MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli:

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 'ABD'nin, Türkiye'nin tüm itiraz ve karşı tezlerine rağmen PYD'yi desteklemeye devam etmesi kötü niyetlilik ve müttefiklik hukukuna uygun düşmeyen bir körlüktür' dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli:

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 'ABD'nin, Türkiye'nin tüm itiraz ve karşı tezlerine rağmen PYD'yi desteklemeye devam etmesi kötü niyetlilik ve müttefiklik hukukuna uygun düşmeyen bir körlüktür' dedi.

12 Nisan 2016 Salı 07:53
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli:
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "ABD'nin, Türkiye'nin tüm itiraz ve karşı tezlerine rağmen PYD'yi desteklemeye devam etmesi kötü niyetlilik ve müttefiklik hukukuna uygun düşmeyen bir körlüktür" dedi.

MHP lideri Bahçeli, partisinin Meclis'te düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada, siyasetteki kördüğüm ve kayıkçı kavgasının milletin esas gündem ve beklentilerini perdelediğine dikkat çekerek, "Çatışmacı üslup kutuplaşmayı teşvik edip kışkırtmaktadır. Siyasete hakim olmasını ümit ettiğimiz nezaket ve zarafet yerine; kaba ve yaralayıcı suçlamalar belirgin ve etkin hale gelmiştir. 14 yıldır siyasi ahlak ve seviye diptedir. Türkiye'nin ortak çıkarlarını gözetmekten aciz, Türk milletinin özlem ve beklentilerine tercüman olmaktan habersiz siyaset esnafı huzursuzluğu daha da derinleştirmektedir. İşbirliği ve uzlaşma kanalları tıkanmış, gelişme ve kalkınma dinamikleri fos çıkmıştır. Bilhassa iktidar partisi ile ana muhalefet partisi arasındaki hakaret yarışına Cumhurbaşkanı'nın da eklenmesi, üstelik açık taraf haline gelmesi ülkemiz adına üzüntü vericidir. Hâlbuki insanımız gerilimden yorulmuştur. Cepheleşmenin acı faturası her seferinde vatandaşlarımıza çıkmıştır. Kaldı ki Türkiye'nin beka düzeyinde iç ve dış sorunları gittikçe karmaşıklaşmakta, kronikleşmektedir. Meşrutiyet yıllarını aratmayan ucuz söz düelloları, ahlak ve edep yoksunu karşılıklı atışma ve tariz dolu ifadeler aleyhimize olacak şekilde tırmanmaktadır. Türkiye iyi yönetilememenin sancısını her düzeyde hissetmektedir. Ahlak ve adalet bunalımı sürekli kamçılanmaktadır. Devlet adeta sahipsiz, adeta başıboştur.

Siyasi tansiyondaki yükseklik, iktidar partisindeki pervasızlık ve kontrolsüzlük ülkemizi uçuruma sürüklemektedir. Toplumsal güven iniştedir. Demokratik değerler buharlaşmaktadır. 'Gemisini yürüten kaptandır' anlayışı, 'devletin malı deniz' mantığı öne çıkmaktadır. Kanunsuzluk ve kanun kaçakları revaçtadır. Haram yiyenler, hıyanete yandaş ve teşne olanlar rağbet görmektedir. Suç ve suçluları caydıracak adalet mekanizmaları çalışmamaktadır.

Kırıkkale Silah Fabrikası Müdürü'nün, TSK'nın temel saldırı silahı olarak tasarlanan milli piyade silahlarının çizim ve tüm üretim planlarını yabancı bir firmaya satarken suçüstü yakalanması aslında her şeyin özetidir. Bu vatan haini milli sırları kişisel menfaate dönüştürmeye cüret ve cesaret edecek kadar gözünü karartmıştır. Kırıkkale Silah Fabrikası'nı şaibe altında bırakan söz konusu hainliğin başka ayak ve işbirlikçilerinin olup olmadığını; Türkiye'nin milli güvenliğine zarar verecek benzeri ihanetlerin gerçekleşip gerçekleşmediğini hükümet mutlaka açıklığa kavuşturmalıdır" ifadesini kullandı.

"TEHLİKE SAÇAN BİR DİĞER KONU DA VATANDAŞLARIMIZIN KİMLİK BİLGİLERİNİN ÇALINMASIDIR"

"Milli güvenliğimiz açısından tehlike saçan bir diğer konu da vatandaşlarımızın kimlik bilgilerinin çalınmasıdır" diyen Bahçeli, şunları kaydetti:

"Yaklaşık 50 milyon vatandaşımıza ait temel kimlik ve adres bilgilerini içeren bir veri tabanı Romanya kökenli bir siteye yüklenmiş ve buradan da dünyanın dört bir yanına dağıtılmıştır. Bu sonuç tam bir skandal, tam bir iflas halidir. Vatandaşlarımızın mahremi sayılabilecek kimlik ve adres bilgilerine bilgisayar korsanları nasıl ulaşabilmiş, siber güvenlik duvarlarına ne olmuştur?

Dile kolay, sayıları 50 milyona yaklaşan vatandaşımızın kişisel kimlik bilgileri hangi amaçla elde edilmiş, kimlerin eline geçmiştir? Hükümetin eften püften açıklamalarla konuyu basite indirgemesi bir defa sorumsuzluk örneğidir. Türkiye'nin kozmik şifrelerinin çözülmesi neyse, vatandaşlarımızın kimlik bilgilerinin karanlık çevrelerin kontrolüne geçmesi aynı şeydir. Sızdırılan veri tabanında; 2011 Milletvekilliği Genel Seçimi öncesinde seçmen sıfatı kazanmış 46 milyon 611 bin 709 vatandaşımızın TC kimlik numaraları, kişisel bilgileri ve Mernis'e kayıtlı adresleri vardır. Geçtiğimiz yıllarda bu hırsızlığı inkar eden, fakat şimdilerde kabullenmek zorunda kalan hükümetin; yıllarca hiçbir tedbir geliştirmemesi ayrıca değerlendirilmesi gereken bir aymazlıktır. Bize göre bu aymazlığın affı ve bahanesi de yoktur. AKP hükümeti iddiaları yavaştan almış ve hatta kulağının üstüne yatmıştır. Konu milli güvenliğimizi birçok cepheden ilgilendirmektedir. Türkiye çadır devleti, yeni yetme bir ülke değildir.

Türkiye bir grup bilgisayar korsanının, üç beş suç örgütünün eline avucuna düşmeyecek kadar onurlu ve güçlü bir devlettir. Şayet kişisel verilerin çalınmasında yabancı ülke ve istihbarat teşkilatlarının parmağı varsa bu da süratle aydınlatılmalı, gerçekler milletimizle paylaşılmalıdır. Böyle bir devlet idaresi nerede görülmüştür? Türk milletinin özeline kast etmek kimin haddi, kimlerin harcıdır? Bir gerçek varsa o da şudur: AKP hükümetinin, milletimizin kimliği aşırılırken ruhu bile duymamış, duysa bile önüne geçememiştir. Kimliksizler için kimliğin bir önemi olmayabilir.

Kimliğini kaybetmişler için kimlik bilgilerinin çalınması önemsiz bir ayrıntı olarak da görülebilir. Fakat Türk milletinin milli kimliği, tüm vatandaşlarımızın her birini özel kılan şahsi bir kimliği vardır ve bunlara da el uzatanın eli kırılmalı, göz koyanın cezası verilmelidir. Konuyla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturmanın sonuna kadar götürülmesi ve gerçeklerin ortaya çıkarılarak vatandaşlarımızın kimlik bilgilerinin emniyete alınması en tabii, en haklı, en acil beklentimizdir."

"ABD'NİN, PYD'NİN MÜTECAVİZ İLERLEMESİNE TÜRKİYE'NİN SESSİZ KALMASINI İSTEMESİ ESASEN SÜRPRİZ DEĞİLDİR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 29 Mart-1 Nisan tarihleri arasında gerçekleşen ABD ziyareti hakkında geçtiğimiz hafta kanaatlerini paylaştığını hatırlatan Bahçeli, "Bu ziyaretin ardından çok yorumlar yapıldı. Şu sıralar, Türkiye ve ABD'nin birbirlerine ilettikleri talepler de fazlasıyla medyada yer bulmaktadır. Hangi haberin doğru, hangisinin asılsız olduğunu bilmemiz takdir edersiniz ki mümkün değildir.

Ancak ABD tarafının, PYD'nin mütecaviz ilerlemesine Türkiye'nin sessiz kalmasını istemesi esasen sürpriz değildir. Gündeme yansıyan bilgilere bakarsak, ülkemize 40 km'lik uzaklıkta bulunan Suriye'nin Münbiç ilçesinin PYD'ye teslim edilmemesi yönündeki beklentiye ABD tarafının sıcak baktığı anlaşılmaktadır. Fakat bunun sınır ve şartlarının nelerden ibaret olduğu ise belirsizdir. PYD, Kobani'yle Afrin arasındaki bağlantıyı kurduğu takdirde Cerablus'un etrafı boşaltılmış ve Kürdistan yapılanmasının ikinci ayağı gerçekleşmiş olacaktır" diye konuştu.

"ABD'nin, Türkiye'nin tüm itiraz ve karşı tezlerine rağmen PYD'yi desteklemeye devam etmesi kötü niyetlilik ve müttefiklik hukukuna uygun düşmeyen bir körlüktür" diyen Bahçeli, şunları kaydetti:

"PYD terörü, Azez-Cerablus hattını ele geçirmek istemektedir. ABD ise buna dolaylı olarak destek ve umut vermektedir. PYD'nin ana amacı Suriye'nin kuzeyini tümüyle kontrolüne almaktır. Bu terör örgütü, sınırlarımızın hemen yanı başında milli güvenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü ABD'nin ikircikli tutumuyla tehdit etmektedir.

Görüldüğü kadarıyla, ABD, süreç ihanetinin tekrar başlatılması konusunda bir dayatma ve tazyik içindedir. Geçtiğimiz hafta ABD'nin Ankara Büyükelçisi sorunlu açıklamalarını sürdürmüş; PKK'yı şiddet kampanyasına son vermeye, silahları bırakmaya, meşru müzakereyi kabul etmeye aklınca davet etmiştir. Hemen arkasından PKK'nın Avrupa'daki elebaşlarından birisi, ABD'nin arabuluculuğunu önermiş, PKK'yı ve Türkiye'yi masaya getirsin diyecek kadar hayasızlaşmıştır. Şu işe bakınız ki, Erdoğan ABD'yken arabuluculuk teklifleri ABD'li muhataplar tarafından Türk heyetine iletilmiştir. Geçen hafta, ABD'nin Ankara Büyükelçiliği bir kez daha vatandaşlarını uyararak; başta İstanbul ve Antalya'daki meydan ve limanlar olmak üzere, turistik bölgelere yönelik inandırıcı tehditler olduğunu duyurmuştur."

"ABD, PKK'NIN ÇÖPÇATANI OLACAK KADAR TÜRK VE TÜRKİYE DÜŞMANI MIDIR?"

"ABD ne yapmaya, neyin altyapısını kurmaya çalışmaktadır?" ifadesini kullanan Bahçeli, "PKK'yla, eski müzakere ortağı AKP'yi görüştürmek için arabuluculuk teklifinde bulunmaya ne hakkı vardır? Bu cüreti nereden almaktadır? ABD, PKK'nın çöpçatanı olacak kadar Türk ve Türkiye düşmanı mıdır? ABD Büyükelçiliği, Washington'un yönlendirmesiyle ikide bir terör uyarısı yapıp kafasında bölünmüş bir coğrafyanın temellerini mi atmaktadır? Barzani, son aylarda defalarca bağımsızlıktan söz etmiştir. Bu yılında Ekim ayında yapacakları referandumla da bağımsızlık ilanını karara bağlayacaklarını peş peşe gündeme taşımıştır. Henüz hükümetten buna yönelik bir tepki ise gelmemiştir.

Hatta Başbakan Davutoğlu son derece düşündürücü ve ipe sapa gelmez açıklamalarla Barzani'nin etrafında adeta etten duvar örecek kadar şuur kaybına uğramıştır. Davutoğlu Finlandiya'da seyahati esnasında diyor ki, 'PKK, Erbil'deki yönetimi tehdit ederse bu tehdidi bize yapılmış sayarız'.

Başbakan'a aldanan birileri çıkarsa, PKK'nın Türkiye'yi tehdit etmediğini sanacaklardır. Başbakan'a inanan olursa, Türkiye'nin terör gibi bir sorunu olmadığını, 20 Temmuz 2015'den bu tarafa 400'ü aşkın şehit haberinin gerçek dışı olduğunu düşünecektir. Sayın Davutoğlu, Serok oldun, hadi bunu anladık diyelim. Milliyetçilikle hesaplaşma vakti geldi dedin, bundan da şimdilik yakayı kurtardın sayalım. Diyarbakır'a gittin Kobani'yi selamladın, bunu da yedirdin, yutturdun görelim. Ama Mehmetçik katili Barzani'ye siper olduğunu, böylelikle Serokluktan çürüklüğe, buradan da peşmerge zabitliğine geçişini nasıl yok sayacak, nasıl görmezden geleceğiz? Sayın Başbakan, sana mı kaldı Barzani'yi korumak? Sana mı düştü peşmergeyi kollamak? Türkiye'ye ölüm saçan fitneye destek vererek nereye varmak istiyorsun? Aklının bir köşesinde Irak'ın kuzeyinin peşmergeye, Suriye'nin kuzeyini PKK'ya teslimi mi vardır? Bunun Türkiye'nin yıkımına yol açacak dört parçalı Kürdistan'a davetiye çıkarmak olacağını hala anlamıyor musun?" şeklinde konuştu.

"BU ÇARPIKLIK BİR ART NİYET DEĞİLSE, KESİNLİKLE SİYASİ TUTSAKLIĞIN ESERİDİR"

"Almanya'nın Köln kentinden otomobilinde Bozkurt amblemi taşıdığı gerekçesiyle bir vatandaşımıza alçakça saldıran, Fransa'da Azerbaycanlı kardeşlerimizi tahrik eden bölücüler Barzani'nin elinden yemiş, onun kundağında büyümüştür" diyen Bahçeli, şunları kaydetti:

"Davutoğlu bilmiyorsa söyleyeyim, Barzani PKK'nın ta kendisi, bölücülüğün markası, ihanetin kanlı yüzü, Türk milletinin dostane görünümlü karanlık hasmıdır. Diyarbakır-Erbil arasında tarifeli uçak seferlerinin başlamış olması Başbakan'ın bir başka gafleti, hükümetin bir diğer mahsurlarla dolu sakat politikasıdır.

Başbakan'ın PKK'yla yeniden müzakere süreci başlayabilir sözleri, çözüm sürecini övmesi küresel bir tasarım ve dizayn faaliyetinden bağımsız düşünülemeyecektir. ABD'nin süreç ihanetine tekrar dönülmesiyle ilgili bastırması, arabuluculuk ısrarları, Davutoğlu'nun müzakere çemberine tutunması hayra alamet değildir. Hem Nusaybin'de, Yüksekova'da, Şırnak'ta ev ev, sokak sokak teröristlerin peşine düşülecek, hem de Barzani'ye kol kanat gerilecektir. Bu çarpıklık bir art niyet değilse, kesinlikle siyasi tutsaklığın eseridir. İktidarın HDP'lilerin dokunulmazlıklarını kaldırma sürecini yokuşa sürmesi, dahası yeni anayasa kapsamında başkanlık ısrarları; diğer yandan bölgesel oyun ve senaryolar Türkiye'nin bir felakete alıştırılması olarak değerlendirilmelidir.

Bu ortamda, Türkiye'nin tarihsel hak ve çıkarlarını korkusuzca savunan, Türk milleti için fedakârlıkta sınır tanımayan Milliyetçi Hareket Partisi'yle uğraşılması ise boşuna değildir."
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.