Baykal’ın bin yıllık başkanlığından bıkan ve ona oy vermeyenler Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığını ümitle desteklediler. Hatta hiç CHP’ye oy vermemiş olanlar bile “oyum Kılıçdaroğlunun”dur” dediler. Anketler yapıldı, CHP’nin oyları arttı, ortalık şenlendi. AKP hükümetini istemeyen herkese gün doğdu. Çünkü iletişimde daima yenilik vaat edenler, yeniler tercih edilir. Eski, adı üstünde eskidir. Yeni olan eskiden iyidir hep.
Bu yenilik muhabbetinin tam ortasında, ortalık şenlenirken dedim ki “inşallah iyi bir marka takımı ile çalışır, aksi halde Baykal’ın oy oranına bile yetişemez”. CHP’nin marka takımı ya da iletişim danışmanları kimdir tanımam. Ama şu an ki iletişim yönetiminin iyi olmadığını söyleyebilirim. Zaten partilerde danışman olmanın kriteri genellikle tecrübeli oluşudur. Tecrübe iletişimde gerek şarttır ama ne yazık yeter şart değildir. Kırk yıllık adamlar sadece siyasette tecrübeli diye danışman seçilirler. Eskiden yaptığı uygulama başarılı olmuş diye, yeniye eski uygulama olmaz. İletişim daima yenilik ve güncellik gerektirir. Yine hep Türk siyasetinin zaafı olan, eskiye rağbet burada da karşımıza çıkıyor.
Kılıçdaroğlu’na baktığım zaman sadece rakibiyle kavga eden bir iletişim yöntemi uyguladığını görüyorum. Farklı bir uygulamaları varsa da bilemem, algı bu. Zaten marka algılar topluluğudur. Kemal Kılıçdaroğlu eğer siyasette bir marka olacaksa arzu edilen algısını belirlemelidir. Kemal Kılıçdaroğlu denilince akla gelen ne olmalıdır’ı önce kendileri bilmelidir. Şu anda Kemal Kılıçdaroğlu denilince akla gelen: Meydanlara çıkıp, AKP hükümetine sürekli eleştiren ve Başbakan’a laf atan CHP’nin yeni lideri’dir. Yoğunluğa daha fazla yoğunlukla cevap vermek yangını benzinle söndürmek çabasıdır. Elbette bu da olacaktır ama sadece rakibe yüklenerek siyaset, Kemal Kılıçdaroğlu’nu hiçbir yere taşımaz. İletişimde rakibi eleştirirken, kendi farklılıklarınızı da anlatmak zorundasınız. Günümüzde insanlar güvenilir ve yararlı lider arzu ediyor. Ne istemedikleri ortada: daha fazla zorlayıcı iletişim, boş sözler.
İletişimde vaat vardır. Seçim çalışması, iktidar yarışı nihayetinde partinin, liderini halka kabul ettirmesidir. Tıpkı hedef kitlesi nihai tüketici olan bir ürünün doğru iletişimle pazar payını yakalaması gibidir Kılıçdaroğlu’nun durumu. Reklamcılar ürünün özelliklerini, farklılıklarını, avantajlarını, ekonomisini ya da tüm güzel yönlerini, doğru iletişimle anlattıkları zaman ve firma da bunun kurumsal olarak altyapısını sunduğu zaman pazar payını yakalıyor. Ama Kılıçdaroğlu’nun şu an kamuoyunda yarattığı algı sadece rakip siyaseti üzerinden yürümek. Kemal Kılıçdaroğlu eğer iktidar olursa halka ne vaat etmektedir? İşsizlik, eğitim, sağlık, tarım, AB veya terörle ilgili yapacakları nelerdir? “Bugün Başbakan’a amma da sıkı yüklendi haa!” diyerek ona oy verecek kişi sayısı, onu iktidara taşımayacaktır. Aksi halde halk (iletişimde biz buna hedef kitle deriz) Kılıçdaroğlu’nun yapacağı hiç bir şey yok olarak algılayacaktır.
Kılıçdaroğlu; sürekli kavga eden konuşmalarından, Başbakan’a sen’li ve avam hitap tarzından, iddiasız ve stilsiz kıyafetlerinden vazgeçmeyecekse, şimdiden iktidardan da vazgeçmelidir.
Halk siyasetçiyi dinlediği zaman konuştuklarının içerisinden en ilginç ve yararlı mesajları algılar. Eğer yararlı bir şey söylemezseniz, halkta bir Kılıçdaroğlu algısı yaratamazsınız. Ve eğer algı yaratamazsanız, kamuoyu yaratamazsınız, yani oy alamazsınız. Hangi siyasetçinin yoluna devam edeceğine, hangisinin yok olacağına halk karar verir. Halk kimin kazanacağına karar vermek, oyunun galibini benzerlerinden ayırmak için bir şeyler arıyor. Sayın Kılıçdaroğlu, artık o bir şeyleri biliyorsan söyle!