Sudan bahanelere alışkın bir milletiz, sudan sebeplerle küseriz bir birimize.
Bazen fare dağa küser, dağın haberi olmaz.
Bazen dağ küser fareye, yeri göğü inletir.
Tartışmanın dozunu kaçırır, neyi tartıştığımızı unutabiliriz.
Birisi durdurup, neyi tartıştığımızı sorsa afallayıp kalabiliriz.
Bazen incir çekirdeğiyle uğraşır, bazen incir çekirdeğini doldurmayan konular gündemimizi altüst eder…
Sadece ikili ilişkilerde, ailede, yakın çevrede, dost ve ahbaplar arasında değil, ülkeyi ilgilendiren her konuda da sudan bahanelerle kriz çıkarmayı iyi biliriz…
Kimin kimle konuştuğunu, kimin kimi kabul ettiğini, kimin konuşması, kimin susması gerektiğini bile kavrayamıyoruz…
***
Bir memurla, bir başbakanın görüşmesini “zirve” diye zırvalayanlarımız çıkabiliyor…
Ya da Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bir başka memurun değerlendirmesini “zirve” diye manşete atarak zırvalayanlar çıkıyor…
Sonra her yıl rutin yapılan toplantıları “sivil-asker” çekişmesi şeklinde algılayanlar bulunuyor…
Sivil dedikleri, yürütmenin başı, asker dedikleriyse memur tarafı…
Yani kim kime küsmüş, kim kimin dediğini yapmamış, anlaşılır şey değil…
Birkaç gündür ülke gündemini Yüksek Askeri Şura toplantısı ve sonrasında alınan YAŞ kararları işgal ediyor…
Kriz olduğu söyleniyor…
Bugüne kadar da öyle yansıtılıyordu…
Asker ne derse o oluyordu, kriz falan çıkmıyordu…
Yani astın istediği olduğunda sorun yok, üstün istediğinin olması için ısrar edildiğinde kriz de vardı, sorun da…
Oysa sorun, astın görevini yapmaması halinde olması gerekir…
Bizde tersi işliyor nedense…
“Ast”, verilen emri uygulayandır…
“Üst” dediğimiz millet adına görev yapanlardır…
“Ast” dediğimiz ise, milletin vergileriyle, görev yapan, görev alanı da yasalarla belirlenen kişilerdir…
Bu bazen asker olur, bazen her hangi bir bakanlıktaki bürokrat veya taşradaki memur, değişen bir şey yok…
Bunun aksinde ise o ülkede demokrasi olmadığı, kurumların ve o kurumlarda görev yapanların yetkilerini aştıkları, emre itaatsizlik ettikleri, yasaların verdiği çerçevenin dışına çıktıkları, suç işledikleri anlaşılır…
Bu gibi hallerde “görev” hatırlatması yapılması gerekirken, “kriz” çıktığını söylemek abesle iştigalden öte bir şey değildir.
Zaten bu nedenledir ki, bazı basının kışkırtmasıyla da kendilerinde “cevher” var sananlar, her dönem dediklerini kuzu kuzu yaptırmayı bilmişlerdir…
Bir kurumda, bir memura verilen herhangi bir alet veya edavatı, görev gereği kullanması için verildiğini bile bile, özel iş için kullandığında soruşturma geçirir.
Hele hele, kendisine emanet edilen alet ve edavatı, halkın aleyhine kullanmaya kalkarsa suçu katlanarak artar…
Askerde de durum farklı değildir…
Askeriyenin en büyük aleti, silahıdır…
Gücünü silahtan ve alır…
Ama o silahlar, halka döndürülmek, iktidara gözdağı vermek için değildir.
Aksine, o silahlar, o güç, düşmanlara gözdağı vermek içindir, kendi insanını korkutmak için değildir, kendi insanının gururu olmak içindir.
***
Ergenekon terör örgütü iddiasıyla başlayan soruşturma ve ardından gelen darbe planlarında “sanık” veya “şüpheli” konumunda olanların, bir masada o ülkenin başbakanının karşısına koymayı düşünmek ve üstelik de ödüllendiriyor gibi terfi edilmesini istemek, hiç de şık durmuyor…
Bunlar olmadı…
Balyozcular terfi ettirilmedi…
Ama tank yürüten, ifadeye “gelmiyorum” diyen yine de terfi ettirildi…
CHP’nin resmiyetteki genel başkanı Kemal Bey, YAŞ’ta “teamülleri” hatırlatma gereği duydu…
Oysa, demokratik ülkelerde “hiçbir teamül, yasadan önce gelemez…”
Hukuku çiğneyerek, teamülleri el üstünde tutamazsınız…
Tutarsanız, orası demokratik bir ülke olamaz…
Ortada bir kriz var, doğrudur…
Ama bu kriz, yasaları uygulamadan doğan bir kriz değil…
Suçluları ödüllendirmeyi isteyenlerin krizidir…
Ne zaman nüksedeceği belli olmayan yaştan bir kriz işte…
Ne mi olur, yasalarda atamaların nasıl yapılacağı belli ve atamalar da o çerçevede yapılıyor.