Bu sene Rabbim lütfetti, Anadolu’muzun birçok vilâyetlerini ziyaret etme fırsatı buldum. Özellikle Batman, Mardin, Diyarbakır gibi Güneydoğu illerinden başlayarak, onlarca bölge ve beldeyi gezdim.
Buralardaki misafirperverliklere hayran kaldım. Yüce Allah hepsinden râzı olsun.
Gidiş maksadımızın dışında birçok güzelliklere şahit olduk, birçok maceralar yaşadık ve birçok etkinliklere de imzalar attık. Önceki yazılarımda bu etkinlerin bir kısmından bahsetmiştim. Üç ayrı makale olarak bu köşede neşredilmişti.
Bugün de aktüalitesi nedeniyle, orada yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü o olay, çok ibret verici ve çok anlam yüklü bir olaydı.
En az bir halı saha büyüklüğünde bahçesi olan bir restoranda götürdüler bizi.
Kapalı bölümünü değil de, o şâhâne bahçesine geçmeyi tercih ettik. Meyve ağaçları, süs bitkileri, süs havuzları, fıskiyeleri ve büyük-küçük 8-10 kamelyasında guruplar halinde oturup sohbet edenler ve bir taraftan da yemek yiyenler vardı. Bizi gezdiren kılavuz, büyük kamelyalardan en kalabalık olanı göstererek, “..bakınız burada herkesin hürmetle dinlediği şu yaşlı zât var yâ o zât çok âlim, fâzıl, kâmil, akademik kariyeri olan bir kişidir. Ve bölgemizin de kanaat öderlerindendir. İsterseniz birkaç dakika dinleyelim, sonra da başka bir yere otururuz” dedi. Biz de zaten merak etmiştik. O kamelyaya girdik ve merakla dinlemeye başladık. Çevresindeki gençler sorular soruyor, o zât da otoriter ve mütevazı bir edâ ile cevaplar veriyor, meraklı halk da saygı ile dinliyordu.
Bir genç şöyle bir soru sordu:
-“Efendim, ben inançlı bir kimseyim. Üniversite derslerimle boğuşurken, seçimlerde hangi partiye oy vereceğim konusunda doğru dürüst bir araştırma yapamadım.
Üstelikte 50’den fazla parti var. Her birinin de çok câzip tüzükleri ve vaatleri var.
Bu konuda isabetli bir tercih yapabilmem için neler tavsiye edersiniz?”
-“Kardeşim, yanlış duymadıysam ‘inançlı bir kimseyim’ dediniz, değil mi?”
-“Evet hocam, Müslüman’ım, İslâm’ın her şartını tam olarak yerine getiremesem de imanın şartlarına inanıyorum.”
-“İnsanlar, Hz. Adem AS:’den bu yana öncelikle inananlar ve inanmayanlar diye iki ayrı kategoride değerlendirilirler. Gurup veya parti tercihlerinde de öncelikle bu faktöre göre gurup veya parti seçerler. Bu ülkenin vatandaşı olduğunuza göre, ülkemizin kalkınmasını, güçlenmesini, huzur ve selâmetini mutlaka istiyorsunuzdur. Bunun için de öncelikli hedefiniz ‘güçlü bir iktidar tercihi’ olmalıdır. Yani, meclise girme ihtimali zayıf partiler yerine, halkın çoğunluğunun tercihi olan büyük partiler içinden birisini tercih etmeliyiz.
Çünkü; iç veya dış, tüm şer güçler ülkemizde cılız iktidarlar veya koalisyonları isterler. Tâ ki istedikleri gibi at oynatsınlar. Tâ ki dayattıklarını kolayca uygulatsınlar. İstediği kanunları çıkartabilsinler. Kapısına gelen başbakanları bile pijamalarıyla (!) karşılayabilsinler. Devlet ihalelerini kazanabilsinler. Borç batağına sokarak İMF dayatmalarına boyun eğdirebilsinler. Bu biir…”
“İkincisi; bu üç-dört büyük partinin içinden, inancınıza en yakın olanı, dinine, mukaddesatına saygılı ve müsamahakâr olanı tercih etmek zorundasınız.
Bu tercihi doğru yapamazsanız; geçmişte yaşandığı gibi, camileriniz de kapatılır, Kur’ân kurslarınız da kapatılır, ezanınız da susturulur. Yani, aslı bozulur, ezan diye uyduruk bir nâra dayatılır. Allahın emri olan başörtünüze bile karışılır. Yine geçmişte yaşandığı gibi; sahipleri veya yöneticileri muhafazakâr olan müesseselere, ‘yeşil sermaye’ safsatasıyla ambargolar konulur. Her ay 100 subay, sadece ‘hanımı başörtülü’ gerekçesiyle veya ‘namaz kıldığının tespit edilmesiyle’ ordudan ihraç edilir. Bu ihracı da, cılız hükümetlerin başbakanlarına emrivâki imzalatırlar… Erbakan’a bile imzalattıklarını hatırlayın. Bakınız, bu hükümete böyle bir icraatı imzalatabiliyorlar mı?...”
Konuşma, bu minval üzere devam ediyordu. Biz çok acıktığımız için başka bir kamelyaya geçtik, fakat bu zatın işaret ettiği o parti (!) hakkında bir tereddüt yaşadık.
Kafile başkanımıza sorduk:
-“Acaba, ‘..ezanınız susturulur, vs.’ gibi felâketlerin mimarı olarak, gerçekten CHP’sini mi kast ediyor veya eski CHP ile bugünkü CHP arasında farklar yok mu?...
Alığımız cevap da çok bilinçli ve çok anlamlıydı:
-“Tereddüde hiç gerek yok. Her şey gâyet açık. Kriterlere bir bakalım. Bu zâtın anlattıkları, o günkü o dikta partinin yaptıklarından milyonda biri bile değildir. Hepsi de çok açık belgelere dayanıyor. Hattâ o parti döneminde, dini inancından dolayı ‘şapka giymiyor’ diye asılan fâzıl din adamlarından hiç bahsetmedi bile. Bugünkü CHP’nin yaptırım gücü olmadığı için, bazı konularda tavizkâr (!) gözükmeye çalışıyor. Ellerine bir fırsat geçse, öncekilere rahmet bile okutabilirler. Bakınız, Ergenekoncuların tamamı hep o partiye oy veriyorlar. Bakınız, seçim zamanı başörtülüleri ve çarşaflıları bile bağırlarına basıyor gözüküyorlar. Seçim sonrası ise başörtüsünü 411 oy ile serbest bırakan çok önemli bir yasayı, AYM’YE götürüp iptal ettiriyorlar. Bu çelişkili durumlar, her aklı selime bir şeyler anlatıyor, değil mi?...”
“Bir de başka açıdan da bakalım: İç ve dış şer odaklara veya dine ve dindarlara savaş açmış veya din ile ilgili her şeye muhalif lâikçilere, kurum ve derneklere bakınız, hep o partiye delsek vermektedirler. O malûm partide kümelenmektedirler. Alnı secdeye gelen bir mü’minin o partide ne işi olabilir? Sonra yaşayacağı vicdan azabından veya Allah indindeki vebalden o kimseyi hangi güç kurtarabilir?”…. ..Derken garson geldi, siparişlerimizi aldıktan sonra konu değişti…
Çilekeş Anadolu insanının böylesine bilinçli olması bizleri çok şaşırtmıştı doğrusu.
Televizyonlarda gösterildiği gibi; onları kahvehane köşelerinde pinekleyen, araştırmalardan yoksun, göbeğini kaşıyan kimseler zannediyorduk.
Bir haftaya yakın bir araştırmayla gördük ki, bizlerden daha çok kitap okuyorlar.
Haftanın 3-4 günü bir araya gelip çay sohbetleri sırasında, okuduklarını ve anladıklarını birbirileriyle paylaşıyorlar. Öğrendiklerini tahlil ederek, düzenledikleri etkinliklerle, seminer veya konferanslarla halk ile de paylaşıyorlar. Bu konudaki hayret ve takdirlerimizi kendilerine ilettiğimizde, aldığımız cevap da çok anlamlıydı:
“-Efendin, asrımızın insanının düşeceği tehlikeleri bilen merhameti sınırsın olan yüce Rabbimiz, bu asırda öyle donanımlı bir İslâm âlimi yollamış ki, hem dünyamıza hem de ahiretimize ışık tutuyor. Onun eserlerini sürekli okuyarak mütâlâalar yaptığımız için, hiçbir konuda zorlanmıyoruz. Üstelik de çok huzurlu ve mutlu bir yaşantı içindeyiz…”
Evet, ümit vâr olunuz. Bu istikbal inkılâbâtı içinde en yüksek gür sedâ İslâm’ın olacak…