Senede birkaç gün ilgilendiğimiz siyaset arenasında, meğer ne çirkeflikler dönüyormuş, ne iftiralar atılıyormuş, şu referandum arifesinde çok daha iyi anladık.
Kendi politikalarını övmek yerine; çirkef dalaşmaları, saptırmaları ve acayip iftiraları gördükçe, siyasetten iyice nefret etmeye başladık. Hey gidi üstâdım heyy! Sen boşuna “eûzübillâhi mineşşeytâni VESSİYÂSEH” (Şeytandan ve siyasetten Allaha sığınırım) dememişsin…
Yaşı yetmişi aşmış bir siyaset adamı, küçük dilini göstere-göstere şöyle bağırıyor:
-“PKK ile dört kez görüşen hükümetten mutlaka hesap soracağız. Onları yüce divana göndermezsem nâmedim!...” Hükümet kanadından cevap gecikmiyor:
-“Bizim, dört kez bunlarla (PKK ile) görüştüğümüzü söyleme şerefsizliğini yapanlar, bu ALÇAKÇA İFTİRADA bulunanlar, bunun hesabını vereceklerdir!...”
Bendeniz de ilk anda bu iftira için, “acaba doğru olabilir mi” diye düşünmüştüm.
Hükümet kanadının çok sert cevabını da ilk anda yadırgamıştım.
-“Daha yumuşak bir cevap verilemez miydi?” ..diye düşünmüştüm.
Tâ ki; olayları çok daha yakından izleyen araştırmacı yazarlardan, Yıldıray Oğur’un şu ilginç ve belgesel yazısını okuyuncaya kadar…
Yıldıray Oğur'un yazısı şöyle:
“Ya 99’daki görüşmeler Devlet Bey?”
Başbakan dün Kayseri’de şöyle dedi: “Bizim dört kez bunlarla (PKK) bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir.”
Eee, Türkiye’nin basiretsizlikleriyle test edildiği Kılıçdaroğlu ve Bahçeli “yargıyı ele geçirecekler”den vazgeçip, tel tel dökülen hayır kampanyasını “barışı teşhir” etmek üzerine kurdular ya. Başbakan da bu mevziiye yönelik artan topçu atışlarını “şerefsizler” diye karşıladı Orta Anadolu’da.
- Aslında çok haklı olduğu bir taraf var:
‘Evet, Öcalan son ateşkes kararından önce, devletin bugüne kadar kendisiyle dört kez görüştüğünü söyledi.
Ama “bu görüşmeler bu hükümet, yani AKP döneminde oldu” demedi ki!!!.’
Bu çarpıtma; 2009 rakamından MHP’nin 40. yıldönümünü çıkarmış Devlet Bahçeli’nin matematiksel zekâsının (!) eseri.
- Madem öyle, Bahçeli’nin hesabının bir sağlamasını almak için, bu görüşmelerin tarihlerini ve muhataplarını yeniden hatırlayalım:
1) 1993. Özal’ın koordinatörlüğünde aracılar vasıtasıyla devlet Öcalan’la görüştü...
2) 1997-1998’de Öcalan’ın ateşkes ilânıyla tamamlanan görüşmeler de 28 Şubatçı, Ergenekoncu, Balyozcu paşalardan, Demirel’e, efsane emniyetçiler, darbe karşıtı paşalara kadar herkes trafiğin içindeydi...
- 3) ..Ve sıkı durun; 1999. Öcalan’ın ayrıntılarıyla anlattığı İmralı’daki görüşmeler. Ergenekon sanığı Atilla Uğur’un ismini, bizzat Öcalan verdi. Dönemin komutanı da Hurşit Tolon’du.
Peki, bu görüşmeler olurken Başbakan Yardımcısı kimdi acaba?...
- Doğru cevap: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli idi. (Yani, bu iftirayı atan zât.)
O halde Bahçeli’ye düşen, bir kere olsun gerçekten, sözde değil, özde bir vatansever gibi davranıp, Türkiye’nin bütün geleceğini, evlâtlarını çalan bu savaşın bitmesi için, aynı 1999’da yaptığı gibi susmaktır...
Aynı görev; (Bahçeliye inanıp) “Bak bak! TC. Devleti (sanki bu hükümetmiş gibi göstererek) Öcalan ile konuşup silahları susturuyor” diye, pipisini gösteren çocuk heyecanıyla yazılar yazan, köşe yazarlarına da düşüyor...
AKP’ye çakmak için, ülkenin barış şansını dinamitlemekten çekinmeyen Kemalist yazarlar, size liderlere ateşkesten bahsetmeme mutabakatı öneren, Ertuğrul Özkök kadar basiret diliyorum… Y.O. ..Kalemine sağlık Yıldıray bey.
***
Evet, sevgili dostlarım. Gerçekler, maalesef böyle…
MHP Trabzon eski Milletvekili Orhan Bıçakçıoğlu bile, Bahçeli'nin "Öcalan'la görüşme" polemiği başlatmasına tepki gösterdi. 1999 Olayını ve Öcalan’ın idamının kaldırılmasındaki katkılarını hatırlatarak, tepkilerini gösterdi.
- Halkı, kimlerin ve nasıl aldattıklarını görüyorsunuz, değil mi?...
Bir önceki yazımda da, halkı kimlerin ve nasıl aldattıklarını belgeleriyle özetlemiştim.
İşiyle, gücüyle, okuluyla, ticaretiyle ve bir sürü problemleriyle meşgûl olan halkımız, araştırma fırsatı bulamadığından, Sn. Bahçeli’nin ve diğer kahramanların (!!!) söylediklerini (yani, çarpıtma yollu iftiralarını) doğru zannederek, su-i zanna, nefrete, endişeye ve gıybete kayarak, neticede ise yanlış kararlar verebileceklerdir.
Altmış yıldan beri iktidardan uzaklaştırılmış bir zihniyet ise, işgâl ettikleri kurumları da âlet ve istismar ederek, din, iman, vicdan, ahlâk, hoşgörü, hak, hukuk, tanımadan, gözü kapalı saldırıyorlar. Kudurmuş bir şekilde Şişli’de iftar sofralarını bile basarak, HÂYIR için tepiniyorlar. Onların endişelerinin ise bizim ve halkımızın %80’inin saygı duyduğu İSLAM’LAŞMA olduğunu, cesur olanlar artık itiraf ediyorlar. Yarım asırdan beri sığındıkları, İRTİCA paranoyasına sığınma gereği bile duymuyorlar.
- Balyoz darbe planlarındaki maddelere, lütfen biraz daha dikkatlice bakınız.
Camiler, Müslüman halk, muhafazakâr yazarlar, EZAN v.s. birinci hedefleri olduğu karar altına alınarak imzalanmış bile. Tüm belgeler mahkemelerde olduğu gibi, HSYK’nın hukuku katlederek direnmesine rağmen, birçoğu da deşifre olmuş ve itiraf edilmiş durumdadır. İnşallah, EVET oylarınızla deşifre süreci tamamlanacak ve bu kez “Susurluk olayı gibi ört-bas etmeye” güçleri yetmeyecek…
Bu konudaki hassasiyetimiz, yüce dinimizin, mukaddesatımızın, hür irâde ve demokrasimizin hedef alınmış olmasındandır. Asla siyasi mülâhazalardan değil…
İşte bu endişelerle; doğruları her zaman deşifre etmek zorunda olduğumuza inanıyoruz.
- Basiretli cesur ülkücülerin ve sağduyulu CHP’lilerin, her şeyi göze alarak kendi partilerinden istifa etmelerinin ve EVET kervanına katılmalarının esas sebebi de işte budur...
Kendilerini, hiç de kolay olmayan bu fedakârlıklarından dolayı tebrik ediyoruz.
***
Tekrar hatırlatıyorum:
- Şâyet; HAYIR için çalışanlar yüzünden, netice HAYIR çıkarsa, ordudan atılan ve hâlâ hakkını arayamayan 1655 muhafazakâr subayın ve yakınlarının, 12 Eylül mağdurlarının ve binlerce şehit analarının bedduasından ve de lânetinden, bu hâyırcıları kim kurtaracak acaba?...