Şöyle bir düşündüm herkes İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da, Trabzon'da, Antalya'da oturmuş Güneydoğu sorunu hakkında fikir yürütüyor, çözüm üretiyor. Kimse oraya gidip araştırıp, yada orada masumca, devlet istediği için zorunlu görevini yapanlara ne oluyor burada diye sormuyor. Doktorumuz, öğretmenimiz, askerimiz, memurumuz ne yaşıyor yabancı bir gözle oralarda yaşananları nasıl değerlendiriyor. Bunlar önemli çünkü eğitimli insanlarımızın gözlemleri bizi gerçekçi çözümlere ulaştıracaktır. Siyasetçinin çözümü yada aydın diye geçinenlerin çözümü bir yerden sonra çıkar ilişkisinin içine girer ve çözüm olmaktan çıkar. Çözüm yalın vatandaşın dudaklarının arasından çıkan sözlerin içinde gizlidir. Sonunda Van'da mecburi hizmetini yapan bir doktorumuzun feryadı İstanbul'a kadar ulaştı. Dr.S.Hakyemez kısacık mektubunda öyle gerçeklere değindiki PKK'nın Kürt halkından nasıl destek gördüğünden tutunda, Güneydoğu'da terörün niye bitmediğine kadar birçok gerçekleri siyasetçilerin söyledikleri ve inandırıcılığını kaybetmiş cümleciklere karşılık aslanlar gibi bize öğretti. Kürtlere yapılan açılımın onları ve PKK'yı nasıl güçlendirdiğine ve İstanbul da üç kuruşa çalışıp yine de aç kalan gençlerime inat nasıl bedavadan yaşadıklarına kadar herşey gözler önüne serildi. Okuyunda görün çok bilenlerin Kürt Açılımının sonunun nerelere vardığını ve işin nasıl çözümsüzlüğe doğru gittiğine bir bakın. Devlet otoritesini ve disiplinini ortadan kaldıranların gerçek yüzünü birkez daha görün de ondan sonra kimlerin peşinden gittiğinizi iyice bir değerlendirin. İşte o mektup;
Doktor ; S.HAKYEMEZ ;
Burada halk aşırı şımartılmış. İnsanların işini halletmeyince ya kaymakama gidiyor, ya da “Ben PKK'lıyım, seni vururum” diye tehdit ediliyoruz. Can ve mal güvenliğimiz sıfır. Kimse vergi vermiyor, elektrik-su vb. faturalar ödenmiyor.
Herkese ayda 150 TL çocuk parası (ki çocuk başına), çocuk ultrasonda görüldüğü andan itibaren de mama ve bez parası ödeniyor.
Okula giden her çocuğa devlet harçlık veriyor, harçlık gecikince anneler okulu basıp çocukları okuldan almakla tehdit ediyor.
O çocuklar ne yapıyor peki? Üzerlerinde üniformaları, ellerinde PKK bayrakları ile DTP mitingine gidiyor. Herkese, eksin ya da ekmesin, toprak yardımı yapılıyor (ki zaten kimse ekmiyor ya).
Bu yardımda sadece beyana
bakıyorlar. Adam 5'i 50 yazdırabiliyor. Van'da dağıtılan paraya bakınca, göl bile tarım arazisine sayılsa
az gelir. Her cuma kaymakamlık elden nakdi para dağıtıyor.
Buralarda tek vergi verenler devlet memurları... İnsan içinden ve de dışından lanetler okuyor.
(Bu yazıyı herkese dağıtın, bilinsin. Neden terör de bitmiyor daha iyi anlaşılır sanırım. Terör biterse bu insanlar çalışmak zorunda kalabilir, devlet denetimini daha iyi yapabilir... İsterler mi bu rantın bitmesini!)
Sevgiyle kalın!
Sende sevgiyle kal doktorum. Allah şu mübarek aylarda senin yardımcın olsun. İnsan şu gerçekleri okuyunca Devleti yöneticek insanların cemaat odalarında yetişmeyeceğini bu işin bir disipin ve gerçek vatan sevgisi gerektirdiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Siyasetçi kimliğimiz gerçekten değişmeli, bir şirketle, cemaatle ve şahıslarla çıkar ilişkisi olan samimiyeti olan bir insana siyasi yasak getirilmeli yorum yapmasına bile izin verilmemeli. Yukarıdaki gerçekleri sadece ve sadece vatanı için çalışanlar çıkarsızca vatanını sevenler itiraf eder ve çözümü için kafa yorar. Bir sözümde Saadet Partililere olacak. Arkadaşlar siz dindar insanlarsınız iftar saatinde kuran okunurken kavga etmek, küfür etmek günah değilmidir. Siyaset için dini bir kenara bırakıp, mübarek günlerde kavga etmek ne kadar doğrudur. Demekki Atatürk laiklik derken doğru söylemiş değil mi? Din ile siyaset aynı çatı altında olmuyor değil mi? Siyaset dini de kirletiyor değil mi? Müslümanım, inançlıyım demek yetmez insanın lafına değil eylemine bakılır değil mi? Dinin içinde koltuk kavgası, çıkar kavgası büyük günahtır değil mi? Türk halkı siyasete, ticareti, dini alet edenlere bu yaşananları görünce yüz vermesin değil mi?
HATIRLATIRIM; BAŞKA TÜRKİYE YOK!