“Ar damarı çatlamak”
diye bir deyim vardır.
Utanç duyulacak
şeyleri, sıkılmadan yapmak,
utanmayı bırakmak,
yüzsüz olmak…
Utanmayı,
sıkılmayı terk etmek.
“Ar damarı çatlamış
bu adamdan ne umuyorsun
anlamadım bir türlü”
“O kadından her şey
beklenir kardeşim.
Ar damarı çatlamış bir kere”
Genellikle bu tür cümlelerde
kullandığımız bir deyim.
***
“Ar damarı çatlamak”
Binlerce cümleyi
özetleyecek tek sözdür
bazen.
***
Eskiler ‘haya etmek’
derdi utanmak için.
Şimdilerde ise,
yani çağdaşlaşma süreci
adı altında ikinci plana
atıldı utanmak.
Kim; “Utanırım” diyorsa
ayıplanır hale geldi.
***
Eskiden mahremiyet
neredeyse kutsal bir olguyken.
Şimdilerde televizyonlarda ve
gazetelerde açık açık sergiliyoruz.
Karımızı, kocamızı herkesin
önünde rezil edebiliyor,
içinde bulunduğumuz sıkıntıları
milyonlara canlı canlı
anlatıyoruz.
Ensest ilişkilere çanak tutuyor,
senaryo da olsa ağzımızın
suyu aka aka izliyoruz.
Birileri çıkıp;
“Yapmayın. Ayıptır, günahtır”
dediğinde Allah’ın gericisi diyoruz.
***
Sosyalleşme ve
hayattan zevk alma.
Adı işte böyle.
Öyle tarif ediyoruz
çatlayan damarı.
***
Büyük gazetelerin
sözde yazarları hemen
her gün köşelerinde,
cinsellik, aldatma ve eğlenceye
dair ne varsa yazıyor.
Hem de yüzleri kızarmadan…
Ya sıra,
şah damarına gelirse?