12 Eylül’de yapılacak referandumda “evet” oyu kullanacakların da, “hayır”dan taraf olanlarında kendilerine göre haklı gerekçeleri var. Kuşkusuz ortada bir seçim varsa, tercih hakkını dilediğince kullanma hakkı da aynı zamanda var demektir.
Ama bu kez farklı…
Evetçilerin değil ama hayırcıların çok ciddi gerekçeleri var…
Merak etmeyin, işi sulandırmaya niyetim yok.
Zaten Kemal bey yeterince sulandırıyor…
Bazen anayasa değişikliğinin kayısıya çözüm olmayacağını söylüyor, bazen fındığı toplatmayacağını, pamuğu kozalardan ayırmayacağını, otobüsten tek ayakla inmeyi kolaylaştırmayacağını, sek sek sekerek, ara sıra bade dizerek gidenlerin düşme sorununu ortadan kaldırmayacağını, kartalların yüksekten uçmasının engellenmeyeceğini söyleyip, hayır gerekçelerini açıklıyor…
Tabii bunları çok sulu bulanlar da, Kemal beyi ciddiyete davet edip, “içeriğe bak içeriğe” diye hizaya dikmek istiyor…
Bizim kimseyi hizaya getirmeye niyetimiz yok. Zaten darbelere, darbecilere ve darbe özlemcilerine gıcığım. Bu nedenle ben hayırcıların ciddi gerekçeleri üzerinde duracağım, yaş işlerle uğraşacak halimiz mi var. Zaten oruç oruç sulu şeyler pek gitmiyor…
***
Ortada bit referandum var ve iki de seçeneği var; bunun adı da “evet” veya “hayır”dır. “İşim çoktu sandığa gidemedim” gibi gerekçe de var ama “sandığa gidemezsin” diye tehditler savurmak yok…
Dileyen dilediği şekilde oy kullanır ve dileyen dilediği gerekçeyi de ortaya koyar veya “canım öyle istedi” diyebilir. Herkes kendince haklı…
“Ben böyle düşünüyorum” diyenlere saygım sonsuz ama “abim öyle diyooo” diyerek, kendi kararını birilerine ihale edenlere kızıyorum ama hemen peşi sıra AK Parti’ye “kıl” olduğu için “hayır” diyenleri anlıyorum. Hani ben anlayamıyorum ama psikologlar “dokunmayın, rahat bırakın” dediği için anlamış gibi yapıyorum.
Yoksa ben de biliyorum ki, Anayasa değişiklikleri, partileri değil, halkı ilgilendirir, kurumları ilgilendirir, geleceğimizi ilgilendirir.
O nedenle bir partiye kıl olmak, evet veya hayır demek için yeterli sebep değildir.
***
“Abim öyle diyoooo” diyerek kendi hür iradesini ipotek altına alanların abisinin neden hayır dediğini de bilmesi gerekir ama sormak ne mümkün.
Abisinin sebebi çok…
Bahane mi yok, uydur uydur ipe diz…
Bugüne değin “çağdaş” olduklarını söyledikleri halde kadınlara yönelik en önemli adımın atılıyor olmasından rahatsızlık duyduklarından “hayır! hayır!” diyor olabilirler…
Ya da ne bileyim, engellileri hep Engelliler Gününde hatırlamaktan başka ciddi bir iş yapmamışlardır, o nedenle hayır cephesinde kendilerine siper kazmışlardır.
Belki de bugüne değin istismar edilen, üç kuruşa köle diye çalıştırılan, dilendirilen çocuklar akıllarına gelmediği için kızıp hayır diyorlardır…
Memurlara verilen haklar, emekliler, dullar, yetimler, şehit yakınları.. Bütün bunlar “abisinin” hayır deme gerekçeleri değil…
Bunlar “bahane” gerekçeler…
Aslı çok daha başka…
***
“Abi” bu, boru değil ya…
Belki yerden fışkıran silahların kimleri hedeflediği bilinmesin diye “hayır” demesi gerekiyordur…
Ergenekon’un üstünün ve altının örtülerek, kundaklanıp saklanması için hayır diyenler vardır…
“Bir dakika gelir misin?” deyip, 10-15 yıldır gelemeyen insanlarımızın faili oldukları için hayır diyenler olabileceği gibi, ucundan kıyısından bulaşmış olduğundan dolayı faili meçhuller açığa çıkmasın diye hayır diyenler vardır…
“Ne olur babamın failini bulun!” diye inleyen yavrucağın gözüne bakarken, gözünü kaçıranların da “tapu” gibi gerekçeleri vardır.
Gözü yaşlı “hayırcılar” da var…
Mesela mağduriyet çekenlerin döktüğü yaşın sürmesini isteyen hayırcılar da var…
Bu her türlü mağduriyettir, bir konuya takılıp kalmayın…
Mesela YAŞ’ta mağdur edilen insanların “hak arama” peşine düşmemeleri için hayır diyenler bile vardır…
“Babasının çiftliği” sandıkları ve “al gülüm ver gülüm” diyerek bir birlerini ağırladıkları kurumların yapısının değişiyor olması, onlar için “hayır” demenin kırılma noktasını oluşturuyor…
Gördünüz mü?
Bazı hayırcıların çok ama pek çok sebebi var…
Ciddi ciddi sebepler bunlar, hayati mesele, ölüm-kalım savaşı gibi bir şey…
Ama hiç birisinde mağdur olanın mağduriyetinin giderilmesi yok…
Hiç birisinde “hak” kavramı yok ve bunu ehline tevdii etme düşüncesi de yok…
Böylesine keskin bir şekilde “hayır” diyenlerin “evet” dememek için bahanesi çok. Zaten “hayır” demek için sebep bulamazlarsa bile, “evet” dememek için çook ama pek çok sebepleri var…
***
Pardon, evetçilerin mi?
Elbette onların da sebepleri var ama hayırcılar kadar değil…
Anlatmaya çalıştığım hayırcıların gerekçelerinin tersini düşünürseniz, “evetin gerekçesini” de ortaya çıkıverir…