"SAYIN Paşam, bu size ilk mektubum. İki ay önce de yazmayı düşündüm ama bir türlü kısmet olmadı. Eğer size daha önce yazmış olsaydım diyecektim ki; Emin Çölaşan ve onun gibi düşünen birkaç tane aklı evvelin "Bütün amacı öyle veya böyle orduyu galeyana- gaza getirerek (Siyasi partilerin meydanlarda ve sandıkta) yapamadığını kendilerinin kalem oynatarak, gerçekleri gizleyerek, çarpıtarak hatta olmamışı olmuş gibi göstererek T.C. hükümetini karalamaya çalışmaktadırlar.
Sayın Paşam; 2002 yılında büyük bir oy farkı ile iktidara gelen, daha sonraki seçimlerde de ülke nüfusunun neredeyse yarısının tercih ettiği, halkın idaresini temsil eden AK PARTİ iktidarı size ayar verilmek suretiyle halka rağmen, demokrasiye rağmen, insan haklarına rağmen bertaraf etmesiz isteniyor.
Sayın Paşam; Bu Emin Çolaşan ve taifesi Türkiye’mizin kurucu lideri Ulu önder Atatürk’ü ve O’nun getirdiği laik, Cumhuriyetçi, hukuk devletinin alşağı ederek orduyu bir piyon gibi kullanarak darbe yaptırmayı, ülkenin iç savaşa ve kaosa sürüklenmesini istemektedirler.
Sayın Paşam; Ülke içinde ülke, devlet içinde devlet, ordu içinde ordu isteyen bu zihniyet, her daim bölünmüşlüğün, kargaşanın, iktidarsızlığın ayrımcılığın neferi olmuşlardır.
Sayın Paşam; sizi temin ederim ki bu adamlar PKK lideri Abdullah Öcalan’dan daha tehlikelidir. Ülke millet ve ordu adına yapılan her türlü hizmet ve iyileştirmeye hainlikle ayak diremiş, ülkeyi kaosa ve kargaşaya götürecek cinayet ve eylemlerin odağı olmaktan geri durmamışlardır.
Hatırlayınız Paşam; Danıştay saldırısının ardından Emin Çölaşan’ın Danıştay eski Başsavcısı olan eşi Tansel Çölaşan çıkıp onlarca kameranın önünde saldırgan’ın (Alpaslan Aslan) ‘Saldırıyı başörtüsü zülmü için gerçekleştirdiğini belirten slogan attığını’ söylememişmiydi. Bunu neden yapmıştı tabi ki halka ve orduya gaz vererek darbe yaptırmak. Ordu darbe yapsın ki; iktidarı halkın seçtiği partiden alsın bu vatan hainlerine versin. Bunlarda istedikleri gibi at oynasınlar.
Hain plan son derece cingözce hazırlanmış.
Son Kürt açılımında gördük. Kim barış istiyor kim savaş istiyor. Kim analar ağlasın istiyor, kim analar evlatlarını bağırlarına bassın istiyor.
PKK’nın varlığı bu hainlerin geçim kaynağı haline gelmiş paşam. Analar ağlamış ağlamamış kimin umurunda.
Sakın ola ki bu geçici durumda moraliniz bozulmasın. Dimdik durun Ergenekon’ la birlikte Ergenekon’un siyasi, askeri, medya ve iş dünyasındaki destekçileri de deşifre edilecek ve halkın içine çıkamayacak hale gelecekledir.
Ordu içinde yuvalanmış birkaç tane cuntacı sizin demokratik ve hukuk devletine olan güveninizi sarsmasın.
Evet Paşam bundan iki ay evvel size mektup yazmak isteseydim bunları yazardım.
Ancak o günden bu yana her şey daha da kötüye gitti.
Paşam, vaziyet hiç iyi görünmüyor. İnsanlarımız, benzerine bugüne kadar asla tanık olmadıkları şu son olaylardan sonra adeta kan ağlıyor.
Bu ne demektir Paşam, devlet içinde devlet olur mu?
Ordu bu ülkenin ordusu değil mi, hükümet halkın oyu ile iktidara gelmiş bir yönetim değil mi? Burası muz cumhuriyeti mi?
Ordu içinde kendini bu ülkenin sahibi sanan hainler olduğu gibi medya içinde de kendini bu ülkenin sahibi hatta ağası sananlar var paşam. Ne demek sizden, devletin zirvesinden gizli çalışma- belge. Kime karşı gizli…. Halkoyu ile iktidara gelmiş bir yönetim size adeta hain gibi sunulmaya çalışılıyor.
Orduyu yönetimle karşı karşıya getiremediler şimdi milletle karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar paşam.
Sokaktaki insan soruyor: bu ordu ne yapmaya çalışıyor, TSK kimin ordusu? Biz yavrularımızı içinde vatan hainlerinin yuvalandığı, cuntacıların kucağına mı gönderiyoruz?
Peygamber ocağı diye bildiğimiz asker ocağı, Ergenekoncuların yuvası, vatan hainlerinin kuklası mı olmuş. Genelkurmay Başkanı Enim Çölaşan’ın ağzına bakıyor bu nasıl iş diye feryat ediyorlar paşam.
Bu duygular, bu tepkiler çok önemlidir. Lütfen kulak veriniz.
Devlet büyüklerine yapılacak olan suikast önlendi diye nasılda feryat ediyor Emin Çölaşan ve taifesi dikkatinizi çekerim paşam. Siz içinizdeki pislikleri çıkarıp attıkça bu darbe meraklılarının canları nasılda yandı paşam. Devlet içinde devlet yaratmak isteyen hainlere siz aman vermeyin paşam.
Sayın Paşam emin olun sizden önceki paşamızı işlerine gelmeyince nasıl tu kaka ilan ettilerse çok yakındır darbeye sırtınızı döndüğünüz anda size de bir iyilik düşünürler bu hainler.
Güneydoğu'da, dağ başlarında terörle mücadele eden bir asker olsaydım, belki de şöyle düşünürdüm: "Bu kaçıncı olay? Benim uğruna gözümü bile kırpmadan canımı vermeye çekinmediğim Vatanım ve ordumun içinde yuvalanmış hainlere bak. Ben düşmanı dışarıda ararken, düşman benim karavanamdan yemek yiyormuş. Hizmet ettiğim bu ordu mu? Komutan diye selam verdiğim adamlara bak. Hepsi vatan haini çıkıyor. Şu ortamda niye canımı tehlikeye atayım!"
Ne demişti yakın geçmişte o Onur Öymen isimli o şahıs! "Analar ağlayacak Dersim’de Yemen’de Kafkaslar’da analar ağlamadı mı. O zaman kimse çıkıp savaşı durduralım analar ağlamasın dedi mi’’ demedi mi bunlar kandan besleniyor Paşam.
" Sayın Paşam, bir ordunun görevi elbette ülkesini düşmana karşı müdafa etmektir. Ama sizin içinizdeki cuntacılar ve bizim içimizdeki hainler gibi düşman yaratıp terörden- kandan nemalanmak değil.
Sayıp Paşam; az önce size Emin Çölaşan imzalı bir mektup ulaştı mı bilmem ama müsterih olunuz. Her çuvalda birkaç tane çürük elma olacaktır. Bu normaldir çürükler ayıklanır lakin çürüklerin itibar gördüğü bir çuval pazarda itibar görmez.
Herkes kendi çuvalını temizlerse eldeki sağlamlar bize yeter
Saygılarımla Paşam.’’