çünkü entegrasyon konusunda mültecilerle iki ülkenin insanları aynı ırktan ve aynı dili konuşuyorlar. Bu iki ülkeye dünyadan çok fazla yardım gidiyor. Türkiye'nin entegrasyon konusuna acilen el atması gerekiyor ve bu konuda hızlı hareket etmesi lazım. Bu mültecilere Türkiye'nin artık misafir gözüyle bakmaması gerekiyor. Çünkü, Türkiye'de doğan Suriyeli çocuk sayısı 500 bini geçti. Onun için yasal düzenlemelerin hızlıca yapılması ve bunlara mülteci statüsünün verilmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Suriyeli mültecilerin Batı'ya gitmeye çalışmasıyla gündemde düşmeyen göç hareketinin II. Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük göç olarak yansıtıldığını ancak aslında en büyük düzensiz göçmen akını olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Ulaş Sunata, sözlerini şöyle tamamladı:

"Eskiden ulus devletlerin göç hareketlerini kontrol ediyor, istediklerini alıyor, istemediklerini kabul etmiyorlardı. Avrupa Birliği hep 'insanlık dersi veren' bir güç gibi gösterirken, birdenbire aslında onun çok farklı korkuları olduğunu net bir şekilde gördük. İnşa etmeye çalıştıkları insanlık değerlerinin yıkıldığına tanık olduk. Aldıkları mülteci konusunda çok seçici davranmaya çalıştılar. Bazı ülkelerin islamofobi dediğimiz bir anlayışla mültecileri Müslüman oldukları için almak istemediğini fark ettik. Diğer bazı ülkelerin sadece işine yarayacak, kolayca entegre edebileceği, daha kalifiye olan mültecileri almak üzere kurguladıkları ortaya çıktı. 2015'te patlayan göç dalgasıyla kontrol edilemez oldu ve bir kırılma yaşandı. Bunun içinde Avrupa, Türkiye ile anlaştı. Şimdi, yıkılan insanlık değerlerini yeniden iş birliğiyle inşa etmek gerekiyor."

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.