Çifte Saadeti bitiren hatalar

İlk aşkların yerinin ayrı olduğunu finalinde gösteren ‘Çifte Saadet’ de ardında yapılmaması gereken bir dolu hata bıraktı.

Çifte Saadeti bitiren hatalar

İlk aşkların yerinin ayrı olduğunu finalinde gösteren ‘Çifte Saadet’ de ardında yapılmaması gereken bir dolu hata bıraktı.

19 Nisan 2016 Salı 15:15
318 Okunma
Çifte Saadeti bitiren hatalar

‘İnsanın son gününü beklemeli her zaman, mutlu dememeli ona ölmeden, cenazesi kaldırılmadan' demiş Romalı şair Ovidius… Ölümü ve mutluluğu iç içe geçiren bu ifadenin gerçekliğini uzun süredir sağlık sorunları yaşayan aile büyüğümüzün vefatı sürecinde daha iyi gözlemledim. Yaşamdan göçüp gitmek bazen gerçekten de en çok arzulanan şey olabiliyor. Mücadele gücünün tükendiği noktada sonlanan varoluş isteği yerini, sorunsuzca yok olma arzusuna ve veda etme zamanının kabullenmişliğinden doğan saadet duygusuna bırakıyor. Hani Yahya Kemal Beyatlı'nın ‘Sessiz Gemi' şiirindeki gibi… Zamandan demir almak günü gelmişse, meçhule giden geminin geri dönüşü bulunmayan seferinin memnuniyet bilinci öne çıkıveriyor. Kısacası varoluş kadar yok oluş da yaşamın gerçeği. Bu gerçekte önemli olan, hayatın-mutluluk kavramının hakkını verip cenazesi kaldırıldıktan sonra da iyi anılabilmek!

Öte yandan sonlar, varoluşun tükenişi sadece insan yaşamıyla sınırlı değil. Her şeyin bir finali oluyor nihayetinde. Diziler için de bu durum geçerli. Kimi dolu dolu sürüyor varoluşun keyfini, kimi de erkenden terk ediyor sahneyi. Nitekim FOX'un büyük umutla yayına soktuğu ‘Çifte Saadet'i de erken finalle ekran ömrünü zamansız sonlandıranlardan… Tabii, hakkı yenenler hariç çoğu vakitsiz ayrılıkta olduğu gibi, bu gidişe sebep olan hataları da ayan beyan ortada. Şimdi güle güle diyelim ve bize neler öğrettiğine değinelim.

‘ÇİFTE SAADET'TEN ÇIKARTILACAK DERSLER

Hatasız kul olmayacağı hepimizin gerçeği. Bununla birlikte doğruyu, güzeli yaratmak için hatalardan ders almayı bilmek de önemli. İlk aşkların yerinin ayrı olduğunu finalinde gösteren ‘Çifte Saadet' de ardında yapılmaması gereken bir dolu hata bıraktı. Bu dizinin hatalarından çıkartılacak ilk ders, çok eşliliği çağrıştıran içeriklerin komedi türünde iş yapmayacağı!

Evet, ekranımız bu konuda çok daha ağır tabloları yansıtan dizilerle dolu. Ama onların konaklı ağalı drama formatları izleyicilerin kabulünü daha kolaylaştırır nitelikte. Çünkü doğu orijinli yaşamlarda erkeğin birden fazla eşinin olması zaten bilfiil görülen bir durum. Buna karşılık modern şehir hayatında komediyle bütünleşmesi olayı, eğitimli-kültürlü kadın bazına yaydığından daha itici hale getirdi. Erkekler için problem olmasa da kadınlar hoşlanmadı.

‘Çifte Saadet'in istenen performansı tutturamamasından alınacak bir diğer ders, erkeğin iki kadından vazgeçmeme mantığı karşısında kadınların ‘Eyvallah' diyerek çekip gitmek yerine önce didiştirilmesi, sonra yoldaş edilmesindeki yanlışlık. Yani komedilerdeki kadın karakterlerin diğerlerine nazaran daha fazla tutarlılığa ihtiyacı var. Oysa Perihan aracılığıyla bu çelişkiyi itiraf eden… Finalinde Metin'i öldürüp kavganın ancak yorgan yanınca biteceği formülünden çözüm türeten ‘Çifte Saadet'te bunu hissedemedik. Sözüm ona erkek bencilliği karşısında kadın dayanışması yaratılmaya çalışıldı. Böylece baştaki hatanın telafisi yoluna gidilmek istendi ama bu amaç da ters tepti nihayetinde. Çünkü kuş gibi özgür olup uçmak isteyen Metin, bütün dünyadan özür dilese bile nafile… Dizinin çizdiği tabloda, kadınların gerektiğinde rakipleriyle anlaşarak gül gibi geçinip gideceği, çifte kadın mesajı önceden ince ince işlendi beyinlere.

‘Çifte Saadet'in gösterdiği bir diğer gerçek, boş muhabbetlerle anlamsız uzatmalara gitme çabasının sadece romantik komedilerde, dramalarda işe yaradığı; komedilerde izleyeni baydığı! Misal, sürekli aynı cümlelerle birbirleriyle didişen Hülya ile Perihan'ın rakiplerini evden gönderme isteklerini dışa vurdukları sahnelerdeki gereksizlikler... Ya da organik ürünlerin tüketimini teşvik mesajcılığı niyetine, yumurtanın tüylü moklu sohbetine giren Perihan ile Hülya'nın gezen tavuk-gezen inek uzatmaları… Maltepe'de Sultanahmet arayan turist boşluğu ve niceleri… Diyeceğim o ki; Bıktırıcı biçimde dizide işlenen bu tarz senaryo gereksizliklerinin iler tutar taraflarının olmadığı, komedi temposunu düşürdüğü hatta yok ettiği gerçeği artık görülmeli.

‘Çifte Saadet'te alınması gereken bir başka ders de komedilerin senaryolarına daha fazla özen gösterilmesi gereği! Biz, bu yapımda ne gördük? Uzun yıllar sonra şıp diye kendine gelip cumburlop olaya dalan Perihan'ı ve onun gelişiyle tüm düzeni bozulan bir aileyi tanıdık en başta. Peki ya sonraki gelişmeler? Mahkemenin anlamsızca kararı Metin'e bıraktığı, ‘seçmece karpuz-eş' aşamasındaki sululuklar. Yani Metin'in kalp krizi, hafıza kaybı numaraları derken diziyi gerçekten iddialı kılacak, izlenmesini sağlayacak bölüm içerikleri göremedik. Vücudumuzdaki damarların uzunluğu, saç telinin kaç gram ağırlık kaldırabileceği gibi kültürel bilgileri de finaline sıkıştıran dizide kayda değer bir öykü olmayınca da izleme hevesini çabucak tükettik.

‘Çifte Saadet'i, Ceyda-Hurşut birlikteliğiyle vurgulanan tutku eksikliği ve reyting düşüşüne götüren ve ders alınması gereken ayrıntılardan bir başkası, karakterlerin inandırıcı biçimde dizayn edilmemiş olması… Ölüm sigortasını kendi ödemeye çalışan Perihan ile dürüstlükten taviz vermeyen Hülya'nın yoldaşlığında aşkı ve vicdanı arasında kalarak saçmalayan Metin'in masumlaştırılmış hikâyesi bizi tatmin etmedi. Çünkü bir anda iki kadın arasında kalan sözde Metin'in kararsızlığı üstüne kurulmuş olan öyküdeki cümle karakterlerde doğallık bulamadık. Karakterler o denli zorlamaydı ki, mecburen herkes gereğinden büyük oynadı rolünü. Demek ki neymiş? Komedinin can damarı olan karakterler, abartıda ölçüyü kaçırmayacakmış.

Bunların dışında bir kez daha gördük ki, oyunculara benzer formatta karakterleri layık görmek de ters tepiyor artık. Fikret Kuşkan'ı ‘Hayat Devam Ediyor'da da iki eşli çok çocuklu aile reisi olarak izlemiştik. Ardından komedileştirilmiş iki kadın bir erkek öyküsünde ‘Çifte Saadet'in mağduru olarak çıktı karşımıza. Rolünü iyi oynasa dahi bir heyecan veya mizah duygusu veremedi izleyiciye. Şebnem Bozoklu deseniz o da  ‘Canım Ailem'den sonra ‘Ulan İstanbul'daki kelimeleri eze eze konuşma şekli, duruşu, tavırlarıyla eski karakterlerini çağrıştıran biçimde ‘Çifte Saadet'in Perihan'ı oluverdi. Kıyafetlerini ve anaç anneliğini saymazsak ne fark kaldı geriye? Anlayacağınız bir oyuncu bir rolde sevildi diye, diziciler zamk gibi yapıştırmamalı bu tipi onların üstüne!

Yanı sıra oyuncuların rollerine denkliğinde de sorun vardı. Misal oyuncuların gerçek yaşları düşünüldüğünde, Bala Atabek'in sunduğu Mürvet karakterinin, ‘Geniş Aile'den bu yana ürkek çekingen delikanlı karakterleriyle bütünleştirilen Bora Akkaş'ın canlandırdığı Tarık'ın annesi olmasına inanmak ne derece mümkündü? Buradaki mantığı da çöz çözebilirsen.

Sonuçta; Çok trajik bir konuyu komedileştirmeye çalışma hatasına düşmek yetmiyormuş gibi kadınları erkek kapma yarışına sokarak aşağılama durumu yaratan, karakterlerini gerçeküstü mantıkla oluşturan ‘Çifte Saadet', hatalar zincirine halkalar ekleyerek ilerledi. Tüm bu yönleriyle de hem baştan itibaren kendi sonunu hazırladı, hem de kadın izleyici başta olmak üzere ekran karşısındakilerden epeyce tepki çekti. Sevilen isimlerin yüzü suyu hürmetine izlense dahi oyuncuların gücü de bir yere kadar yetti. Hal böyle olunca reytingleri gerileyen dizide gelinen noktada final kaçınılmazlaştı.

Aile işi komedi yapmaya soyunanlar bu sondan ders alır mı bilmem ama ‘Çifte Saadet'in saadetsiz gidişatındaki tablo bundan ibaret. Temennimiz başka ‘Çifte Saadet' mantığının türememesinden yana!

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.