Hafta sonu yaşanan Trafik olayını biliyorsunuz. 15 yaşında bir çocuk araçla kaza yapıp 3 cana neden oldu.
Zaten haberini de gerek yerel, gerek ulusal basında okudunuz, gerekse ulusal TV kanallarında izlediniz.
Bundan 5-6 yıl evvelde Hacı Bektaşi Veli şenliklerinden gelen bir yolcu otobüsü yine Tarsus-Ankara karayolunda kaza yapmış ve o kazada hatırladığım kadarıyla 34 can yanarak hayata veda etmişti.
Bu kez kazada 3 ölü var.
Buradan hayatını kaybedenlere br kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.
TV’lerde yazılı basında görüyor, okuyoruz.
Hergün biryerlerde onlarca kaza meydana geliyor. Hem maddi hasar oluyor, hemde insanlar Trafik canavarına kurban gidiyor.
Her ne kadar ateş düştüğü yeri yakar densede, bu kazalar birgün bizimde başımıza gelebilir. Dün ölenlere ne kadar üzülsekte başına gelmeyen acıyı tam hissetmez.
Sizlerin, bizlerin hepimizin üzülmemesi için Trafik canavarına durdiyebilmemiz için tedbirli olmalıyız.
..
Trafik kurallarına hargiyen uymalıyız.Bu konudaki küçük hikayeyi okunamınız için yan sütunuma alıyor, kazasız belasız günler diliyorum.
Ahmet farkında olmadan hız sınırını aşmıştı. Trafik arabası peşine takılınca bunu farketti ve bir kenara çekip durmak zorunda kaldı. Trafik aracından inen memuru görünce rahatladı. Bu Halil’di, kendisiyle her cuma namazda yanyana geliyorlardı…
Arabasından çıktı:
"Merhaba Halil", dedi. "Seni görmek ne güzel…"
Halil:
"Arabana gir Ahmet", dedi."Trafik kurallarını ihlal ettin…"
Ahmet utanmıştı ama yine de birşeyler uydurmaya çalışıyordu:
"Uzun zamandır çocuklarımı görmedik, seyahatteydim. Onlara bir an önce kavuşup sarılmak için hız yapmış olmalıyım" dedi.
Halil bey kendisini bir kez daha uyardı. Ahmet arabasına oturdu. Suratı bir karış asıktı. Camiye gittiğinde bir daha yanına oturmayacak, hatta yüzüne bile bakmayacaktı.
Polis memuru birşeyler yazdı.
Ahmet başına gelecekleri biliyordu. Zaten üç kere Trafik memurlarına yakalanmıştı. Halil bey herhalde ehliyetine el koyacaktı. Morali fena halde bozulmuştu.
Halil bey camı tıklattı ve kendisine cebinden çıkarttığı bir kağıt verdi. Ahmet şaşırmıştı. Bu kağıt ceza makbuzu değildi. Hızla kağıdı açıp okudu. Kağıtta şunlar yazılıydı:
"Ahmetciğim,
benim bir kızım vardı. 6 yaşındayken senin gibi hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı adam cezalandırıldı. 3 ay hapis yatıp çıktı. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp onları koklayabildi.
Ama ben…
Ben kızımı bir kez daha koklayabilmek,ona sarılabilmek için cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor.
Ve hala kızımı düşünüyorum. Geceleri için için ağlıyorum.
Lütfen sende dikkatli ol ve yavaş git… "
Ahmet bu notu okuyunca 15 dakika yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca çocuklarına ve eşine sımsıkı sarıldı.
Halil bey haklıydı. O, kızına sarılabilmesi için beklemek zorundaydı ve Ahmet o günden sonra kesinlikle hız yapmadı. Kendi çocuklarını düşündü hep…
Ödeyeceğiniz ceza hiç önemli değil. Önemli olan çocuklarımıza doyasıya sarılabilmektir.
Lütfen...
Anneleri, babaları çocuklarından ayırmayın…