Ünlü sorulardan birisidir:
-Çok gezen mi bilir? Çok yaşayanmı?
Bu sorunun cevabını herkes kendince değişik olarak verebilir.
Eskiden çok gezen bilir diye cevap verirdik.Şimdilerde bunun tersini söyleyenlerde var. Çünkü bilgisayar ve internet denilen bir devası bilgi kutusu çıktı karşımıza..Hayatımıza öyle bir girdi ki, bir daha çıkması muhtemel bile değil..
Bizde fırsat buldukça gezip ülkemizin şirin memleketlerini görüyor, bir nevi yerli tur yapıyoruz..
2009 yılı içinde önce 10 yıllık hasreti bitirip doğunun Paris’i Van’a Mart ayında gittikten sonra yine Nisan ayında da Kocaeli Körfez ilçesine bir tur yapmıştım.
Adana, Mersin, Hatay, İskenderun gibi yakın memleketleri saymıyorum.. Bu kez hayatımda ilk gittiğim illerden Elazığ’a gidecektim.
Basından arkadaşlarım Fırat Maktay, İsa Aydın,Hasan Selenoğlu ve Ender Karaca ile özel bir araçla yola çıktık.Benim biraz fazla uyumam nedeniyle yola çıkışımız 45 dakika,bir saat kadar gecikti... Her işte bir hayır vardır sözü misali,bu gecikmeyi dde hayra yorduk.Çünkü Narlı yolunda aracımız mucurdan kaydı.. Bir o yana ,bir bu yana savruldu. Bereket Fırat ve Ender çok kilolu da aracımızda ağırlık yaptıklarından kazayı ucuz atlattık. Bizim arkamızdan aynı yola girecek olan takside bizim kaydığımızı görünce yola girmekten kurtuldu. Yani Tarsus’tan çıkışımızdaki gecikme bizim olmasa da arkamızdan gelen Kayseri’li arkadaşın hayrına oldu. O nedenle ne olursa olsun, mutlaka bir nedeni vardır ve bunu hayra yormak gerek..
Ender kardeşimizin fazla panik yapmadan direksiyona hakim olmasıyla yolumuza yan yola geçerek devam ettik.Elazığ’a 8 saatlik bir yolculuktan sonra vardık. (Bir saat yolda dinlendiğimiz için süre bu kadar oldu)
Bu seyahatimizin gerçekleşmesinde Tarsus idmanyurdu kulüp başkanı H. Ruhi Koçak, basın sözcüsü Nihat Kürklü ve TSO genel sekreteri Salih Erdoğan’ın destekleri olmuştur. Buradan kendilerine teşekkür ediyorum.
Sırf Tarsus idmanyurdunu desteklemek ve oradan 3 puan almak umudu ile gittiğimiz bu deplasmanda takımımızı desteklerken alınan bir puanı da hayra yorduk. Her ne kadar orta hakem Ali Palabıyık’ın yanlı tutumu sonucu 2 puanımız gasbedilmişse de, üstümüzdeki takımların puan kaybetmesiyle bu iki puanı bir nevi telafi etmiş olduk.
Süper lig görmüş ve 15 bin kişilik seyirdci alabilecek kapasitedeki stada elen Elazığlı sayısı 3 bini zor buldu. Üstelik kapalı trübün haricindeki diğer koltukların bilet fiyatları 1 TL gibi cüzi bir rakamda tutulmasına rağmen Elazığlılar takımlarının zirveden inmesiyle adeta küsmüşler. Bu küskünlüğü Tarsuslular da iki kez yaşadı.. O nedenle Elazığ’ın başına gelenleri tahmin edebiliyoruz. Şuan puan sıralamasında sonuncu olan Elazığ’ın maçına gelenlerin çoğu da Tarsus idmanyurdu ismine ve markasına gelmişler.. Bu arada yine aynı gün saat 11.00’de Tarsus Belediyespor bayan voleybol takımının Elazığ DSİkızları ile maçınıda izleme imkanı bulduk. Bizim kızlar uzak bir memlekette hemen burnunun dibinde tanıdık siumalar bulunca öylesine sevindilerki, galibiyetin sevincini bizlerle birlikte çıkardılar. buradan Belediyespor voleybolcu kızları ile antrenör Hasan Baykara’yı 3-1’likg alibiyetten dolayı bir kez daha kutlamak istiyorum.
Elazığ’da çıktığımız Harput kalesinde bizleri Tarsus eski Emniyet Amirlerinden Mehmet Ali Hasanköse karşılarken ikinci sürpriz ise o anda çay bahçesinde dinlemekte olan Elazığ Valisi Muammer Erol idi. Kendisiyle görüşmek istediğimizi ilettiğimizde masasından kalkıp geldi ve bizlerle ilgilendi, birlikte hatıra fotoğrafı bile çektirdi. Burada anlatmak istediğim Valinin yanımıza gelmesi değil, halkla iç içe olmasıdır. Böylesine cana yakın ve sıcakkanlı, insan sevgisi ile dolu bir vali ile tanışmak biz Tarsusluları memnun etti. M. Ali Hasanköse’nin misafirperverliğine ise diyecek yoktu. İnsanın 600-700 km. uzakta,hatta binlerce km. uzakta bir dost kapısı olması, kendisini evindeymiş gibi hissetmesini sağlayacak arkadaşları, dostları olması çok güzel. Buradan Elazığ Emniyet Müdür muavinlerinden Asayiş müdürü M. Ali Hasanköse’ye birkez daha teşekkür ediyorum.
Yine Elazığ’a bizden iki gün önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gelmiş. Yıllar sonra bir Cumhurbaşkanını ağırlayan Elazığlılar güzel bir karşılama yapmışlar.Bu bile Elazığ’ın hareketlenmesini sağlamış. Bizim Tarsus ise aynı selamsız bandosunda olduğu gibi maalesef bırakın cumhurbaşkanını, başbakan yüzü bile göremez oldu..
Elazığ’ı geçerken yolda aracımızın 33 plakasını görenlerin el sallaması ve bizi durdurup hal hatır sorması, sohbet etmesi,Tarsustan çok uzaklarda sıcak bir dost bulması da insana güzel duygular yaşatıyor. Burada dikkatimi çeken ise kenti ayakta tutan temanın Sanayi olmamasına rağmen Asker ve Polis okulu, üniversite olmasıydı. Bu üçlü tema kentin ekonomisini ayakta tutuyor.
Bizim Tarsus’ta ise sanayi bitmiş, askeriyemiz ve polis okulumuz yok. Sadece memur ve emekli maaşıyla ayakta durmaya çalışan Tarsus’ta işsizliği ve insanların ekonomik sıkıntısını varın siz tahmin edin.
Her tarafı tarihi eser kaynayan ve tarihle iç içe olan Elazığ’a bu konuda çok turist geliyor. Özellikle tarihi evlerin restorasyonu hızla devam ederken belediyede kendi evlerini restore etmeye devam ediyor. O evleri görünce Tarsus aklıma geldi.Bizim evlerimizde Elazığ’dan geri kalmaz ama hala bu evlerin pek bir getirisini görmüş değiliz. Elazığ’ı ve oradaki dini ziyaretgahları görünce bizim Tarsus’umuzun dini turizmden ve tarihi eserlerimioden hakettiği payı alamadığını iyice kavradık. Bu husuta iyi bir tanıtım ve çalışma yapmak şart. Çünkü Tarsus artık ekmeğini turizmden çıkarmak zorunda..