1994 yılında profesyonel müzik hayatına başlayan Savaş Yakupoğlu kurduğu Kayıp Türkü grubuyla Türkiye’de pek çok şehir ve üniversitelerde turnelere çıktı. Grup 2002 yılında dağıldı ve herkes kendine yeni bir yol çizdi. Sakarya Üniversitesi Konservatuvarı’ndan mezun olan Yakupoğlu Moma adlı albüm çalışmasının ilk kayıtlarını kendi stüdyosunda yaptı. Yağlı ekmek anlamına gelen Moma Seyhan Müzik etiketiyle raflardaki yerini aldı.
İlk albümünüz Moma’da rock soundlarını Karadeniz türküleriyle harmanlamak fikri nasıl ortaya çıktı?
Müzik hayatına birlikte girdiğim grup, Kayıp Türkü’de amacımız eski, unutulmaya yüz tutmuş türküleri farklı seslerle insanlara sunmaktı. O dönemde gruptaki rolüm Karadeniz türküleriydi. Yöreme ait türküleri rock formunda yorumladım ve çok güzel tepkiler aldık. Bu tarzı geliştirmeye o dönemlerde karar verip başladım.
Albümde anonim şarkılar dışında yeni şarkılar da görüyoruz.
Albümde derlemesi bana ait olan dört toplam altı anonim esere yer verdim. Söz ve müziği bana ait olan Moma ve Tonyali’nın dışında başka parçalar da var. Ablam İlknur Yakupoğlu’da sözü ve müziği kendine ait olan şarkılarını benimle paylaştı. Kara Duman ve Ben Denizde Bi Gemi’nin söz ve müzikleri ablama ait. Niyazi Tarakcıoğlu, İbrahim Can ve İsmail Türüt’de eserlerini benimle paylaştılar.
Ablanızdan parçalar aldığınızı düşünecek olursak, müzik bir aile geleneği sanırım.
Hem baba hem anne tarafında müziğe eğimlimli insanlar vardı. 13 kardeşli bir ailenin 12’inci ferdiyim. En büyüğümüz olan Katibe ablamız gurbete Almanya’ya gitti ve biz ablamızla mektuplaşmazdık, kasetleşirdik... En büyük ağabeyimiz sunuculuk yapar, İlknur ablam saz çalar Muhammet abim kemençe ve kaval çalar biz kardeşlerde sırayla türkü söyler ve kaset doldurup Almanya’ya ablamıza gönderirdik. O günler ailemin sanata bakışını geliştirdi herhalde. O günleri profesyonelliğe İlknur ve Muhammet Yakupoğlu taşıdı. Ayrıca eşim Aysel Yakupoğlu’da müzikle uğraşıyor. İlknur ablam Fuat Saka’yla Yakınlar Uzak Oldu isimli bir albüm yapmıştı, yönetmenliğini ve kayıtlarını benim yaptığım Keyvan albümü de müziksevenlerin beğenisinde.
Genel olarak Karadeniz türkülerinin eğlenceli havasının yanı sıra hüzünlü ve lirik şarkılara da yer vermişsiniz. Karadeniz türkülerinin başka bir yönü de olduğunu vurgulamak için mi bu tercih?
Kesinlikle, genel bakış olarak Karadeniz müziği denilince akla hemen horon ve kolların havaya kalkması gelir. Oysaki diğer yörelerimizde olduğu gibi Karadeniz türkülerinin de kendine has tavırları ve çeşitleri vardır. Kalıplaşmış bir bakış açısını değiştirmek çok zordur, yöremin ağıtlarını, oturak havalarını, horonlarını, atışmalarını ve çok renkliliğini kendimce insanlara yılmadan ulaştırmaya çalışacağım.
Albüme de adını veren Moma’nın öyküsünü anlatır mısınız?
Zihnin bilinçli kirletildiği dönemlerden uzak; saflığı, temizliğin daha çok insanlığın yani kültürel yaşamın baskın olduğu dönemlerde çocukluk zamanımızda yöresel oyunların coşkusuyla evlerimize pek uğramaz, oyunumuz bozulmasın diye birçok işten kaçmak gibi çocuksu tavırlarımız vardı. Bu durumu değiştiren nadir olaylardan biridir Moma; aslında yağlı moma. Annem yayığı vurur, taze yağı yeni pişmiş ekmeğin üzerine sürer ve o sihirli kelimeyi söyler, “yağlı momalarınız hazır” diye bizi çağırırdı. Oyunumuzu bozabilecek tek şey birbirimizle yarışarak ilk yağlı moma’ya ulaşabilmekti herhalde. Köyden uzak olduğum öğrencilik dönemlerimde oraların hasretiyle yoğunlaşan duygularımın eseridir Moma.
Albümdeki zincire vurulmuş kemençeyle anlatmak istediğiniz nedir.
Günümüzde müziğin yani genel olarak söylersem sanatın basitleştirilmesi ve gerçek sanatın ve sanatçının geri planda kalmasına bir tepki diyelim.
Kemençenin Rum müzik aleti olduğu söyleniyor, bu konuda ne söylemek istersiniz?
Kemençe Farsça kökenli bir kelime. Kemençe kelimesi bugün Türkiye dışında İran, Ermenistan, Yunanistan, Gürcistan, Azerbaycan gibi pek çok ülkede kullanılıyor. (Macarlar benzer türde çalgıya hegedü, Yunanlılar lira, Bulgarlar gadulga, Araplar rebap adını vermişlerdir) Karadeniz kemençesinin şekil ve çalınış tarzı bakımından benzeri yok. Karadeniz kemençesi Doğu Karadeniz Bölgesi dışında Yunanistan ve diğer ülkelere göç etmiş olan Karadeniz kökenli Rumlar tarafından da halen yaşatılıyor. Ayrıca Trabzon ve çevresinden göç eden Ermenilerinde bu sazı kullandıkları biliniyor, kısaca Kemençe Anadolu topraklarına ait bir enstrüman.
Albüm satışlarının bu kadar düştüğü bir ortamda yeni bir isim olarak, yeni bir albüm çıkararak risk almış olmuyor musunuz?
Bu konu en çok yapımcıları etkiliyor. Tabii ki bu paralel olarak biz sanatçılara da yansıyor. Türkiye de hızla yayılan sanal ortam kontrol edilemez noktaya geliyor, sanat ve sanatçı da mağdur ediliyor. Bu kirlenmiş ortamda sanırım tek umudumuz risk almak.
Yeni projeler var mı?
Yaşama nedenimiz yeni şeyler üretebilmek, yoksa sanatçı olarak yaşamamızın bir anlamı kalmaz, en yakın olarak enstrümantal çok sesli kemençe albüm çalışması olacak. taraf