Son yıllarda salgın paniği yaşamadığımız bir kış mevsimi neredeyse yaşamadık. Kuş ve domuz gribi salgınları bütün dünyanın gündeminden aylarca düşmedi. Tam H1N1 yani domuz gribi korkusu artık bitti diye düşünmeye başlamıştık ki bu sefer de NDM-1 çıktı. Nasıl bir tehlikesi var? NDM-1 bir virüs mü? Salgın hastalık tehdidi var mı? NDM-1 ile ilgili aklımıza ilk gelen soruları Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Haluk Eraksoy’a sorduk.
Eraksoy, bize önce NDM-1’in ne olduğunu anlattı: “NDM-1 bakteri değil, bakterinin ürettiği bir enzimin kısaltılmış adı. Açılımı New Delhi metallo-betalactamase-1. Enzimler bakterilerce oluşturulur ve antibiyotikleri parçalarlar. A enzimi belli antibiyotikleri parçalarken B enzimi başka antibiyotikleri de parçalayabilir. İşte NDM-1 bu enzim ailesinde çok ileri bir noktayı temsil ediyor. Bizim için yaşamı kurtaran son çare olarak başvurmak durumunda olduğumuz bir antibiyotik sınıfını bile parçalayarak kullanılmaz hale getiriyor.”
BİZDE BENZERİ ZATEN VAR
Eraksoy, NDM-1 gibi antibiyotiklere karşı dirençli enzimlerin Türkiye için yeni olmadığını söylüyor: “NDM-1’le ilgili duyulan kaygı biraz İngiltere’nin özel konumundan kaynaklanıyor. Çünkü olay ilk kez orada su yüzüne çıktı. İngilizler böyle dirençli enzimler oluşturan bakterilerle bize göre daha seyrek karşılaşıyorlar. Bizde NDM-1’e benzer özellikler gösteren bakteriler zaten var. Örneğin OXA-48 enzimini oluşturan enzim bizde iki yıldır görülüyor. Biz OXA-48 için medyanın haber yapmasını sağlayacak açıklamalar yapmadık. Ama İngiltere kendi ülkesinde ilk kez sahneye çıkan başka yerlerde çok da tanınmayan bu enzimle karşılaşınca ciddi bir kaygı taşımaya başladı. Ama bunu grip salgını gibi yayılıp insanları topluca öldürecekmiş gibi düşünmemek lazım. Böyle bir panik yersiz olur.”
Peki bu kaygının temelinde ne yatıyor? Eraksoy, aslında gelecekte bütün dünyayı tehdit edecek daha büyük bir riskin, bu enzimle fark edildiğini vurguluyor: “Bu tür enzimler bütün antibiyotik silahlarımızı yitirme tehlikesi yaratıyor. Biz OXA-48 ile zaman zaman bu duruma düşüyoruz. Ama İngiltere daha korunaklı bir ülke. Orada antibiyotik kullanımı bize göre çok daha iyi denetleniyor. Daha muhazafakarlar. Antibiyotikler yerinde kullanılıyor. Bizdeki gibi suistimal edilmiyor. Vücutta pek çok başka bakteri vardır ama bunlar bağırsakta durduğu sürece kimseye bir zararı yoktur. Ama bu bakteriler bir biçimde yayılıp yaygın biçimde görülen mesela idrar yolu enfeksiyonuna dönüşürse o zaman ciddi bir risk sözkonusu.”
HASTA BİLİNÇLİ OLMALI
NDM-1 gibi bir enzimin yol açabileceği risklerden uzak durmanın en temel yolu ise antibiyotik kullanımıyla ilişkili. Eraksoy, Türkiye’deki antibiyotik uygulamalarının ciddi biçimde değişmesi gerektiğine inanıyor: “Yaygın ve bilinçsiz antibiyotik kullanımını önlemek şart. Hatta hiç kullanmasak daha iyi ama bu mümkün olamayacağı için en azından yerli yerinde kullanarak bu süreci geciktirebiliriz. Hasta bilinçliyse antibiyotiğin gerekli olup olmadığını doktora sorabilir. Olabildiğince dar spektrumlu antibiyotikleri kullanmak gerekir. Bunun yanı sıra bakterilerin hastane ortamında yayılması birtakım basit hijyen kurallarıyla engellenebilir.”
STAR