İnsanoğlu sağlığının kıymetini ancak kaybedince bilirmiş derler ya?
Bu sözün ne kadar gerçek ve ne kadar doğru olduğunu birkez daha anladım..
Geçenlerde bir yazısını okuduğum hocam Cengiz Saydam yazısının girişinde "ÖMÜR SERMAYESİNİ NASIL HARCIYORUZ!?" diye sormuş …
İnsan durmadan koşuyor..
Tahsilimi tamamlayayım…
Askerlik, iş,evlilik,ev-bark, emeklilik derken...ve mezar...
Evet mezar...
İnsan mezara koştuğunun farkında değil...
Aldığımız nefeslerimiz bizi ölüm gerçeği ile yüzyüze getirecektir..." diyerek yazısını sürdürmüş..
Bizler hiç yorulmayacak gibi koşturuyor, hiç ölmeyecek gibi dünya işlerine dalıyoruz nedense?
Ve birgün ya kalbimiz tekliyor, ya beynimiz duruyor, ya da başka bir yerimizde bir rahatsızlık hissedip yatağa gömülünce farkına varıyoruz sağlığımızın kıymetini...
Daha dün dünyaya geldik, koştuk, oynadık, hayata atıldık..
Evlendik, barklandık çoluk çocuğa karıştık derken birde bakmışsınız torun torba sahibisiniz..
Sonraki gün teneşire yattığınızda arkanızdan ağlayanlarınız ve buz gibi bir tahtanın üzerine yatınca gerçeğin farkına varıyorsunuz.
Ama artık çok geç?
Bizde Gazetecilik mesleğinin içinde hergün dirilerle, ölülerle, hastalarla uğraşırken kendi ömrümüzün nasıl geçtiğinin farkına varamıyoruz..
Ben de geçen gün bir rahatsızlık geçirdim.
Vücut yorulmuş, ayaklar bedeni taşımaz olmuş. İstesen de istemesen de biraz istirahat etmek gerekiyor..
Hayattan, gazetecilikten, koşturmacalardan tam olarak kopmadan yarım dinlence,yarım çalışma ile rahatsızlığımı geçirmeye çalıştım.
Ancak bir haftalık süre zarfında biraz kafamı dinleyeyim diyerekten köşe yazılarıma ara verdim.
En büyük üzüntülerimin başında, her yıl koşarak gidip katıldığım “Cumhuriyet bayramı etkinliklerine ve resepsiyona” katılamamak oldu. Onun dışında çok istememe rağmen Tarsus şehir parkının içinde bundan 40-50 yıl evvel yapılan havuz ve sandal sefalı türkülü şarkılı eğlencelerin tekrar canlandırılması etkinliklerine katılamadım.
Halk Eğitim Merkezi Folklor öğrnetmeni Mehmet Turgut ve Atatürkçü Düşünce Derneğinden arkadaşım Reyhan Güvençli aradılar.. Böyle güzel bir etkinlikte beni göremediklerini söylediler.
Bir hayli rahatsız olduğum için çok istememe rağmen 29 Ekim’deki bu etkinliğe de katılamadım.
Çok şükür iyileştim. Ve bugün daha zinde olarak görevimin başına döndüm.
Bir haftalık sürede kendimi emekli olmuş ve bir işe yaramıyormuş gibi hissederken yeni emekli olmuş kişilerin yaşadığı hisleri de yaşamış oldum.
Ama insan yıllarca dinlenmeden çalışınca ve vücut yorgun düşünce, aslında emekliliğinin tadını çıkarmalı, yerini gençlere bırakmalı diye düşünüyorum.
Bu hususta ileride yazım olacak. Şahsen ben emekli olunca emekliliğin tadını çıkarmak, yerime gençleri yerleştirmekten yanayım. Hatta bunun için yılbaşından bu yana ufaktan ufaktan hazırlık içine de girdim.
Küçük de olsa geçirdiğim rahatsızlıktan sonra çok şükür tedavim bitti, şimdi iyiyim.
Hayatta neler olduğunu,neler olabileceğini son bir haftalık sürede daha iyi gözlemledim.Bu gözlem ve düşüncelerimi Allah sıhhat verdiği sürece sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
Tüm dostlara ve okurlara yeniden selam, yeniden merhaba..