Atasözleri boşuna söylenmemiş. Her birinde birçok anlamlar yüklüdür.
Bu minvalde, Kavacık Yıldırım Bayezid Camiinde, hârika bir vaaz dinledim.
O vaaz özet olarak şöyleydi: Yüce Rabbimizin; tüm ibadetlerimizi, Ay ve Güneş ile irtibatlandırma hikmetlerini, bir dantel gibi işledi (H. Kemal Ünal) hocamız.
Meselâ; Ramazan ayımız, ay’ın ilk hilal oluşunda başlar, bir sonraki hilal ile biter. Oruçlarımız, Güneş ışıklarının ilk hissedilmesiyle başlar, Güneş batımıyla biter. Bayramlar da, mübarek kandil geceleri de, Güneşimizin uydusu olan ay ile irtibatlıdır. Kurban ve hac ibadeti de, Güneşimizin uydusu olan ay hesabına göre yapılır…
Namaz ibadetlerimiz de Güneşe irtibatlıdır. Hesabı-kitabı, Güneşe göre yapılır.
Dağda, kırda, bayırda olan bir insan, eğer saati yok ise namaz vaktini yine Güneşin gölgesine göre hesaplar. Hatta kıble tayinini bile Güneş referanslı yapar.
- Yani her zaman Güneşi ÖN planda tutmamız gerekiyor…
***
Evet; fiziki veya astronomi bilimi anlamında ne zaman Güneşi ön planda tutarak yani Güneşe yönelerek yürürsek, gölgemiz mutlaka arkamızdan gelecektir.
Bu durum fiziki anlamda böyle olduğu gibi, manevî anlamda da aynen böyledir.
- İslam Güneşi (yani prensipleri) de, ne zaman ön planda tutulursa, ‘dünya menfaatleri’ denilen gölgeler de, mutlaka arkamızdan gelecektir...
Yani, yaşantılarını İslam prensiplerine göre ayarlayan insan, dünya nimetlerinden mahrum olmaz. Dünya nimetleri de onu takip edecek ve onun peşinden gelecektir.
Şayet; İslâm güneşine (yani prensiplerine) sırtımızı dönersek, dünya nimetlerini çok kovalamamız gerekecek ve hiçbir zaman da tatmin olamayacağız. Aynen Güneşe arkasını dönüp, kendi gölgesini yakalamaya çalışan ve de yakalayamayan bir divane gibi!...
İslâm Güneşinin veya prensiplerinin, iş ve sosyal hayatımızla ilgili Şer’î hükümleri şunlardır: Doğru sözlülük, dürüstlük, çalışkanlık, okumak (ilim tahsil etmek), yardımlaşmak, adil olmak, yoksula, öksüze-yetime ve düşküne destek olmak. Anaya-babaya itaat etmek, yaşlılara, hastalara, çocuklara şefkat ve merhametle muamele etmek, yüce dinimize muhalif olanlara ve zalimlere asla meyletmemek. Haramlardan kaçınmak, kendi hakkına razı olmak, kanaat etmek, israf etmemek, zekât, burs, sadaka, fitre vs. vermek.
Gıybet etmemek, yalan söylememek, iftira atmamak, kilolarca altın verilse bile yalancı şahitlik yapmamak, haksızlık yapmamak, içki içmemek, zina etmemek, hırsızlık yapmamak, kalp kırmamak, dargın durmamak, bunlar hep İslamî prensiplerdir.
- İslam prensiplerinin ve âhiret âleminin yanında DÜNYA HAYATI, huzuru, mutluluğu ve zenginliği, âdetâ bir GÖLGE gibidir.
Kim bu İslâm Güneşini, yani İslâm prensiplerini ön plana alırsa, gölge mesabesindeki dünya hayatı, huzuru, mutluluğu, zenginliği ve refahı onu takip edecektir. Aynen yukarıdaki fiziki Güneş ve gölgesi gibi…
*******
Bazı kardeşlerimize, şeytan şöyle bir vesvese verebilir:
- Evet, genelde böyle olabilir, fakat öyle kimseler var ki, bu prensipleri ön plana aldığı ve titizlikle uyguladığı halde, başına bazı belâlar ve musibetler geliyor. Elinde avucunda hiçbir şey kalmayabiliyor. İslâm’dan uzak bazı kimseler de aşırı zengin olabiliyor. Bu nasıl oluyor?...
Cevapların çoğunluğu, kâinatın yaratıcısından:
Öncelikle şu fani dünya hayatımızın bir imtihan, sınanma ve denenme yeri olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. İlâhî mesaj olan şu üç maddeyi dikkatle inceleyelim:
I.- Bazı olağanüstü durumlar, ‘imtihan gereği’ olabilir. Şöyle ki:
Sûre 29, Ayet 2.: Müminler sadece “İman ettik” demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılıvereceklerini, imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannettiler?
Sûre 39, Ayet 49.: İnsanın başı derde girdi mi Biz'e yalvarır, ama sonra ona, tarafımızdan nimet verince: “Ben bilgi ve becerim sayesinde bu serveti elde ettim” der. Hâyır! Bu bir imtihandır, ama çokları bunu anlamazlar.
Sure 21, Ayet 35.: Her can ölümü tadacaktır. Biz, sizi sınamak (!) için gâh şerle, gâh hayırla imtihan ederiz. Sonunda Bizim huzurumuza getirileceksiniz.
Sure 9. Ayet 126.: Onlar, görmüyorlar mı ki; her yıl, bir veya iki kere imtihan ediliyorlar, çeşitli belâlara çarptırılıyorlar da, yine de nifaklarından dönüş yapmıyor, tövbe etmiyorlar, onlar (!) bundan ibret de almıyorlar!…
- II.- Bu belâlar; bazı ihmal, hata, gaflet ve isyanlarımıza, bir nevi tokat olabilir:
Sure 30, Ayet 41.: (Allah'ın buyruklarını umursamayan şu insanların) kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde (bütün dünyada) bozukluklar ortaya çıktı, nizam bozuldu. Felâketler arttı. Doğru yola ve isabetli tutuma dönme fırsatı vermek için, Allah, (onların) yaptıklarının bazı kötü neticelerini, onlara (dünyada da) tattırır.
Sure 42, Ayet 30.: Başınıza ne musibet gelirse, kendi elinizle işledikleriniz yüzündendir. Üstelik günahlarınızın birçoğunu da Allah affeder…
- III.- Ağır suçluların yani Kâfir ve münafıkların cezaları ise ahirete bırakılır:
Aynen; TC. Hukukuna göre küçük suçlar mahallî karakollarda, polis merkezlerinde veya aile içinde halledildiği, büyük ve ağır suçlar ise ağır ceza mahkemelerinde vb. büyük yerlerde görüldüğü gibi…
Sure 66, Ayet 7.: (O gün onlara) ..Ey inkâr edenler, bugün özür beyan etmeyin; ne yaptıysanız onun cezasını çekeceksiniz… (..denilecektir.)
Bir de; Rahman İsm’i celili, dünyada mü’mine de kâfire de tecelli eder. Tekvînî şeriat denilen tabiat kanunlarına ve ticaret prensiplerine uyan kâfirin de başarılı olacağı gibi, bunları ihmal eden mü’minin de başarısız olacağı, yine ilâhî bir tecellidir...
***
Konumuzu toparlayacak olursak; İslam Güneşini yani prensiplerini önüne (ön plâna) alan insanın, gölge mesabesindeki dünya nimetleri de onun peşinden gelecektir.
- İslâm Güneşini yani İslâm prensiplerini arkasına (ikinci-üçüncü plana) alan insanlar veya kurumlar ise dünya nimetlerinden de, pek huzur ve mutluluk duyamadığı gibi, neticede de hüsrana uğrayacaktır… (Bkz.: Yukarıda, II. bölümdeki âyetler.)
*******
Yüce Rabbimiz Kıyamet suresinde de; hakka, hakikate yani İslâm Güneşine arkasını dönenlerin hâlini ve akıbetini şöyle anlatır. “(O Ebu Cehil ve onun gibiler.) ..Ne dini tasdik eder, ne de namaz kılardı. Hep hakkı yalan sayıp ona (İslâm Güneşine) sırtını dönerdi. Bir de yaptığından memnun olarak, çalımlı-çalımlı kendi taraftarlarının yanına varırdı. Yazıklar olsun sana, yazıklar. Sonra yine yazıklar olsun ve vay başına geleceklere! İnsan, kendisini başıboş bırakacağımızı mı sanıyor?...” (75/31.-36. Âyetler.)
Bilvesîle; Mübarek Ramazanınızı tebrik eder, manevî uyanışa vesile olmasını dilerim.