Allah'a inanmak onun için zikr etmek. Onun emirleri ile yaşamak. İşte bunlar dünyanın güzelliklerini belkide bin kat daha arttıracak olgulardır. Ama bunları yapmak Allah yolunda gitmek için kimsenin telkinine ihtiyacımız yok. Yüce rabbim biz faydalanalım, başkasının ağzına bakıp dinimiz yozlaşmasın diye bize kitapların en yücesini Kuran-ı Kerim-i indirmiş ve ilk emri de, "Oku" olmuş. Yani okuyun diyor rabbimiz okuyun ki dini çıkar için kullananların tuzağına düşmeyin, okuyun ki şimdi olduğu gibi Allah, kitap deyip perde arkasında her türlü lanetliğe imza atanların yalanlarına inanmayın. Peki, içinizden kaç kişi yüce kitabın Türkçesini okudu anlamaya çalıştı. Hep televizyonda bazı din adamlarının anlattıkları ve ne olduğu belli olmayan cemaatlerde anlatılanlar kadarı ile Kuran-ı Kerim-i tanıyoruz, biliyoruz. Bu dine, vatana, çocuklarının geleceğine ihanete kadar varan uzun bir yolculuktur. Şimdi size Müslümanlık nidaları atıp trilyonlarla oynayan Dünya'nın bir numaralı oluşumu haline gelmiş bir cemaatten bahsedeceğim. Ben bu anlattıklarımı çok iyi biliyorum ama sizinde bunları bilmenizi istiyorum. Yine bu adamların peşinden gidin ama hangi yolda gittiklerini bilin çünkü Türk halkı araştırmaz, hazırı sever. Onun için zaten bu adamlar kral oldu bu ülkede, lafın özü buyurun size din oyunu ile ele geçirilmiş ülkelerin ve ele geçirilmesine ramak kalmış Türkiye'nin hikâyesi;
Okumadan birde düşünün artık Amerikalı olmuş bir adamdan Müslümanlığa faydalı bir din adamı olur mu? Olmaz mı?
CIA AJANI ÖĞRETMENLER
1951'de Kore'yi işgal eden ABD, Güney Kore'yi sömürgeleştirirken, sömürgeleştirmenin aracı olarak bir de Hıristiyan tarikatı kurdu. CIA’nin misyonerleri, bu tarikatı kullanarak Güney Kore nüfusunun yüzde 40'ını, Budistlikten vazgeçirip Hıristiyan yaptılar. Moon, işte bu tarikatın adıdır. Resmi adıyla söylersek; Birleştirme Kilisesi. CIA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Lig'ini örgütledi. Türkiye'de Komünizmle Mücadele Dernekleri, Dünya Anti Komünist Lig'inin uzantıları olarak kuruldu. Bunu Amerika'nın geçmişte yaptığı dini saldırıları bilmeniz için anlattım.
Şimdi sıra Türkiye'ye geldi, düzgün çalışan sadece insanlara Kuran öğreten dini sohbetler yapan yani toplulukları arasında ne bir siyasi nede ticari bağ kurmayan cemaatler Kur'an kursu ve İmam Hatip Liseleri gibi doğrudan dini eğitim kurumlarına önem verirken, Fethullah Gülen cemaati, Turgut Özal döneminde, yurt içinde Anadolu liseleri ve kolejler açmaya başladı. Sovyetler Birliği'nin çözülmesi üzerine Gülen örgütü uluslararası okullar atağına geçti. Gülen'in öncelik verdiği ülkeler son derece dikkat çekici: Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar. Yani Amerika'nın ilgi alanındaki bölge ve ülkeler. Nitekim 1992'den itibaren, öncelikle Orta Asya Türk cumhuriyetleri olmak üzere Kafkas ve Balkan cumhuriyetlerinde, "Fethullahçı" diye bilinen vakıf ve şirketler, art arda kolejler açtılar.
Ardından Asya ve Afrika ülkeleri geldi. ABD'nin Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği'ni çökertmek için örgütlediği ve büyük olanaklarla yürüttüğü "CIA muhalefeti"nin, Gülen Örgütü'nün önünü açtığı net olarak saptanabiliyor. Sovyet bloğuna karşı yürütülen psikolojik savaşın en önemli aygıtı Hür Avrupa Radyosu, Fethullah Gülen'i bültenlerinin baş konusu yapıyor. Amerika'nın Sesi Radyosu'nun değişik lehçelerdeki Türkçe yayınlarında, Gülen ve misyonu döne döne övülüyor. Fethullah'ın okullarının propagandası, "Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar Türk dünyasının hizmetinde" sözleriyle yapılıyor. Oysa bu okullar, Türkiye Cumhuriyeti'nin değil, ABD'nin hizmetindedir. Gülen cemaati tarafından yurt dışında, özellikle de Türk Cumhuriyetlerinde açılan okullarda, diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları, "İngilizce öğretmeni" diye barındırılıyor.
Bu işbirliği, Türkiye'de yapılan üst düzey resmi bir toplantıda, bizzat Fethullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf edildi. Toplantıda, dönemin Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam ve MIT temsilcisi de bulunduğu halde, olay karşısında sessiz kalındı. Durum, devletin resmi olarak yayımladığı kitapla da belgelendi. Gülen'in yurtdışındaki okullarında çalışan bine yakın ABD'li öğretmende, yalnızca devlet görevlilerine verilen ABD resmi pasaportu var. Çoğunluğu Türk Cumhuriyetleri'nde faaliyet yürüten okullardaki ABD'li öğretmenler, İngilizce adıyla "official passeport"a sahipler. Amerikan Eğitim Bakanlığı personeli olmayan ABD'li öğretmenlerin, normal olarak turist pasaportu sahibi olmaları gerekiyor. Ancak, Amerikan devleti, Gülen'in okullarında çalışanları resmi görevli sayıyor. Türkiye'deki karşılığı "yeşil pasaport" olan resmi görevli pasaportu, ABD'li öğretmenlere diplomatik dokunulmazlık sağlıyor.
Şimdi söyleyin bana istihbarat belgeleri ile ispatlanmış bu gerçeklere karşı Türkiye'nin toprak bütünlüğü tehlike altında mıdır? Değil midir? Görünen o ki ciddi bir tehlike yaşıyoruz. Bu oluşumun devlet kurumlarına da sıçradığını da düşünürseniz. O zaman ortada müdahale edilmesi gereken bir tehlike yok mu? Peki bu tehlikeye karşı kim müdahale edecek. Kimin görevi bu tehlikeyi püskürtmek benim bildiğim TSK'nın görevi. Peki Türk Silahlı Kuvvetlerinde birçok komutan şimdi neden yargılanıyor; "İrtica ile mücadele planı yaptıkları için" Sadece yukarıda özetlenen konular bile bir mücadele planı gerektirmez mi? TSK anlatıldığı gibi sadece namaz kılıyor diye insanları fişlemiyor o zaman?
Şu soruya iyice düşünüp bir cevap verin; İrtica konusunda Yargılayanlar mı suçlu? Yargılananlar mı suçlu?
NUR SÜRESİ 62.AYET VE GÜLEN
Evet, yukarıdaki durum ülkemizin toprak bütünlüğü için önemli bir tehdit oluşturuyor bu işin birde Dünya'nın en güzel dini olarak Allah-u Teâlâ tarafından bize bahş edilen Müslümanlığın bütünlüğünü bozacak olan kısmı var. Bunu da sizlere çok kısa ama vurucu bir şekilde anlatmaya çalışacağım. Örneklerle belgelerle anlatmak istiyorum ki kafanız da soru işaretleri kalmasın. Müslümanlığı yaydığı söylenen insanların kendi kalemlerinden dökülen yazılar;
YAZAR: Fetullah Gülen
KİTAP: Küresel Barışa Doğru
SAYFA: 131
MESAJ: "Herkes kelime-i tehvidi esas alarak çevresine bakışı yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir.Hatta kelime-i tehvidin ikinci bölümüne , yani "Muhammed Allah'ın resulüdür" kısmını söylemeksizin ikrar eden kimselerde merhamet nazarıyla bakılmalıdır"
YAZAR: Fetullah Gülen
KİTAP: Hoşgörü ve diyalog iklimi
SAYFA: 241
MESAJ: "Kuran devamlı Allah'ı bırakıpta bazılarımız bazılarımızı rab edinmesin diyor. Dikkat edin, bu mesajda Allah'ın resulü yoktur"
NE DİYOR SAYIN GÜLEN: "ALLAHIN RESULU HÜKMÜNE GEREK YOKTUR. YANİ HZ MUHAMMED'E İNANMAMAK DİNDEN ÇIKMAK DEĞİLDİR"
KİTAP: KURAN-I KERİM
SURE: NUR
AYET:62
EMİR: "Müminler ancak Allah'a ve Resulüne inanmış kimselerdir."
HANGİSİNE İNANIYORSUNUZ, GÜLEN'E Mİ? KURAN-I KERİM'E Mİ? KARAR SİZİN...
Hadi tartışalım şimdi, hadi beni bu cemaatin hayırlı bir yolda gittiğine inandırın. Hadi şimdi irtica ile mücadele etmeye gerek olmadığını söyleyin. Hadi şimdi Müslümanlığın koruyuculuğuna soyunanların sizin kadar ve benim kadar Müslüman olup olmadığını bir düşünelim. Bakın arkadaşlar bu sitede yazı yazan bazı değerli yazarlar imam hatiplilerin önünün kesildiğini, "Müslüman çocukların yükselmesinden korkulduğunu" söylüyorlar. Bende diyorumki bende en az imam hatipliler kadar müslümanım. Ne yani Müslüman olmak için, "İmam Hatip Lisesi'ni mi bitirmek lazım" Bende meslek lisesi mezunuyum ve benimde üniversite hakkım yendi. Niye İmam Hatip mezunlarının önü kesiliyor. Çünkü sevgili arkadaşlarımız yukarıdaki vukuatları belgelerle sabit olan insanların peşinden gitmeye bayılıyorlar. Kendilerini Türkiye Cumhuriyetine hizmet etmeye adayacaklarına bu kişilere hizmet etmeye adıyorlar. Bu durumda da devlet kurumları gereken önlemi almak zorunda değiller mi? Yani ortadaki düşmanlık din düşmanlığımıdır? Yoksa dini çıkar için, ülke bütünlüğüne zarar vermek için mücadele edenlere karşı yapılan bir düşmanlık mıdır? Siz bu mücadeleyi işinize gelince her şeyi görmezden gelip nasıl sadece türbana ve imam hatip'e indirebilirsiniz.
O zaman laiklik bu ülke için gerçekten olmazsa, olmazdır. Nedir bu laiklik, Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması. Zaten Türkiye'de siyasetle uğraşan bir insanın dört, dörtlük bir müslüman olarak yaşayabileceğine siz inanıyor musunuz. Birde üzerine bir cemaat düşünün içinde hem para ilişkisi, hemde siyaset var. Bu cemaatin Müslümanlığa faydasını siz iyice bir tekrar düşünün. Türk halkı şunu bilmeli Türbanlı kardeşlerimize, İmam Hatipli kardeşlerimize en büyük zararı her zaman dini, siyasete alet eden politikacılar ve cemaat önderleri vermiştir. Onlar bu dini motifleri kendi yanlarına yandaş toplamak için siyasetin ve çıkar ilişkilerinin içine sokmamış olsalardı bu yasakların hiçbiri olmazdı. Yani düşman gözükenler dost, dost gözükenler düşman bunu da iyice bir düşünün.
TÜRK EVLADI! UNUTMA BU ÜLKEYE ÇIKARSIZ TEK HİZMET EDEN İNSAN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TÜR.
O EN BÜYÜK TÜRK; "LAİKLİK, TÜRKİYE İÇİN OLMAZSA, OLMAZDIR" DEDİYSE O ZAMAN BUNUN BİR NEDENİ VARDIR.
(Bunuda bir Alper Mert sözü olarak hatırlayın ve ne olur biraz olsun bu söz üzerine düşünün)