Haberin gündeminden aradı arkadaşlar:

-          Hocam son zamanlarda yeni yazınız gelmedi; bir rahatsızlığınız falan mı var acaba?HABER diye sordular.

-          Evet ! dedim son zamanlarda fazla yazmadım ve doğru bildiniz; rahatsızım…

-          Ama gönderirim  bugün bir tane !

Madem  yazarlıkla teveccüh edildik ; o vakit yazalım öyleyse…

Öğrencilik yıllarımın sonlarına doğruydu. Bilgisayarın icadından beri bilgisayarla ilgili arkadaşım, muzırlık olsun diye yada yaşadığı huzursuzluğu paylaşabilmek için internetten bir video açıverdi.

-          Bak ! dedi .

-          Bi seyret te bak !

Rahatsız edici bir görüntü çıkacağını anladım ama tepki vermedim. Dudaklarımı büktüm, kaşlarımı çattım. Kafamı ürkmüş gibi geriye doğru çekeledim ve izlemeye başladım:

Ayrıntılara girmek istemiyorum; asker üniformalı bir şahıs ,esir edildiği belli başka bir şahsın hayatını bıçak kullanarak sonlandırıyordu. Midem bulandı. İçim kalktı. Ruhum karardı.

-          Kapat! kapat! Dedim bir anda.

-          Kapat!

-          Kapat! Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın. Bu ne şimdi. İş mi bu yaptığın.

Arkadaşım muhtemelen içindeki huzursuzluğu paylaşarak azaltmaya çalışmıştı ama ruhumun ne kadar kardığını  gördüğünde  benden de kötü olmuştu.

Sonra bir daha ama asla bir daha böyle görsellere bakmadım. Mesleğim gereği insan ölümünü, insan bedenin çürümesini eğitim formatındaki yapımlarda izledim . Tebabet hatırına dayandım ve yılar içinde az biraz da olsa kabullendim.

Vahşi insanoğlunun vahşetini tarih kitaplarında süsleyerek yazarlar ya; işte işin aslının ne berbat olduğunu kaydedip durdu on yıllar boyunca teknoloji. Birileri zafer naraları atarken birilerinin iniltilerini tatlı melodiler eşliğinde dağıttılar dünyanın en ücra köşelerine. Kurban kesilirken bakma yavrum rüyana girer hassasiyetiyle büyütülmüş çocuklardan sonraki nesil kabuslarından çıkmayacak kayıtlarla kayda değer hasarlar aldılar.

- Yapmayın! dedim
- izlemeyin! dedim
- O işleri yapanların halleri nereden besleniyorsa, onları seyretmenizi provake eden dürtü de aynı odaktan kaynak alıyor!
- etmeyin! dedim

Dinletemedim…

Önceleri Balkanlar‘ dan geliyordu görüntüler, çocuktum gözlerimi kaçırdım. Kafkaslar’ dan yükselen dumanların acısıyla yaşardı kirpiklerim; ovalayıverdim. Burnumun direklerini sızlattı Ortadoğu iç çektim, iç geçirdim …

Bitmedi…

İnternet gelişti, genişledi. Devleşti ekranlar, büyüdüler  dev gibi oldular. Sonra öyle bir küçüldüler ki ve öyle bir yere sığabildiler ki elimizden-avucumuzdan inmediler. Akıllandı teknolojinin alt yapıları ama ademoğlu akıllanmadı.

Anne karnına düşen ilk insan katletti ya ilk kardeşini, İlk çiğ süt emmiş evlat katil oldu ya ilk fırsatta; İşte ancak o kadar ilerleyebildi insanlığımız. Elimize geçen taşla karşımızdakinin kafasını ezerek başladığımız yolculuğumuza ne güçlü kılıçlar ne yetenekli silahlar ne mesafe tanımaz bombalar ekledik. Kıskançlıkla- hırsla başladığımız cinayetlerimize devam ettik durduk binlerce yıl boyunca. Destanlaştırdık marifetlerimizi. Övgüler düzdük bu ata yadigarı maharetimize. Alemlerin rabbinin bir zerre atomun içine sakladığı kudreti bile çocukların üzerinde denedik en medeni olanlarımızla el birliği ederek. Utanmadık, sıkılmadık, arlanmadık.

Alemlerin rabbinin ıslahımız için lütfettiği kelamı bile alt fon müziği yaptık vahşiliğimize. Bizi hayvanlardan üstün kılan her neydi ise; elimize yüzümüze bulaştırdık işte onu. Hayvanlardan aşağı olduk. Aşağılık olduk çoğumuz, çoğu insan, insanlığın çoğu…

Rahatsızım...

Doğru tahmin etmiş arkadaşlar. Mars’ ın atmosferini değiştirmeye konsantre bir zeka nasıl olabiliyor da dünyanın havasına bu denli kan püskürtüyor. O koskoca gaz devi Jüpiter in yaşadığımız gezegeni avare göktaşlarından koruyup kolladığını nihayet anlayabildiğimiz şu yüz yılda bile biz aynı dünyayı paylaşamayıp nasıl oluyor da yağmalıyoruz. Gök kardeşimiz Ay  gecelere lamba olmak dışında sırf yalpalamayalım diye binlerce yüzyıl çırpınıp dururken ne yapıp edip cehenneme savrulmak için niye çırpınıyoruz bu kadar arsızca.

Niye ölümü kaydediyoruz, niye internete yüklüyoruz ve niye izliyoruz...

Rahatsızım...

Bu kadar rahat olmamızdan.  Alemlerin Rabbi' nin lafsını bu kadar rahat kullanabiliyor olmamızdan rahatsızım. Yerleri ve gökleri yaratan ‘YARATICI’ nın, yeryüzündeki kumlar adedince yıldıza varlık lütfetmiş ‘VAR EDEN ‘ in, bir kum tanesinin içine o yıldızlardan daha fazla atom saklamış ‘KUDRET’ in, o atomların çekirdekleri arasındaki bağlara bile cehennem ateşleri sıkıştırmışken biz sefil insanları cezalandırıcı olarak vazifelendirdiğine nasıl inanabiliyoruz anlamıyorum. Güneşin üzerine doğup battığı her şeyden kıymetli bir ihtimali cinnet geçirmişçesine parçalamayı anlayamıyorum. Daha önce demiştim yine söyleyeyim:

‘Niye ölümü kaydediyoruz, niye internete yüklüyoruz ve niye izliyoruz’ anlayamıyorum…

Anlayamıyor olduğumdan rahatsızım, anlatmaya çabalarken becerip te anlatamıyor olmaktan rahatsızım. en nihayetinde gerçekten çok rahatsızım.

Askerlerimizin cennet yağmurlarına kavuştuklarını göremiyor olmaktan…

Üzerlerinde taşıdıkları üniformaya kutsallaştıran Al-Bayrağın gölgesinde serinledikleri izleyemiyor olmaktan…

Ve muhtemelen kovulmuş seytana uyarak kovulduğumuz RAHMET'lere sorgusuz- sualsiz  vardıklarına şahit olamamaktan...

Vatan için kavrulmuş yürekleriyle bize vatan ettikleri o kara parçası artık bu millete helaldir ya , o topraklar bu devletin bu ordunun boynunun borcudur ya ;

İste Bu borç üzerimizde kaldığı müddetçe bilesiniz ki ben baya bir rahatsızım…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.