Son günlerde Türkiye iki olayla yatıp iki olayla kalkıyor. İlki demokratik açılım, ikincisi de Cem Garipoğlu.
Ne enteresandır ki bu olaylardan başka ülkede sorun yokmuş. Tek konuşulacak konular bunlar. Bundan siyasilerimizde memnun kendilerini pek yormuyorlar, çünkü konuşacak başka şeyleri kalmadı. Artık bir şey üretemez hale geldiler. Her gün aynı şeyleri konuşup konuşup karşımıza çıkıyorlar.
Acaba düşünüyorlar mı Ülke insanı aç mı tok mu bayram da ne yaptı çocuğuna harçlık verebildi mi? İstihdam için neler yapılmalı diye düşünmezler. Bunlar önemli değil.
Demokratik açılıma karşı çıkan muhalefet partileri, (sözüm ona muhalefet! Bu arada) sırf bu durumu desteklememek için karşı çıkıyorlarmış. Ama kendileri de bu durumun olmasından yanalar, yeter artık diyorlar bu ülke analar ağlamasın güneydoğumuz kalkınsın işlevlirliliği artsın bir bütün içerisinde kardeşçe yaşayalım istiyorlar. Bunu vicdanları söylüyor, oturdukları koltuklar değil.
Sayın CHP lideri Deniz Baykal, Kürt açılımı için yıllar önce bu şekilde bir çalışma yapmış zaten neden karşı çıkıyor onu anlamıyorum. Acaba bunu kendisi yapamadı diye hükümetinde mi yapamaması için çaba sarf ediyor diye düşünmüyor değilim.
Gelelim MHP’ye, Sayın Devlet bahçeli seçim meydanlarında bir ip atmıştı herkes bu ipi hatırlar bence. Zaten kendi hükümetleri döneminde Abdullah Öcalan getirilmemiş miydi bu ülkeye?
Evet MHP’nin de ortağı olduğu hükümet zamanında yakalanmıştı terör örgütü lideri, ee o zaman sormazlar mı o ip sen hükümetteyken nerdeydi diye?
Gelelim Ak Parti hükümetine yanlış bir yoldan başlayıp bu yanlışı devam ettirmeye kararlı. Eğer sen tüm ülkenin bütünlüğünü sağlamaya devam edeceksen bunları daha önceden düşünüp, şimdi sizi eleştirenler partilerle bir komisyon kurup altyapıyı hazırlayıp daha sonra çıkılmalıydı bu yola.
Son noktayı Hülya Avşar koydu gibi. Sonra anıtkabire gitti. Ne ilginç orada da gazeteciler yaptı. Hülya hanım her zaman ki malzemesini bu kez demokratik açılımda buldu. Ne diyelim yenileri de çıkacaktır bekliyoruz..
Şimdi Sayın Başbakan düşünüyor ne yapabilirim diye?
CHP liderine mektup yazıyım dedi olmadı, randevu talep etti olmadı, MHP zaten en baştan kapılarını kapadı (hatta Cumhurbaşkanına bile) DTP zafer kazanmış gibi meydanlara çıkıp avazı çıktığı kadar bağırıyor. Saygısızlıkları her geçen gün artıyor.
Ama Sayın Genelkurmay Başkanını tebrik etmek istiyorum. Bayramda hiç kimsenin yapamadığını yaptı ve Güneydoğu’ya ziyarette bulundu. Yöre Halkıyla bayramlaştı. Ve açılım için söylediği şey çok manidardı. “siz artık haberleri izlemeyin, günlük yaşantınıza bakın” dedi. Bu sözler anlayana
Benden tüm siyasi parti liderlerine bir önerim var.
Bu ülke sizin babanızın malı değil! Hepimizin ona göre davranın koltuk için değil de bizler için çalışın lütfen.
İkinci,
Cem Garipoğlu, ne büyük bir olay son buldu anlatamam size. Ama bu sözlerimde çok ciddiyim olayın içi derinleştikçe içinden öyle pislikler çıkıyor ki benim midem bulanıyor.
Cem Garipoğlu Münevver Karabulut’u öldürüyor babasına itiraf ediyor, ee artık sonrasını anlayın.
Bu nasıl bir babalık, bu nasıl bir annelik veya amcalık dayılık.. siz bu çocuğu resmen saklamışsınız ve3 karşımıza geçip bizimle dalga geçer gibi davranıyorsunuz.
Ben bu olayı Aile Şerefi adlı bir Türk filminden hatırlıyorum. Başrollerini Minur Özkul ve Adile Naşit’in paylaştığı filmde at arabasıyla ailesine bakan bir adamın ne zor şartlarda ailesinin geçindirdiğini ve mutlu yuvalarını anlatıyor. Bir gün film de oynayan kızı ve en küçük oğlu sinemaya gitmek için çıkıyorlar. Zengin çocuklarda Bağdat caddesinde araba yarışındalar ve o zengin çocuk ufak çocuğa çarpıyor. Kaçıp gidiyor baba da onu kurtaracağını söylüyor. Tıpkı şu anda olduğu gibi.
Evet ilk başlarda kurtarıyor. Ama zengin çocuk ablaya göz koyuyor, zengin yaaaa…. Ve işte olan oluyor. Baba dayanamıyor ve zengin çocuk ve babası kaçarlarken yakalanıyorlar ve baba onları öldürüyor.
Umarım arada kurduğum bağı anlamıştırsınız. Şu anda da aynı senaryo, aile 197 gün perişan, baba her gün haykırdı bu olayın arka bahçesine de bakın diye. Şimdi bakınca tüm aile nerdeyse suçlu görünümünde kalıyor.
İşte Türkiye açılımı bu!