12 Eylül’e kadar daha çok “evet mi, hayır mı, söyler misin bana nedir senin kararın” şarkısını söylemeye devam edeceğiz. Keşke bunu şarkı olarak söyleyip, elimizle, ayağımızla tempo da tutarak şarkıyı mırıldanmaya devam etsek…
Bunu yapmıyoruz, ya anayasa değişikliğini partiler olarak hepten sahipleniyoruz, ya hepten bir partiye mal ediyoruz, ya da “ne şiş”e karışıyor, “ne kebab”ı yakıyoruz…
Anayasa değişikliğine parti olarak bakanların yanında “yargı” olarak bakanlar da, “Yaş” akıtanlar da, “Ana Muhalefet” adresinin değişmesine gönderme yapanlar da var…
Elbette ki darbecilerin yargılanması da var…
Doğrusu ne tümden sahiplenmek, ne tümden reddetmek, ne de iki arada bir derede durmaktır…
Aslında ne istediğinizi bilirseniz, neyi tartıştığınızı da, neyi oyladığınızı da bilirsiniz.
Şu da bir gerçek ki, elmalarla armutları toplamanın bir mantığı yok, ipe sapa gelmez konularla anayasa değişikliğine “hayır” denmesini istemenin de âlemi yok…
Bu maddeler ya iyidir, ya kötüdür; Önceki iyiyse, “hayır” oyu vermek gerekir, önceki kötü, şimdiki daha iyiyse o zaman “evet” demek icap eder…
Buna hangi partili olduğun, nerede siyaset yaptığın değil, bu ülkede yaşayıp, bu anayasayla idare olunuyor olman yeterlidir…
Birilerinin kendi iktidarlarının devamı için anayasa değişikliğine ne diyeceğimizi dikte etmeye çalışmasının etkisi, şimdi pek tutmuyor, fazlasıyla sırıtıyor…
Aslında 12 Eylül darbecilerinin yargılanması da çok önemli değil. Önemli olan “bu kötü niyete sahip” olanların “bir gün bizi de yargılayan çıkar” diye düşünmesidir. Her zaman 30 yıl sonra bu olmaz ya…
***
Peki ne oldu, 12 Eylül’de ve sonrasında…
İstatistikleri sevmem. Bana çok soğuk geliyor, içinde duygu yok, vicdan yok, insani yön bulunmuyor. Bir savaşta “30 bin kişi öldü” diye söylerken, 30 bin insanın tek tek hikâyesinin olduğu aklımıza gelmiyor. Oysa hepsi birer insan, hepsinin ailesi, dostları, sevdalandıkları var…
Ama istatistiklerin güzel yanı da var; eğer haberleri okurken, tarih kitaplarına da bakarken olayın içine girebiliyorsanız, istatistiklerde boğulmamanız içten bile değil…
İşte size öylesine bir istatistik…
Bu sayısal verilere göz atarken, insani yönlerini unutmayın. “mağdur” sayısına, ailesini, eşini, sevgilisini, çocuklarını, annesini, babasını, kız kardeşini, erkek kardeşini, dayısını, amcasını, teyzesini.. bütün hısım ve akrabalarını da ekleyip, “travmanın boyutlarını” tahayyül edebilirsiniz…
12 Eylül 1980’den itibaren başlayan hukuksuzluk sonucunda (istatistiğe girmiş olanlar):
650 bin kişi gözaltına alındı ve 90 güne varan gözaltı sürelerinde ağır işkence gördü…
1 milyon 683 bin kişi fişlendi,
Açılan 210 bin davada 230 bin kişi Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde yargılandı; 7 bin kişi için idam cezası istendi, 517 kişiye idam cezası verildi, 124 kişinin idam cezası Askeri Yargıtay tarafından onaylandı, haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1 Asala militanı), İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi,
71 bin 500 kişi Türk Ceza Kanunu’nun 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı,
98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçlamalarından yargılandı, (Bunların çoğunun hayali örgüt veya zararsız oluşum olduğunu eklemeliyim)
388 bin kişiye pasaport verilmedi, 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı, 18 bin 525 kamu görevlisi hakkında soruşturma açıldı, 14 bin kişi “yurttaşlık”tan çıkarıldı, 30 bin kişi “mülteci” olarak yurtdışına gitti, 366 kişi “kuşkulu bir şekilde” öldü,
644 cezaevindeki toplam hükümlü ve tutuklu sayısı 52 bin kişiydi…
Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi, 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi, 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 14 kişi açlık grevinde öldü, 16 kişi “kaçarken” vuruldu, 95 kişi “çatışmada” öldü, 73 kişiye “doğal ölüm” raporu verildi, 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi,
937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı, 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu, 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi,
400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi, Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci silahla öldürüldü, Gazeteler 300 gün yayın yapamadı, 13 büyük gazete için 303 dava açıldı, 39 ton gazete ve dergi imha edildi, yüz binlerce yayına el konuldu ve imha edildi.
***
Anayasa değişikliğiyle memurlara, işçilere, YAŞ mağdurlarına, kadınlara, çocuklara, engellilere, Şehit yakınlarına ve daha birçok kesime önemli haklar getiriyor ama…
Sadece 12 Eylül olsa bile,
Sadece darbecilerin suçunu,
30 yıl sonra da olsa koca bir millet olarak haykıracaksak bile,
Sadece onların aslında bir hain olduğunun üzerine mührümüzü basacaksak,
Ben bu anayasaya “evet” derim, hem de binlerce…