İnsanoğlu geçmiş ve gelecek arasında sıkışıp kalmış gibidir. Ya geçmişte yaşadığı olayların ya da gelecekte; belki de hiç yaşayamayacağı olayların etkisinde bir türlü kurtulamaz. Oysaki “‘an’ın gücü” hepsinde daha farklı bir etki barındırır içinde. Çoğu insan geçmişte yaşadığı kötü ve trajik olayları ardında bırakıp, yaşamına devam edemez. Nereye gitse, ne yapsa geçmişin izleri yakasını bırakmaz. Yaşamı adeta bir tekrardan ibarettir. Sadece hayatına giren insanlar değişir. Başına gelen olaylar hep birbirini aynısıdır. Oysaki bilmez ki şimdiki anın hafifliği her şeyi silebilecek güçtedir.
Birçok insansa geçmişte yaşadığı güzel olayların etkisindedir hala. Hep; “Neden o güzelliği artık yakalayamıyorum” diye sızlanır durur.
İster iyiye, ister kötüye bağlı kalalım ikisi de şimdiye odaklanmamızı etkiler ve şu anın zevkini çıkarmamızı engeller.
Bilmeliyiz ki, her şey bizim iyimizle daha iyi, bizim kötümüzle daha kötüdür. Yaşam sadece akar durur. Onu iyi ya da kötü diye adlandıran biz insanlarız.
Gelecekse, tarihi belli olmayan bir çek gibidir. Birçoğumuz yaşayacağımız güzellikleri hep zamanı olmayan bir geleceğe erteleriz. Anlamayız ki şekillendirmeye çalıştığımız geleceğe uzanacak zamanımız olmayabilir.
Şimdi, geçmişi ve geleceği hiçe mi sayalım yani diyenlerinizi duyar gibiyim. Tabii ki hayır. Geçmiş tüm güzelliği ve hüznüyle yaşandı bitti. Bize düşen, geçmişten alacağımız dersleri alıp, geçmişi geçmişte bırakmaktır. Geçmişin izleriyle bir yere varamayız. Gelecekse bizi mutlu edecek tek zaman olmamalı. Şu anı coşkusudur yaşamımızı şekillendiren ve bizi mutlu kılan. Aksi takdirde şu an sahip olduklarımız bizi tatmin etmeyecek, sahip olamadıklarımızı düşündüğümüz için hep bir eksiklik duygusu saracak içimizi.
Sahip olduklarımız için sevineceğimiz yere sahip olmadıklarımız için tasalanmaya başlayacağız.
Bizim için asıl olan şu andır.
Ben geçmişi geçmişte bırakıp teşekkür edelim yaşadıklarımıza ve anda kalıp gelecek için tasalanmayalım hatta sahip olduklarımız için şükredelim derim.