M E R H A B A Saygıdeğer Okurlarımız.
Öncelikle, her birinize gönül dolusu sevgiler ve saygılar sunuyorum.
Bendenize tahsis edilen bu mütevazı köşemde, her geçen gün, her biriniz ile daha yakından tanışma imkânım olacak inşallah…
1973 Yılında, ulusal basında başlayan yazarlık hayatımda ve kitaplarımda, belli bir guruba, partiye veya herhangi bir kitleye hitap etmedim. Daima % 100’lerin en önemli problemlerini, dertlerini araştırmayı, tespit etmeyi ve bir başka açıdan, en etkin çözümleri, en faydalı reçeteleri üretmeyi ve dostlarımla paylaşmayı tercih ettim.
Herhangi bir kitleye değil, % 100’lere hitap ediyorum, şöyle ki:
Her birimiz farkında olsak da olmasak da, istesek de istemesek de, inansak da inanmasak da, şu anda ‘çok ciddi bir sınavın, imtihanın ortasındayız’…
· Üstelik bu sınavın tekrarı yok, bütünlemesi yok, mazereti yok, iptali yok, imtiyazı yok, hele-hele rüşvet ile halledilmesi hiç yok.
Bu sınavın neticesinde ise ya ebedî hüsrânı ve Cehennemi hak edeceğiz veya bizlere ebedi saadetler yurdu olan Cennet lütfedilecek bize. Bir başka şık ise asla yok…
Bunun farkında olmamak veya inanmamak, bu ‘uzun soluklu’ yolculuğa, sınava ve o müthiş hesaba çekilmeye asla engel değildir.
Sadece ebedi saadetler yurdu olan Cennetlere engeldir…
Aslında bunların farkında olmamak da, akla ve mantığa tamamen terstir.
Mesela: Durakta bekleyen bir tanıdığınızı gördüğünüzde ona sorsanız:
—Nereye gidiyorsun?
—Bilmiyorum!...
—Niçin bekliyorsun?
—Bilmiyorum!...
—Peki, buraya nereden ve niçin geldin? Seni buraya kim gönderdi veya niçin geldin? Diye sorduğunuzda da, yine “bilmiyorum veya farkına değilim” dese, ya akli dengesinden şüphelenirsiniz ya da bilinçsiz ve cahilliğini düşünürsünüz.
Yani, bunların farkında olmaması akıl ve mantığa terstir. Değil mi?...
· İşte aynen bunun gibi; akıl sahibi her insan da ‘bu Dünya âlemine niçin gönderildiğini, burada neler yapması gerektiğini, buradan nerelere sevk edileceğini’ bilmek, öğrenmek yani FARKINDA OLMAK zorundadır…
Oysa her birimiz farkında olmadan, hasbelkader peşin elde ettiğimiz dünya menfaatlerini, ‘ebedi olan Âhiret menfaatlerine’ tercih ediyoruz.
Onlar ile oyalanırken bu gerçekleri düşünmek bile istemiyoruz.
Şu aldatıcı dünya hayatına, eğlenceli meşguliyetlerine, siyasetine veya maişet derdine öyle dalmışız ki, çoğu zaman bu ciddi problemlerimizi unutuyor veya ‘gerçekten sınav halinde oluşumuzun’ farkında bile olamıyoruz...
Bu durumumuzu yakinen bilen yüce Rabbimiz, bizleri şöyle ikaz ediyor:
“Gerçek şu ki siz, şu peşin dünya hayatına çok düşkünsünüz. Onun için Ahireti terk edip durursunuz.” (Kıyamet suresi, 20-21. Ayetler.)
“Şu insanlar, bu peşin dünya hayatını arzulayıp, önlerinde kendilerini bekleyen o ağır günü ihmal ediyorlar.” (İnsan suresi, 27. Ayet.)
· Evet, ömrümüz ‘yani bu sınav süresi’ bittikten sonra pişman olmamak için, henüz yaşıyorken hazırlık yapmanın şart olduğunu da hepimiz kabul ediyoruz. Fakat maalesef bunu da pek değil, hiç ciddiye almıyoruz...
Kısacık yurt içi veya yurt dışı seyahatlerimiz için bile, bir sürü ön hazırlıklar yapıyoruz. Gideceğimiz yerlerin iklim şartlarını hesaplıyoruz, orada hangi para birimi kullanıldığını araştırıyoruz. Oraların lisanı, trafik yasaları, bizden farklı olan örf-adetleri ve kanunları hakkında bile, mutlaka bilgi sahibi oluyoruz.
· Hal böyleyken, ‘o uzun Âhiret yolculuğumuzu ve ebedi hayatımızı ihmal etmek, o konuda da hazırlık yapmamak’ bizlere hiç yakışır mı?...
Saygıdeğer okurlarımız:
Şu stresli şehir hayatımızda, şu etkili ‘küresel kriz’ endişesi içinde, şu karmaşık dünya boğuşmalarında ve çileli ve yoğun maişet yoğunluğunda ‘ihmal ettiğimiz bu önemli problemleriniz için’ sizlerle dertleşmek istiyorum.
· Otuz küsur yıldan beri yaptığım araştırmaları, bilimsel ve belgesel ağırlıklı, maneviyat içerikli konsantreleri ve reçeteleri sizlerle paylaşmak istiyorum…
Hatta sizlerden gelecek soru ve sorunlar için, cevaplarını ve çarelerini, en etkin kaynağından bularak, çağdaş çözüm teknikleriyle sizlere sunmak istiyorum.
Kısacası, hasbelkader içinde bulunduğumuz birçok müşterek dertlerimiz için, el ele, gönül gönüle vererek, çözümler üreteceğimize inanıyorum.
Sizler de benden, dualarınızı ve desteklerinizi esirgemeyiniz…
Sizlerle, arkadaşlıktan öte DOST olmak istiyorum.
Çünkü; arkadaş onca emek verilmiş olan bu yazıları okur ve yararlanır. Dost ise okur, yararlanır, altına yorum yazar, diğer dostlarına yollar ve bir sonraki yazıyı bekler…
Bundan sonraki birlikteliğimizin, her birimiz ve toplumumuz hakkında hayırlara vesile olmasını niyaz ediyor, beni bu güzel ortamda sizlerle birlikte olmaya teşvik eden ‘Haberin Gündemi’ yöneticilerine şükranlarımı arz ediyorum…
A. Raif Öztürk.