Orhan Pamuk yazarlığından çok söyledikleri ile tartışılmayı başaran Nobelli bir yazar. ABD'de gazetecilere söylediği son sözleri de çok tartışılacak gibi....
Milliyet gazetesinin yazarlarından Kadri Gürsel, romancılığından çok siyasi tutumu ve tavırları ile tartışılan Nobelli yazarımız Orhan Pamuk hakkında ilginç bir yazı kaleme almış. İşte Gürsel'in kaleminden Orhan Pamuk.
Orhan Pamuk, uzun zamandır romancı kişiliğine, eleştirel bir “Türkiye anlatımı” vasıtasıyla “politik içerik” enjekte ediyor. Yazar bugün dünya sahnesinde “Türkiye"nin vicdanı” muamelesini görüyorsa, verdiği demeçlerin bu sonuçta romanlarından daha büyük bir paya sahip olduğu inkâr edilemez...
Yazar dünyaya Türkiye"yi anlatırken, iletişim dilini iyi kullanıyor. Söyledikleri, gazetecileri hiç yormayacak cinsten... Pamuk"la söyleşi yapmış bir gazeteci başlığa çıkartacak “seksi” bir laf bulmak için iki saat kafa patlatmak zorunda kalmıyor. Pamuk, demeç verirken bol da başlık veriyor.
Pamuk"un dışarıda söyledikleri, Türkiye"de bu sayede haber oluyor. Mesela, Pamuk"un “30 bin Kürt"ü ve 1 milyon Ermeni"yi öldürdük” şeklindeki cümlesinin başlığa çıkması için Türk editörün anlık refleksi yeterli...
Yazar ve “medya figürü”
Orhan Pamuk"un romancı kişiliğinin ürünü olan “Türkiye anlatımı” ile bir “medya figürü” olarak devam ettire geldiği anlatım arasında tutarlı bir ilişki bulunmadığı aşikâr...
Orhan Pamuk"un romanları bir “mühendislik” şaheseridir... Edebi yapılarını, meşakkatle hazırlanmış sağlam bir bağlamsal bütünlük temelinde yükseltir.
Hikâyesini kurgulanmış bir tarihsel, toplumsal ve felsefi bağlam içinde anlatma kaygısı, yazar Orhan Pamuk"un romancılığında vardır... Ama “medya figürü” Orhan Pamuk"un verdiği demeçlerde bu özen yoktur.
Medya figürü Orhan Pamuk"un anlattığı hikâyeler, bağlamından kopuk, eksik hikâyelerdir.
“30 bin Kürt"ü öldürdük” der...
Yalan mı? Doğru...
Ama bunu söylüyorsan, o Kürtlerin ezici çoğunluğunun öldürmek üzere eğitilmiş silahlı erkek ve kadınlar olduğu gerçeğinden de söz edeceksin... En azından.
Orhan Pamuk"un hikâyesi eksik... Dolayısıyla, kötü...
Ermeniler konusuna ise hiç girmiyorum. Ama Orhan Pamuk şunu bilsin: Bugün Ermenistan"da bile artık resmi düzeyde “soykırım”ı tarihsel bağlamı içinde hikâye etme egzersizleri yapılıyor.
Orhan Pamuk"un son olarak Amerikan PBS televizyonuna anlattığı da eksik ve kötü hikâyelerdir...
“Bürokrasi ve ordudaki bazı kesimler, sahip oldukları ayrıcalıklarını kaybetmek istemiyor. Bu kesimler, AB ile müzakerelerden memnun değil. Laiklerin birçoğu iyi insan ama demokrasiye, halkın oylarına ve insan haklarına çok saygıları yok” demiş.
Pamuk, Türkiye"de laikler ve İslamcılar arasında bir çekişme yaşandığını söylüyor ve “laikler demokrat değil” demeye getiriyor.
Kabul, laiklerin birçoğu demokrat değil... Peki, iktidardaki İslamcılar neci oluyor? Onlar demokrat mı? Bana göre hiç değiller. En az Pamuk"un laikleri kadar faşizanlar... Türkiye"de bugün yaşanan, iyi ve kötü arasındaki bir mücadele değil. Bu, iki kötü arasındaki rezilce bir iktidar kavgası... Ve bu iki taraftan hangisi kazanırsa kazansın, sonuç demokratlar için hiç de iyi olmayacak.
Pamuk İslamcıları nasıl gördüğünü söylememiş... Hikâyesi eksik olmasına eksik de, yine de söyleminin mantığı, Amerikalı izleyicide, “Türkiye"de laikler demokrat değilse, demek ki karşıtları olan İslamcılar demokrattır” şeklinde bir algı doğuruyor.
Pamuk"a göre Kürtler konusunda sorun, hükümetin sert tavrından kaynaklanıyormuş... Konuya yumuşak biçimde yaklaşmayı bilmiyormuş hükümet...
Neden acaba? Benim bildiğim demokratların etnik sorunlara yaklaşımı yumuşak olur... Ama Pamuk “hükümet sert” diyor; orada duruyor. Hikâyesi eksik... Ve kötü.
Pamuk"un şahsi hikâyesinde en çok merak ettiğim, sert bir hükümete karşı neden bu kadar yumuşak olduğu...