Şifremi unuttum | Üye Ol
    GÜNDEM   |  SİYASET   |  SPOR   |  DÜNYA   |  EKONOMİ   |  MAGAZİN   |  MEDYA   |  EĞİTİM   |  SAĞLIK   |  TEKNOLOJİ   |  YEREL HABER   |  FOTO GALERİ 
   
 
 
 
MEDYA
Çölaşan'dan Ecevit gerçeği!..
Çölaşan dan Ecevit gerçeği!..
 
Rahmetli Bülent Ecevit 2002 yılında Başbakanlık makamında oturuyordu ve hastalanmıştı. O günleri anımsayın.
17 Şubat 2010 Çarşamba 17:01
  Paylaş
 Facebook Google TwitThis StumbleUpon del.icio.us Reddit NewsVine Ma.gnolia Technorati Digg Mixx

Kadınlarda süt üretimini, doğum yaklaştığı zaman rahim kaslarının kasılmasını sağlayan oksitosin hormonunun otistiklerin iletişim ve sosyal ilişkiler kurmasına yardımcı olabileceği bildirildi.

Fransa'da bilim adamlarının yaptığı araştırmada, burun spreyi ile bu hormonun verildiği bazı otistikler iletişim kurabildi ve sosyal ilişkiler kurabildi.

Bilim adamları, duyguların idaresinde de önemli rol oynayan ve "sevgi hormonu" olarak da adlandırılan bu hormonun etkisini top oyunu ve yüzlerin tanınmasıyla ilgili testlerle anlamaya çalıştı. Bilim adamları, bazı otistiklere bu hormonu verirken, etkiyi, plasebo (sahte ilaç) verilen gruptaki hastalar ve hasta olmayanlarla karşılaştırdı.

Top oyununda biri sürekli ona top atan, biri hiç top atmayan ve diğeri topu hem ona hem de başkalarına atan 3 kişi karşısında bu hormonun verildiği bazı otistikler, topu yakaladığında parayla ödüllendirildi ve sürekli kendisine top atan kişiyle oynamak istedi. Dolayısıyla oksitosinin en iyi "oyun arkadaşının" seçilmesini sağladığı görüldü. Plasebo verilenler ise topu 3 kişiye rastgele gönderdi.

İkinci testte araştırmacılar, birkaç tane yüz fotoğrafını otistiklere gösterdi ve hastaların göz hareketlerini kaydetti. Plasebo verilenlerin fotoğraflara bakmadığı görülürken, oksitosin verilenlerden bazılarının fotoğraflarla ilgilendiği belirlendi.

"Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yayımlanan araştırmada Angela Sirigu ve ekibi, tüm hastaların oksitosine aynı şekilde "karşılık vermemesi" hatta bazı hastaların hormondan hiç etkilenmemesi ya da aynı hastanın hormondan top oyununda ve yüz testinde farklı şekilde etkilenmesi nedeniyle bu konuda çok daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguladı.

Fransız "Le Nouvel Observateur" dergisinin internet sitesinde de yer alan araştırmada, bilim adamları yine de bu bulguların otizmin tedavisinde yeni yöntemlerin yolunu açabileceğini, hormonun uzun vadedeki etkisinin araştırılması gerektiğini belirtti.
Yürüyemiyor, düzgünkonuşamıyordu. Sözcükleri yanlış kullanıyor, anlamsız sözler söylüyor, devletin en önemli toplantılarına katılması mümkün olmuyordu. Hükümetin lokomotifi teklemeye başlamıştı. Lokomotif tekleyince vagonlar da sarsılıyordu. Devlet işleri durma noktasına gelmişti. Bu durumda Ecevit kendi arzusuyla Başkent Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırıldı ve orada tedavi gördü.
Taburcu olduktan sonra da sorunlar bitmedi. Kan koca eve doktorlar dahil hiç kimseyi almıyorlardı. Bir bakıcıları, yardımcıları yoktu. Devletin verdiği hemşire, kapıdaki polis noktasında boş oturuyordu.

Beslenmesi tek yanlıydı. Sadece çay, kek, bisküvi ve benzeri kuru şeyler.

İşin daha da acı tarafı, özellikle dinci basın Ecevit'in bu hastalık durumuyla alay ediyor, dalga geçiyordu. Bir insanın sağlığı, hiç utanmadan siyasi sömürü konusu yapılıyordu. Merak edenler özellikle 2002 yılı Mayıs-Ağustos aylarında o gazetelerin neler yazdığına arşivlerden bakmalıdır.

Şimdi günümüzde, sadece Türkiye'de olabilecek bir olaya tanıklık ediyoruz! Ecevit'i tedavi eden Başkent Üniversitesinin Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal Ergenekon davasından tutuklandı ve hastanede yatıyor... Ve şimdi bir şeyler üretip Haberal'ı suçlamak gerekiyor! Haberal nasıl olsa tutuklu, ses veremez, yazılıp söylenenlere yanıt veremez. O halde yüklen Haberal'a.

Üretilen senaryo şöyle:

"Haberal Ergenekon üyesiydi. O dönemde Ergenekon, Ecevit'in istifasını istiyordu. Haberal Ecevit'i tedavi ettikten sonra kendisine 'İŞ GÖREMEZ' raporu verecek ve böylece onun görevden alınmasını sağlayacaktı!"

Dikkat ediniz, senaryo varsayımlar üzerine kurulu! Vermişti değil, verecekti!

Günün birinde ortaya Recai Birgün isimli biri çıktı. Ecevit'in koruma müdürüydü ve kendisini aileye öylesine sevdirmişti ki, DSP listesinden milletvekili olmayı başardı. İşte bu "Ecevit'i sağlık raporuyla alaşağı edeceklerdi" ihbarını Ergenekon savcılarına ileten kişi, bu Recai idi.

Ben de o günlerde çalıştığım gazetede Mayıs-Temmuz 2002 arasında Ecevit'in sağlık olayını I gündeme getiren çok sayıda yazılar yazdım. Birkaç | örnek vereyim:

Ecevit'in sağlığını siyasal çıkar konusu yapanlar var. Hatta özellikle son olay (hastaneye yatması) sonrasında alay etmeye yeltenenler bile var. Siyasal kin ve nefretler, özellikle dinci basında, Simdi Ecevit'in sağlığı üzerinden kusuluyor." (7 Mayıs 2002)

"(Taburcu olduktan sonra) Tablo vahim. Bir başbakan evinden çıkamıyor çünkü sırtı ağrıyor. Niçin doktorlara görünmüyor? Sağlıksız, evine kapanmış bir başbakan. Kendi sağlığı hakkında çelişkili sözler söyleyen, gerçekleri gizlemeye çalışan, doktorlarıyla bile konuşmayan, onları eve sokmayan ve tedavi görmeyen bir başbakan ve onu yönlendiren karısı. Bu başbakan Türkiye'nin ağır yükünü daha ne kadar omuzlayabilir? Bu yazıyı üzülerek ve sadece ülkem adına yazdım. Sorumlusu Ecevit çiftidir." (17 Mayıs 2002)

"Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal ve Prof. Dr. Turgut Zileli dün Ecevit'lerin evine bir anlamda 'baskın' düzenleyip götürdüler ve hastaneye yatırdılar. Kaburgada kırık, damarlarda iltihap..." (18 Mayıs 2002)

"DSP'li dokuz milletvekili dün açıklama yaptılar ve Ecevit'e -çok kibarca- resmen 'Git' dediler. Tek adam ve tek kadın partisi olan DSP'de böyle bir şeyin olacağını bundan bir ay önce birileri söyleseydi ona 'Sen aklını kaçırmışsın' derdik. Bildirideki 'DSP Ecevit'lerin öncülüğünde Ecevit'siz yaşama geçebilmelidir' cümlesi çok ilginç. Daha önce de defalarca yazdım. Belli konularda inat etmek zarar getirir. İnsanlar sabırla bekler, sonra 'Yeter artık' sözleri yükselmeye başlar." (26 Haziran 2002)

2 Temmuz 2002 tarihinde "Ecevit'in bilinmeyenleri. Acı gerçekler" başlıklı bir yazı yazdım. Başkent Üniversitesi Hastanesinde yatan Ecevit'in içler acısı durumunu o yazımda anlattım.

Kötü beslenmişti, bakımsızdı. İlaçlarını almıyordu. El ve ayak tırnaklan kesildi, temizlendi. Kabaran cildi de ilaçlarla temizlendi, Rahşan Hanım bile sonrasında "Meğer senin ne güzel tenin varmış Bülent' diyerek hayretini herkesin yanında açıkladı. Doktorlar en çok Ecevit'in düşüp kalçasını kırmasından endişe ediyorlar ve tekerlekli sandalye kullanmasını öneriyorlar. "Beyinsel olarak görev yapabilir ama tekerlekli sandalye kullanması ve yanında sürekli doktor olması koşuluyla" diyorlar.

O yazımda yazmadığım bir olayı da kötü ve tek yanlı beslenmelerine örnek olarak şimdi ilk kez burada açıklıyorum. Hastane odasına yemekleri geldiğinde, karpuz da var. Yaz mevsimi! Rahşan Hanım kocasına dönüp şöyle diyor: "Aaa Bülent, bak karpuz çıkmış!"

Bu yazım üzerine bir açıklama yapan Başbakan Ecevit "Bu haber gazetecilikle bağdaşmadığı gibi, Başkent Hastanesi'ni de zor durumda bırakmıştır" diyerek, hastaneye sahip çıkmışta. Ama her yazdığım -ne yazık ki- doğru idi.

Evet, ben de bu konuda 20'ye yakın yazı yazdım, Ecevit'in iyileşinceye kadar görevi bir vekiline bırakmasını istedim... Çünkü Ecevit yürüyemiyor, düzgün konuşamıyor, gaflar yapıyor, yanlış sözcükler kullanıyor, devlet işlerine bakamıyor ve özellikle dinci kesimde alay konusu oluyordu. Aile, eve doktorlar dahil hiç kimseyi kabul etmiyordu. Türkiye'de bir ilk yaşanıyordu.

Silivri'deki Ergenekon mahkemesi şimdi Başkent Hastanesi'nden Ecevit'in raporlarını istemiş. O raporların ikinci kopyası var mıdır bilemem de. Bülent Bey e verilen asılların şimdi Rahşan Hanım da olması gerekiyor... Çünkü kasada saklanan raporların Ecevit e teslim edildiği Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Sağar tarafından 12 Temmuz 2002 günü resmen ve yazılı olarak açıklanmıştı.

Prof. Dr. Mehmet Haberal Türkiye'nin en önde gelen cerrahlarından biriydi. Başkent Üniversitesi ile üniversitenin hastanelerini yoktan var eden, AKP iktidarına karşı çıkan bir bilim adamı, bir yurtseverdi. Şimdi      Ergenekon'dan tutuklu. Konuşamıyor, medyada yer bulan yalan ve iftiralara yanıt vermesi mümkün olmuyor.

O halde vurun abalıya, buradan vurun Haberal'a! Utanç verici bir Türkiye gerçeği.
Emin Çölaşan - Sözcü

 



Bu haber 118 defa okunmuştur.
 Yorumlar -  Yorum ekle

Bu haber henüz yorumlanmamış...

 Kategorideki diğer haberler 
 

Yargıda deprem NTV'yi sarstı
 

Ramiz Dayı 'Çal yeğen' deyince..
 

Ezel'in Tefo'sunun inanılmaz değişimi
 

Dünyada 2009 yılı medya raporu
 
 

2009 Medya Oscarları sahiplerini buldu
 

Vakit'in yazı işleri müdürü gözaltında
 

En çok reklam alan on dizi
 

Gazeteciler yazıları nedeniyle tutuklanmamalı
 
 

Cinayeti yazan gazeteci hakim karşısında
 

Bu kalp bir haftalığına duracak!
 

"Bu Kalp Seni Unutur mu?" bitiyor!
 

Adnan Behlül'ün aşk yuvasını buldu
 
 

Can Ataklı canlı yayında çileden çıktı!
 

New York Times'tan muhabirine inceleme
 

Yetenek Avcısı bu akşam Adana'da
 

Yetenek Sizsiniz'deki uzaylı
 
 
 
 
A. Raif Öztürk

(II.)..Öncekinin devamı & FUTBOL TERÖRÜ…!
 
 
 
 
 
Naif KARABATAK

Ben kılmıyorum, siz de kılmayın!
 
 
   
 
  HAVA DURUMU

Hava Durumu ISTANBUL
16/9
Şehir Seç »   
 
  DÖVİZ KURLARI
   Alış  Satış  
  USD  1,4570  1,4640  
  EURO  2,1902  2,2008  
  GBP  2,4021  2,4147  
   ÇOK OKUNANLAR
   YAZARLAR
      A. Raif Öztürk
      Naif KARABATAK
      Gündoğdu YILDIRIM
      Fuat TÜRKER
      Fethi AKAR
      Müge ORUÇKAPTAN
      Yakup BONCUK
      Mehti SARAÇ
      Güngör URAS
      Eshabil ÜSTÜNDAĞ
   ÇOK YORUMLANANLAR
   ANKET
Cumartesi Günü Mesaisi'ni destekliyormusunuz?
Destekliyorum
Desteklemiyorum
   ŞANS OYUNLARI
21/04/2012
2-9-14-22-32-38
18/04/2012
4-14-17-18-28-10
 
   GAZETELER

 
 
ANA SAYFA   |   GÜNÜN TÜM HABERLERİ   |   MODA OLANLAR   |   ARŞİV   |   ZİYARETÇİ DEFTERİ   |   KÜNYE   |   REKLAM   |   CANLI YAYIN İZLE  |   İLETİŞİM
 
RSS | Add to Google Haberingundemi.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Haberin Gündemi sorumlu tutulamaz.