“Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı” diye başlayıp, atalarımızın kahramanlıklarından, düşmanları nasıl püskürttüğünden, bu milletin nasıl baskılara boyun eğmediğinden ve daha birçok şeyden bahsedecek çok sayıda yazarımız varken, “bana ne gerek var” diye düşünerek başka(!) konulara bakıyorum…
Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı…
Yarın da 29 Ekim’i kutlayacağız…
Daha sonra 23 Nisan’ı kutlarken “ulusal egemenlik”i de ekleyip, “çocuk” bayramıyla da farklı bir boyut katacağız…
Sonra Çanakkale Savaşını, Zaferini, nasıl bir destan yazdığımızı, Seyit Onbaşı’nın 275 kiloluk top mermisini düşman üstüne nasıl attığını yüreğimizin coşkusuyla anlatacağız/dinleyeceğiz…
Yine aynı gün Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı o eşsiz kelimelerin şiirleştiği dizeleri haykıracağız, “Ey Şehit Oğlu Şehit, İsteme Benden Makber, Sana Ağuşunu Açmış Duruyor Peygamber.”
Belki de Atatürk’ün “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum.” sözünü tok sesle okuyanlar bulunur…
Sonra 23 Nisan’ı kutlarız, coşkuyla, tüm dünya çocuklarıyla birlikte güle oynaya…
Kolay mı, “milli iradenin sesinin çıktığı mekân” olarak bilinen TBMM’nin açıldığı gündür o gün…
Tam 23 Nisan coşkusunu bir kenara bırakmışken, 19 Mayıs gelir…
Ülkemizin gencinin, yaşlısının, kadınının, erkeğinin “artık yeter” diyerek başlatılan milli mücadeleye destek vermesinin ilk nüvesinin atıldığı gündür…
Atatürk’ün, yol arkadaşlarıyla Samsun’da adım attığı Bandırma vapurunun “ne kadar eski” olduğu dramatize edilerek anlatılacak…
Elbette aralarda Kurtuluş Savaşı başta olmak üzere irili ufaklı tüm savaşları bir şekilde anacağız. Bu ülkenin dört bir yanını kanlarıyla sulayan aziz şehitlerimizden bahsedilecek, hiç birisinin ırkı, dili, dini, memleketi, mezhebi önemsenmeyeceğiz…
Hepsi bu ülkenin insanıydı, bu ülkeyi düşmana yedirmemiş, esir olmamış, namuslarına helal getirmemişlerdi. Bu başarı, bu zafer, ardından gelen bu cumhuriyeti birlikte birlikte yapmışlardı, omuz omuza. Birlikte ağlamış, birlikte gülmüşlerdi. Onun için gelinler dul kalmıştı, onun için çocuklar yetim ve boynu bükük…
Ama bunu dert eden yoktu; Kahraman bir milletin, kahraman evlatlarıydı onlar…
Nene Hatunlar vardı, cepheye mermi taşıyan…
“Mermi yiyen de birdi, mermi atanda” ama onlar kendi milletine kurşun sıkmıyor, Fatih Camisini bombalamayı düşlemiyorlardı. Denizaltında çocukları havaya uçuracak alçak planlar da yapmıyorlardı.
Bütün bu bayramlarda, bütün bu kurtuluş günlerinde ortaya konan gerçeklerden birisi, yurdumuzun düşman askerleriyle işgal edildiğiydi…
Bir diğer gerçek ise bu halkın topyekûn düşmana karşı giriştiği başarılı mücadele sonucu kazandığı zaferdi…
Kimdi düşmanlar?
Bugün birlikte olduklarımız; Yunanlılar, İngilizler, Almanlar, hatta Ruslar ve daha niceleri…
O gün cepheye birisi girse, canı pahasına çarpışan Mehmetçiklerin kulağına “biz Yunanlılarla dost olacağız” diye başlasa…
Rusları söylese, Ermenilerle “kapı açma”dan bahsetse, ülkelerarası kalkan “vizelerden” söz etse, Alman, İngiliz, Fransız’ın yer aldığı Avrupa Birliği’ne gireceğimizi anlatmaya çalışsa…
Ama oldu/ama oluyor…
O gün yurdumuzu işgal edenlerin bu toprakları kirletmemesi için verdiğimiz çabayı, bugün turizm ve ticaret için veriyoruz. Tek taraflı değil elbet onlar da bizim için aynısını yapıyor…
Bugün “analar ağlamasın” diye atılan her adımda birilerini “hainlikle” suçlayanların tarihimizi iyi tahlil etmesi gerektiğini öneririm…
***
Geçmişi unutmakla kalmıyor, bir de o tarihlerde başlayan dışlama halen sürdürülüyor…
O gün “tüm halkın birlikte çarpıştığını” söyleyenler, sonra bir kısmını ayırmayı başardı…
Önce Dersim’de “Kürtler”e ödül(!) yağdırdı…
Dersim’de Alevilere de ödül yağmıştı, Kürtlerle birlikte…
Sonra çıkan isyanlar içinde “hainlik” unvanını yakıştırdı…
Sonra sarhoşların ortaya itilmesiyle başlayan bir katliamı bilerek, isteyerek ve aptalca bir inatla her yıl “Müslümanların Kubilay’ı katletti” saçmalığıyla da Müslümanları bir kenara bıraktılar…
Dolayısıyla Cumhuriyetin içerisinde Kürtlerin ve Alevilerin katkısını bertaraf etmiş, tüm Müslümanlar ise “Kubilay’la” küstürülmüştü…
Yetmedi tabii…
Bu cumhuriyeti “kendilerine mal etmek isteyen” bir kısım zümre, “dışlama” operasyonuna devam etti…
Öyle olmalıydı ki, “cumhuriyet” denilince “bir avuç elit” anlaşılmalıydı…
O zaman her yıl Kürtlere hakaret edilir, her zaman Aleviler dışlanır, istendiğinde de “irtica” denilerek Müslümanlar rencide edilirdi…
İşte 12 Eylül, aynı zamanda bu çarpık anlayışın da diskalifiye edilmesinin “Evet”leneceği gündür diye özlemle bekliyorum…