Eskilere duyulan özlem bir başka...
Bunu sadece ben değil birçok insan söyler..
-Eskiden şöyle yapardık, böyle yapardık..
-Eskiden bayramlar bir başka güzeldi..
-Eskiden gezmelere giderdik. TV nin, bilgisayarın esiri olmazdık..
-Eskiden saygı ve sevgi daha bir başkaydı...
vs..vs..
Bu gibi lafları şimdilerde daha çok duyar olduk..
Bu cümleden olarak geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir etkinlikten bahsetmek istiyorum..
Sevgililer gününün kutlandığı Pazar günü şehrimizde güzel bir etkinlik vardı..
Belediyenin organizesinde düzenlenen bu etkinliğe şairlerimizden İbrahim Sadri katılmıştı.
Benim de birkaç arkadaşımla bir likte izleme imkanı bulduğum bu etkinlik bizlere eskilere götürdü ve eskilerin bir başka güzel olduğunu birkez daha hatırlattı..
Gerek okuduğu şiirlerle, gerekse arkadaşıyla birlikte seslendirdiği parçalarla bizlere güzel bir gece yaşattılar..
İbrahim Sadri o gecede anlatıyor:
-Bizim çocukluğumuzun geçtiği 1970’li yıllarda sinemalar olurdu.. Birde yazın gittiğimiz yazlık sinemalar vardı..
O sıralar filmler haftada birgün değişir ve biz mahalle halkı olarak toplanır salı günleri sinemaya giderdik..
Yine birgün Hülya Koçyiğit ile Ediz Hun”un başrollerini olnadığı güzel bir Türk filmi gelmişti. O sıralar Türk filmlerinde ya kız gakir, erkek zengin olur.. Yada kız zengin erkek fakir olmuş ve birbirine aşık olurlardı.. Filmin sonunun hep mutlu bitmesini bekler, sevenler kavuşunca evimize mutlu dönerdik. Ancak Ediz Hun ile Hülya Koçyiğit’in başrollerini oynadıkları o filmin sonu mutlu bitmemişti. Çünkü ikinci bölümde ortaya Erol Taş gibi filmlerin kötü adamı olan ancak yakışıklı bir genç olarak bilinen Önder Somer çıktı. Önder Somer, Ediz Hun ile Hülya Koçyiğit’in arası na girdi. Hülya’yı kandırıp evine götürdü. Evinde gazoz ikram etti. İçine ilaç atılmış gazozu içmek için bardağı eline alan Hülya Koçyiğit bardağı tam ağzına götürecekken mahallemizin yaşlılarından Naciye teyze ayağa kalktı ve gür sesiyle:
-İçme kızım o gazozu, bu adam sana kötü birşey yapacak dedi.
Ama Hülya, Naciye teyzeyi duymadı ve gazozu içip uyuya kaldı. Tabi Önder Somer kötü emeline ulaştı. Bunu duyan Ediz Hun da Hülya ile evlenmedi. Hepimiz iki gözümüz iki çeşme ağlayarak evimize döndük.
Ertesi gün Naciye teyze yine bize geldi.. “Hadi sinemaya gidiyoruz” dedi. Filmi dün izlediğimizi söylememize rağmen Naciye teyzenin ısrarlarına dayanamayıp tekrar gittik sinemeya..
Film başladı birinci bölüm bitti. İkinci bölümün başında yine Önder Somer, Ediz Hun ile Hülya Koçyiğit’in arasına girdi. Hülya’yı kandırıp evine götürdü. Evinde gazoz ikram etti. İçine ilaç atılmış gazozu içmek için bardağı eline alan Hülya Koçyiğit bardağı tam ağzına götürecekken mahallemizin yaşlılarından Naciye teyze ayağa kalktı ve gür sesiyle:
-İçme kızım o gazozu, bu adam dün sana kötü birşey yaptı, bugünde yapar dedi.
Ama Hülya yine Naciye teyzeyi dinlemedi ve başına kötü şeyler geldi. Biz yine ağlayarak eve döndük..
Üçüncü gün Naciye teyze yine bize geldi “Haydin sinemaya gidiyoruz” dedi.
Biz ne kadar “olmaz, iki defa seyrettik” desek de ikna edemedik.
-Son bir defa daha gidelim, başka gitmeyiz diyerek bizleri ikna etti Naciye teyze..
Kalkıp yine o yazlık sinemaya gittik. Film başladı. Birinci bölüm bitti, ikinci bölümde Önder Somer, Ediz Hun ile Hülya Koçyiğit’in arasına girdi. Hülya”yı kandırıp evine götürdü. Evinde gazoz ikram etti. İçine ilaç atılmış gazozu içmek için bardağı eline alan Hülya Koçyiğit bardağı ağzına götürüp gazozu içti ve başına yine kötü şeyler geldi..
Naciye teyzede çıt yok..
Film bitti evimize giderken Naciye teyze söyleniyordu..
-Demek ki kızında canı istiyormuş ki iki gün adam kandırdığı halde bugün yine o gazozu içti, başına aynı şeyler geldi...
**
İbrahim Sadri’nin anlattığı bu gerçek hikayenin benzerlerini bizde yaşadık..
Bizim çocukluğumuzda da o yazlık sinemelar Tarsus’ta vardı.. Acıklı aşk hikayelerinin anlatıldığı Türk filmlerini izleyince annelerimiz, mahallenin kadınları hüngür hüngür ağlardı..
Sonra evimize döner o filmin yorumlarını yapardık günlerce..
İşte şimdilerde de “Ah o eski günler ne güzeldi” diye hayıflanıp dururken bunlar geldi aklıma..
O yıllardan sonra televizyon denilen sihirli kutu çıktı, gelip girdi hayatımıza..
Ne sinema kaldı, ne tiyatro aşkı..
Sinemalar bir bir kapandı gitti..
Tarsus’ta Aile, Saray, Kent, yeni sinema, Aydın Sineması, Levent sineması. Kanal sineması, Şar sineması, Güneş sineması vs.vs. birçok sinema vardı.. Bunların hepsi bugün kapandı..
Kala kala şu an elimizde bir tek Kültür Merkezindeki SİNEMA CLÜP kaldı..
Tarsus’taki tek sinema olan bu sinema vizyona en son giren en yeni filmleri getirip Tarsus’taki film ve sinema severlerin beğenisine sunuyor. Milyarlarca lira para verilerek kiralanan filmleri izlemeye bazen 10 kişi, bazen 20 kişi, bazen de 4-5 kişi geliyor..
Bu şartlarda o sinema nasıl ayakta duruyor, masraflarını nasıl çıkarıyor diye düşünmüşümdür hep.
Bu nedenle zaman zaman Tarsustaki tek sinemanın reklamını hiçbir karşılık beklemeden yapmışızdır..
Çünkü elimizdeki bu sinema olmazsa, kapanırsa birçok kişi kalkıp yine Adana veya Mersin’e film izlemeye gidecektir..
İşte bu durum beni daha çok üzüyor, derinden yaralıyor..
Lütfen elimizdeki varlıkların, değerlerin kıymetini bilelim ve sahip çıkalım..
İş işten geçmeden...
24 şubat 2010.