Her şey belgelidir. Keşke bu olaylar yaşanmasaydı da, bugün güzellikleri anlatsaydık!...
Balyoz darbe planı davasının sanıklarından emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri'den ele geçirilen notlardaki plânlar, insanın kanını donduruyor.
İddianamede Tanyeri'nin, irtica ile mücadele için PKK'yla işbirliği tezi bile geçiyor.
Tanyeri, el yazısı notlarında “öncelikli hedef olarak gördükleri İRTİCA ile mücadele için, PKK ile işbirliği yapılması gerektiğini” belirtiyor. Yanlış okumadınız!...
Tanyeri iddianamenin 953. sayfasında yer verilen "Süha Tanyeri Defteri Plan Semineri Hazırlık Notları" adlı dosyada, "Bölgede, PKK-KADEK ile işbirliği yapacak kişiler önceden tespit edilmelidir." ifadelerini kullanıyor. Tuğg. Süha Tanyeri, notlarında birinci tehdidin İRTİCA (!) olduğunu iddia ediyor. Zaten, Balyoz ve diğer darbe planları deşifre olunca, bu konuda her şey ayân-beyân ortaya çıkmaya başlamıştı…
Bir başka haber:
Bir üsteğmenin teröristlere ve PKK’lılara ‘kendi adamlarımız’ diye hitap ederek; “Komutanım, çok zayiat veriyoruz. Heronları düşürün veya hedeflerini değiştirin” demesi; mâlûm yarbayın da ‘çaresine bakarız’ şeklinde karşılık vermesi, Türkiye’yi ayağı kaldırdı. MİT’in tespit ettiği kayıtların Genelkurmay’a sunulmasına rağmen, hiçbir işlem yapılmaması ise şehit ailelerini derinden yaraladı. Sadece namaz kıldığı tespit edilen subayları ordudan ihraç etmek için çok aceleci olan TSK. bu hainleri 3 yıldan fazla zamandan beri bağrına basması, aslında anlayana çok şey anlatıyor!…
Bir haber daha:
PAŞA'DAN ŞOK VASİYET: “TÜRKİYE'Yİ TERK EDİN”
Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz'e ait şok sözler şöyle: “Bu ülkeyi terk edin” Gerekçesi ise, “Türkiye'nin her geçen gün İslâmlaşması!!!” (..yani, İrtica!!!)
Şok sözlerin devamı şöyle: “Türkiye'yi terk edin. Gidin kendinizi kurtarın!...
Çünkü Türkiye Araplaşıyor, İslâmlaşıyor, çok feci bir ülke oluyor. Her metre karesine bir cami düşecek ve ezan sesinden uyuyamayacaksınız. Gidin kendinizi kurtarın. ABD’YE gidin, Kanada’ya gidin, İngiltere’ye gidin vs.” diyor... (Belki de ezandan, Şeytan bile bu kadar rahatsız olmuyordur!)
Allahın c.c. kesin emri olan başörtüsünü takan bayanların, şehit annelerinin, hatta “..başbakan hanımı dahi olsa” ibaresiyle, askeri hastahane veya diğer sosyal alanlara girmelerinin kesinlikle yasaklanması, İslâm’a hazımsızlığın en bâriz örnekleridir...
*******
Evet: İRTİCA ile MÜCADELE demek = Dindarlarla, İslâm diniyle, Müslümanlarla ve muhafazakâr halk ile savaş!… ..demekti aslında.
Halkın hassasiyetinden kamufle için, bu uyduruk öcü kelime yıllarca kullanıldı.
Biz bunun böyle olduğunu yıllarca haykırmıştık. Fakat bunlardan gâfil olan birçok kişiden, bu haykırışlarımızın altına, aykırı ve hakaret vârı yorumlar bile aldık...
-“Nasılsa eninde-sonunda bu gâfiller de anlayacak” diyerek, o hakaretleri sinemize çekip, sabretmiştik. Evet, keşke biz yanılsaydık.
“Takke düştü kel göründü” ve zaman bizi çok haklı çıkardı.
· O yıllarda gaflete düşüp, onlara inananlar da pek haksız değillerdi hani:
Bu mukaddesat düşmanları, bu çirkin gayelerinin üstünü örmek için, (Ali Kalkancı, Fadime Şahin, Evrenesoğlu, Öngüt v.b. gibi) Ergenekon ürünü tarikat mensupları türetip servis ederek, sözde “biz işte böyle Müslümanlarla mücadele ediyoruz” havası vermeye çalıştılar.
· Halkın büyük bir kısmını, bu senaryolarla ancak 10-15 sene kandırabildiler.
Aklı başında olan, az buçuk düşünebilen, birazcık ferâset sahibi olan ve araştıran herkes, “İrtica ile mücadele” safsatasının altında, yüce dinimiz İslâm ve Müslüman’larla savaşmak olduğunu anlayabiliyordu. Ancak, ‘Peygamber ocağı’ kabul ettiği ordusunu yıpratmak istemedikleri için, bu safsataya biraz inanmış gibi gözükülüyordu…
· Görüldüğü gibi artık MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR. Her şey açık-seçik ortaya çıktı…
Evet, yüce Rabbimizin de bir hesabı vardı! İşte şimdi o tecelli ediyor…
Önceleri, sadece hanımının veya bir akrabasının başı örtülü olduğu veya sadece namaz kıldığı tespit edildiği için, İRTİCA’Î FAALİYET gerekçesiyle, savunması dahi alınmadan, TSK’DAN her ay yaklaşık 100 kişi ihraç ediliyordu. (O dönemde Topl.1655 kişi atıldı.)
Pasif, cılız ve koalisyon hükümetleri de bu katliâma maalesef seyirci kalıyorlardı, hattâ bu ihraç kararlarını da kuzu-kuzu imzalıyorlardı.
1962 ve 1982 Cunta anayasasına yerleştirilen birtakım hükümler nedeniyle, irtica nedeniyle ihraç edilen bu subaylar, hiçbir şekilde haklarını arayamıyorlardı…
Allaha c.c. binlerce şükürler olsun ki, Halk artık çoğunlukla bilinçlendi.
Cılız, pasif ve koalisyon hükümetlerinin, iç ve dış mihrakların işine çok yaradığını ve halka ve ülkeye çok zarar verdiğini idrak etti. Uyandı ve güçlü bir iktidar çıkardı.
4 Yıl sonra da güvenini daha da arttırarak, %47 oy ile “..işte böyle olmalı” anlamında, “yola devam” dedi.
Şimdi görülüyor ki; gözbebeğimiz olan TSK’nin içine sızmış olan bu art niyetliler, çok direnç gösterseler de tek-tek temizleniyor. İrtica gerekçesiyle ordudan atma kararları, artık şerh ediliyor, reddediliyor ve imzalanmıyor. Şükürler olsun…
Cunta ürünü olan eski anayasamızda yapılan birtakım düzenlemeler de, 12 Eylül 2010’da şuurlu halk tarafından kabul edildikten sonra, onların çanlarına ot tıkama yolunda çok büyük bir adım atılmış olacak.
Halkı “koyun sürüsü” gibi gören bu cunta zihniyetliler, ya akıllarını başlarına alacaklar veya bu ülkeyi terk ederek, yukarıdaki amiral gibi kendilerine ezansız bir ülke arayacaklar. İşte onlar HAYIR kampanyalarıyla bunun mücadelesini veriyorlar…
İşte bunlar ve benzeri birçok nedenlerle, referandumda “EVET” demek, alını secdeye bir defa bile değmiş kişiler için ŞARTTIR ve kaçırılmaz bir fırsattır.
· 12 Eylül 2010’da “EVET” demek, daha fazla demokrasi için bir vicdan borcudur. Mahkeme celbine bile gelmeyen o asi subaylara, halkın açık bir ikâzı olacaktır…
Yani kısacası: “Egemenliğin (cuntacıların değil) kayıtsız-şartsız milletin olmasını isteyenler” bu referandumda mutlaka EVET diyecekler...
· Bugün HAYIR kampanyası yapanlara, lütfen bir bakınız.
Yâ bu cunta anayasasından nemalanıyorlar!
Yâ o nemalananlardan yararlanıyorlar, yani onlardan ciddi OY alıyorlar.
Yâ bu iktidarın (müspet-menfi ayırmaksızın) her icraatına karşı tavır alıyorlar.
Yâ da; din, iman veya mukaddesattan yana, pek nasipleri yok!... Vesselâm.