Güzel ülkemizde öyle gariplikler oluyor ki, otuz küsur yıllık araştırmacılığıma rağmen birçoğunu çözemiyorum. Aktüalitesi nedeniyle, birini arz edeceğim.
Yüce dinimiz ve mâneviyatımız konusunda hassasiyetimiz nedeniyle, siyaset arenasından gelen ve yüce dinimizi istismar eden acayip gelişmeler hepimizi çok üzüyor.
· Öncelikle; şu haberin önemli kısımlarını, kopyalayarak aynen alıyorum:
Sn. Kılçdaroğlu; referandum çalışmalarının 10 Ağustos - 12 Eylül arasındaki son döneminin, Ramazan ayına denk geldiğini hatırlatarak, parti örgütüne ve kurmaylarına bu çerçevede bir dizi talimat verdiği öğrenildi.
Sn. Kılıçdaroğlu'nun, şu önerileri çok dikkat çekti:
Referandum için tüm gücümüzle çalışacağız. Hem genel merkez, hem milletvekili grubumuz, hem de parti örgütü teyakkuza geçip hep beraber bir çalışma yürüteceğiz.
(Burası normal de, ne için tüm gücü ile çalışılacağı bir hayli garip ve acayip.)
· Ramazan ayında muhafazakâr kesimin, mütedeyyin (dindar) insanların ve sade vatandaşlarımızın hassasiyetlerini göz önünde bulundurun. Sizlerden ricam, 12 Eylül'e kadar içki sofralarından uzak durmanızdır. (Ramazan ayı olduğu halde uyarmasına dikkat. Bu partide, bu ayda zaten uzak durulmuyor mu yoksa?)
· İftar çadırlarını ziyaret edin. Orucunu açan insanlarımızla buluşup sorunlarını dinleyin. Teravih namazlarını ve camileri AKP'ye terk etmeyin...
Güler misiniz? Ağlar mısınız?...
CHP’nin seksen küsur seneden beri mücadele ettiği ve “irtica” diyerek saldırdığı, hattâ “lâikliğe aykırı” anlayışıyla dışladığı konularda, bu kez talimatlar veriliyor!
Seçim öncesi çarşaflıları bile bağırlarına basarken, seçimden sonra 411 oy ile kabul gören başörtüsü yasasını, AYM’de iptal ettirdikleri gibi, bunların da yapmacık hareketler olduğu besbelli ve âşikârdır. Bu milleti hâlâ saf mı zannediyor acaba?...
Zaten bu konu; karikatüristlere de, köşe yazarlarına da, işte bu nedenle malzeme oldu.
Örnek olarak sizlere birkaç karikatür aktaramıyorum ama bir köşe yazarının ilginç yazısından, sadece birkaç paragrafı aktarmak istiyorum.
***
(Haberin Gündemi/N.Karbatak’ın, “Yeni Başlayan CHP'lilere, Ramazan Rehberi” başlıklı yazısından.)
..Orucun siyasi bir yönü yok. En azından şimdiye kadar öyleydi.
Ta ki Kemal beyin “talimatı”na kadar…
Bugüne kadar halkın değerlerine, inançlarına, yaşam biçimine “olumlu” yönde hiç bir katkı sunmayan CHP, şimdi “birlikte iftar etme” yollarını arıyor. Bunları Kemal bey talimat vermiş…
· Oruç tutan CHP’liler elbette neden oruç tuttuğunu bilecek ama ya bilmeyenler. Ya sadece Kemal bey dediği için oruç (!) tutan, iftar eden, camileri AK Partililere bırakmamak için dolduranlara “kılavuzluk” gerekmez mi?
Evet, Kemal beyin talimatı, gerçekten mizah konusu olmuş…
· Şimdilerde de; “Acaba beş çayı orucu bozar mı? Beyaz hocaya sorsak” diye takılanlar var…
Kemal beyin “içki sofralarından uzak durun, iftar edin, camileri AK Partililere kaptırmayın”ı da, internet sitelerinde geyik konusu olmaya başladı…
Bakalım daha neler diyorlar: (Ben sadece birkaçını kopyalayarak alıyorum.)
Ekşi sözlükte; yeni başlayan CHP’lilere bir Ramazan rehberi var. Şöyle ki:
-İftar saatleri genellikle gün batımına rastlar, şaşırmayasınız...
-Sana eziyet gibi gelen bu ritüeller topluluğu, hepsi topu 29 bilemedin 30 gün devam edecektir. 30. gün sonunda ‘alıştı bünye nasıl olsa baba, bırak hızımı almışken kaptırıp diyet niyetine devam edeyim ben’ demeyin. 31. gün oruç kesinlikle tutulmaz; bayramdır.
-Bayramda şeker ikram ettiler diye “Şeker Bayramı Olmaz” bayramın adı; öyle olsaydı, ramazan ayına da HURMA AYI derdik...
-Teravih namazı kılmaya gidecekseniz, önceden cami imamının hatimle namaz kıldırıp kıldırmadığını öğrenin. Sonra, iş inada biner!...
-Bir büyük ® ile (!) iftar olmaz...
-Oruç, devreli maç değildir, öğlen oruca bir mola verip su içemezsiniz.
-Teravihe gidip, “iki saattir namaz kılıyoruz bir kere bile Atatürk demedik” demeyin. İmamı bu gerekçe ile müftülüğe (veya AYM’ye) filân şikâyet etmeye kalkmayın...
-“Hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan” ifadesinden hareket ve hayretle, “Yahu, Allah Allah, nasıl oluyor da şehir gelebiliyor?” demeyin, oradaki şehr kelimesi Arapça “AY” anlamındadır...
Ekşi sözlükte kalem oynatan gençler, bayağı uğraşmış ama iyi bir rehber hazırlamışlar…
· Elbette ki bütün bunlar, “genel başkanın emri” diye kolları sıvayanlara göredir. Diğerleri zaten “Allah’ın emri” diye bilerek, isteyerek ibadetini yapıyor... (HG./NK.)
***
Saygıdeğer dostlarım:
Ana muhalefet partisinden gelen böylesine HAYIR’LI (!) bir emir, acaba niçin bu kadar alaya alınıyor dersiniz? Aslında, Sn. Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri doğru değil mi ki?...
Bunun birkaç sebebini ben söyleyeyim, unuttuklarımı sizler ilâve edersiniz.
Öncelikle bu parti; seksen küsur seneden beri yüce dinimize, mukaddeslerimize, ezanımıza, camilerimize, Kur’ân kurslarımıza, başörtümüze ve diğer manevî değerlerimize karşı bayrak açan, yüz binlerce hazımsızı barındıran bir parti olarak tescillenmiştir.
Sadece “dini inançları nedeniyle şapka giymeyen” İslâm âlimlerini bile, acımasızca idam eden bir parti olduğu, tarihî belgelerle sabittir.
Bugün bile mukaddesat olarak; camilerimizi bombalamayı, ezanımızı susturmayı, muhafazakâr ve dindar (onlara göre İslâmcı) yazarların tamamını cezalandırmayı “balyoz darbe planı altında” karar altına alıp imzalayanların avukatlığını yapan bir partidir.
Bu avukatlığın esas sebebi de bu oy potansiyelini (!) küstürmemek ve muhafaza etmektir.
Oy verenlerinin ahvâline bakıldığında hemen fark edilen, din ve maneviyat düşmanlarının ana barınağı ve alnı secdeye gelenlerin tek-tük bulunduğu bilinen bir parti olmasıdır...
· Böyle bir partiden; ..“12 Eylül'e kadar (!) içki sofralarından uzak durun.” Veya “İftar çadırlarını ziyaret edin. Orucunu açan insanlarımızla buluşup sorunlarını dinleyin. Teravih namazlarını ve camileri AKP'ye terk etmeyin.” Talimatının yadırganması, alaya alınması ve tîiye alınması gayet normal değil midir?...
Yüce Rabbimiz şu mübarek Ramazan ve Kur’an hürmetine, hepimize ferâset versin. Âmin.
ÖNEMLİ NOTLAR: 1.) Bu partiye olan tavrımız, onların yüce dinimize ve mukaddesatımıza olan saldırgan davranış biçimlerindendir. Bir başka partiye sempatiden veya herhangi bir siyasî anlayıştan asla değildir. Bizler, “Eûzübillâhi mineşşeytâni VESSİYÂSE” diyenlerdeniz…
2.) Teyakkuza geçilerek şu HAYIR için çalışanlar yüzünden, netice şâyet HAYIR çıkarsa, ordudan atılan binlerce dindar subayın, 12 Eylül mağdurlarının ve binlerce şehit analarının bedduasından, bu hayırcıları kim kurtaracak acaba?... İnşallah şimdiden uyanırlar…
3.) Saptırmalara bakmayınız. Referandum, kesinlikle bir parti seçimi değildir…