YDS'de bunlara dikkat!

Binlerce kişinin katılacağı Yabancı Dil Sınavı (YDS) ÖSYM tarafından tüm Türkiye genelinde 27 Mart'ta (yarın) yapılacak. İşte YDS'de kullanılabilecek kritik kelimeler.

YDS'de bunlara dikkat!

Binlerce kişinin katılacağı Yabancı Dil Sınavı (YDS) ÖSYM tarafından tüm Türkiye genelinde 27 Mart'ta (yarın) yapılacak. İşte YDS'de kullanılabilecek kritik kelimeler.

26 Mart 2016 Cumartesi 10:07
45 Okunma
YDS'de bunlara dikkat!

Binlerce kişinin katılacağı Yabancı Dil Sınavı (YDS) ÖSYM tarafından tüm Türkiye genelinde 27 Mart'ta (yarın) yapılacak. İşte YDS'de kullanılabilecek kritik kelimeler.

Mustafa Özay, binlerce kişinin katılımıyla 27 Mart'ta uygulanacak olan Yabancı Dil Sınavı'nda dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. Özay ayrıca, sınava girecek olanlara süreyi dikkatli kullanmaları uyarısında bulundu.

Yılda iki kez uygulanan ve 03-15 Şubat tarihleri arasında başvuruları yapılan Yabancı Dil Sınavı'nın (YDS) İlkbahar Dönemi, 27 Mart'ta tarihinde ÖSYM tarafından Türkiye genelinde gerçekleştirilecek. Binlerce kişinin ter dökeceği sınav, yarın saat 09.30'da başlayacak ve 150 dakika sürecek. Türkiye Çevirmenler Derneği çevirmenlerinden ve www.ingilizcebitmistir.com'un sahibi Mustafa Özay, YDS ile ilgili önemli bilgiler verdi. Son yıllarda uygulanan dil sınavlarındaki soruların oldukça zor olduğunu ve Türkiye'de bu sınava uygun dil eğitimi verilmediği belirten Mustafa Özay, "Maalesef bu sınav Türkiye'de verilmeyen İngilizcenin sınavıdır. Çünkü Türkiye'de bu sınava uygun bir eğitim yok. YDS'de her soru dikkatlice okunmalı, analiz edilmeli ve çözülmeli" diye konuştu.

"DİL SORULARINDA TAKTİK OLMAZ"

Dil sınavlarında taktikler geliştirmenin olumlu sonuçlar vermeyeceğini belirten Mustafa Özay, "Sınava girecek olanlar, bazı kısa yollarla veya pratik yöntemlerle soru çözmek gibi aldatmacalara itibar ediyor. Oysaki dil sorularında kesinlikle taktik olmaz. 'Şunu görürsen bunu işaretle' tarzındaki yaklaşımlar büyük bir saçmalıktır. Zaten insanlar, taktiklere kafa yorarken sınav süresini tüketiyorlar. Matematik ve Geometri gibi alanlarda taktik ve teknik gibi yöntemlerle soru çözülebilir ancak yöntemler bile bir alt yapı gerektirir. YDS'deki tek taktik, her soruya düşen saniyeye hesaplamaktır. Çözümü kısa süren sorulardan kalan saniyeleri de uzun süren sorulara aktarmak gerekir" dedi.

"HER BRANŞTAN GÜNCEL METİNLER OKUNMALI"

YDS'ye hazırlanan kişilerin her türlü branşla ilgili güncel metinler okumak zorunda olduğunu ifade eden Mustafa Özay, "Her branştan gelen sorular YDS'yi çok daha zorlu bir hale getiriyor. Bu nedenle YDS'ye hazırlananlar, her türlü branşla ilgili güncel metinler okumalıdır. Ancak bu şekilde karşılarına çıkan cümleleri daha kolay anlayabilirler" dedi.

Mustafa Özay, YDS'ye hazırlanan adayların bilmesi ve sınavdan önce incelemesi gerekenler hakkında ise şu bilgileri sıraladı:

"In the mean time: Bu arada

Soon after: Hemen sonra

The minute: -ir...mez...maz (the moment that)

Sooner or later: Er ya da geç

Lack: -e sahip olmamak, yoksunluk, eksiklik

Sooner/would sooner..than: -dense..yi tercih

More and more: Giderek daha çok

Speaking generally: Genel olarak

In the long run: Sonunda

Straight away: Derhal, hemen

More often than not: Çoğu kez

Strange as it may seem: Tuhaf ama

At last: Sonunda

Strangely enough: Tuhaf ama

Much as: Her ne kadar... -sede -sada

Strictly speaking: Kesin olarak söylemek gerekirse

In the light of: Işığında

Subject to: Maruz kalmak

Much less: Şöyle dursun

Subsequent: İzleyen

At long last: En sonunda

Subsequent to: -ı takiben, -den sonra

Much rather: -dense...iyi yeğlemek

Successive: Birbiri ardına

In the hope that: Ümidiyle

Such...as: gibi, kadar

Much the same: Hemen hemen aynısı

Such as it is: Kusurlarına karşın

Last but not least: Sonuncusu ama önemsizi olmamak

Such/as such: Belirtildiği şekilde

Much to one's noun..much to my surprise, she was ready.

Such as to: -ecek şekilde

In the hands of: ellerinde, denetiminde

Such/(no)such thing as: diye bir şey (yok)

Such that: Öyle ki

Much too: Çok fazla

Suppose: Diyelim ki

Last of all: Son olarak

Supposed to, be: -meli-malı

Must: Zorunluluk, mantıksal çıkarsama, gereklilik, insani zorunluluk, serzeniş

Supposedly: Olduğu varsayılan

In the guise of: Kılığında

Supposing that: Diyelim ki

Must have: Geçmişe ilişkin tahmin, zorunluk

Sure enough: Beklendiği gibi

Late: Geç, son zamanlarda, merhum

Surprisingly: Şaşırtıcı biçimde

Namely: Yani, isim vermek gerekirse

Take: Sürmek, gerektirmek

In the form of: Şeklinde

Thanks to: Yüzünden, nedeniyle, sayesinde

Naturally: doğal olarak, kuşkusuz

That: Şu, adı geçen, bu

Of late: son günlerde

That is: Yani

Near: Yakın...at or to or within a short distance, no great distance from

That is to say: Yani

In the first place: İlkin

Nearby: Yakın, close at hand, adjacent, neighboring, not far away

Later on: Daha sonra

That is why: İşte bu yüzden, bunun için

Nearly: Hemen hemen

The fact of the matter: İşin gerçeği

In the face of: Yüzünden

The few: Küçük bir gurup

Necessarily: ille de, zorunlu olarak

The first/last but one: Bir önceki

Latter: Sözü edilen iki şeyden ikincisi

The late: Merhum

Needless to say: Söylemeye hiç gerek yok ki

The long and the short of it: Kısaca

In the event that: Eğer, şayet, şartıyla

The minute: -ir..mez

Needn't: Zorunda olmamak

The number of: Sayı

At least: En azından, hiç olmazsa

The other way round: Tam tersine

Needn't have: Geçmişte yapmak zorunda olmadığımız ama yaptığımız şeyler

The others: Diğerleri

In the event of: Takdirde

The present: Günümüz, şu anda

Neither..nor: Ne....ne de..

The same as: İle aynı

Not in the least: Hiç

Then: O zaman, ondan sonra, o halde, o zaman ki

Never mind: Boşver, aldırma

Then again: Diğer taraftan

In the end: sonunda, zaman, süreç olarak (sübjektif at kullanımı değil)

Then and there: Hemen ve orada

Nevertheless: Fakat, ama, yine de

Thence: Oradan, bu nedenle

Least of all: En az

Thenceforward: Ondan, o zamandan sonra

Next but one: Önümüzdeki, bir sonraki

There again: Ek bilgi verilirken kullanılır

In the dead of the light: Gecenin koyusunda

There and back: Gidiş dönüş mesafesi

Next to: Bitişik, yakın

Therefore: Bu yüzden, bu nedenle, dolayısıyla

Less and less: Giderek daha az

Therein: orada, o şekilde

Next to impossible: Hemen hemen imkansız

Thereof: Oradan, onunla ilgili

In the course of: Zamanla, zaman içinde

Thereupon: Bunun sonucu olarak, ondan hemen sonra, bunun üzerine

Next to nothing: Çok az, hemen hemen hiç

Therewith: Bununla birlikte, buna ek olarak

No less than: -den az değil

Think better of it: Yeniden düşünmek, fikrini değiştirmek

Nil: Sıfır, hiç

This and that: Şu ya da bu, ıvır zıvır şeyler

In that case: Bu durumda

This is why: Bu nedenle

No doubt: Hiç kuşkusuz

Thoroughly: Tamamen bütünüyle

Lesser: Daha az önemli

Though: -e rağmen

No less a(person etc.) than: Hiç de daha az, önemsiz

Thrice: Üç kez, üç kere, üç defa

In that: Açısından

Through: Bir uçtan öbür uca, baştan sona, içinden

No longer: Artık

Through and through: Her tarafı, her yönden

Let alone: Şöyle dursun

Throughout: Baştan başa, her tarafında, boyunca

No matter: Nereye, kim, ne kadar, nasıl olursa olsun

Thus: Bu nedenle, böylelikle, bu yüzden

In terms of: Şekliyle, yoluyla

Thus far: Şu ana kadar

No more/less..than: -den daha fazla/az

Till: -e kadar

Liable: eğilimli, sorumlu olmak

Yet again: Bir kez daha

No other than: -den başka (değil)

Year in year out: Yıllarca

In support of: Destekleyerek

Year by year: Yıldan yıla

No soooner.....than: -ir..mez, henüz...dı ki

Year after year: Yıllarca

Likelihood: Olasılık

Wrongly: Yanlışlıkla

No use: Yararsız, faydasız

Would sooner..than: -dense

In succession: Birbiri ardına

Would rather: -ı yeğlemek

No way: Asla

At worst: En kötüsü

Likely to/be: Eğiliminde

Worse stil: Daha da kötüsü

No wonder: Şaşılacak bir şey yok

Without so much as: -sızın

In spite of the fact that: -e rağmen, karşın

Without regard to: -i dikkate almaksızın

Seldom: Nadiren, nadir olarak

Without question: Hiç kuşkusuz

Little by little: Yavaş yavaş, parça parça

Without doubt: Hiç kuşkusuz

Self: Kendisi

Without: -siz, sız, meksizin, maksızın, meden, madan

In spite of: -e rağmen, karşın

Within: İçinde

Shall: Öneri, gelecek zaman endikatörü, söz, buyruk, kesinlik

With this in mind: Aklında olarak

Little different: hemen hemen aynı

With this: Bununla, bunu belirterek

Shall have (perfect modal): Gelecekte belirli bir anda tamamlanacak olan eylemler

With the exception of: Hariç, dışında

In short: Kısaca, söylemek gerekirse

With respect to: Hakkında

To be at a loss: Şaşkın, ne yapacağını bilememek

With regard to: İle ilgili olarak

Shortly: Hemen

With reference to: İle ilgili olarak

In return: Karşılığında

With an eye to something: Niyetiyle

Shortly after: Kısa bir zaman sonra

With a view to: Niyetiyle

Made up of: -den oluşmak

Why ever...why: Soru sözcüğünü vurgulama şekli

Should: -meli, malı, ivedi, gerekli, devrik koşul cümlelerinde, resmi dilde, beklenti

Whole-as a whole: Bütün, tam, tüm, bir bütün olarak

In response to: Cevap olarak, karşılığında

Whither: Nereye

Should have: Gerçeğe aykırı geçmiş, çıkarsama, duygu

Whilst: While ile aynı anlamda resmi kullanım

Many a: Pek çok

While-for a while: Kısa bir süre için

Similar to: -e benzer

Wherein: Orada

In reason: Akla uygun

Whereby: Yoluyla

Since: -den beri

Whereas: -iken, rağmen

No matter: Kim, ne, ne kadar olursa olsun

Where: Nerede, şimdi ki, orada

So: Bu nedenle, bu kadar, öyle ki

Whatsoever: Her ne

In question: Söz konusu, tartışma konusu

Whatever: Her ne anlama geliyorsa

So-as long as: -ı sürece, müddetçe

What's more: Dahası, üstelik

May/might as well: Bari, en iyisi

What of it: Neden önemli olsun ki

So..as to: -ecek kadar

What..like: Nasıl

In quest of: Arayarak

So as to: -mek için - sın diye

May have to: Geleceğe yönelik olasılık

So-called: denilen

In proportion to: oranla

So far: Şimdiye kadar,şu ana kadar

May well be: Geleceğe yönelik olasılık

So far as: Kadarıyla

In principle: Temel olarak

So far from: Şöyle dursun

Meanwhile: Bu arada

So long (ago) that: Öyle uzun zaman önce ki

In place of: yerine

So much so that: O kadar ki, öyle ki

Mere: Sadece, tek, sırf

So that: -ması için, amacıyla, -mısın diye

In person: Bizzat, şahsen

So to speak: Bir benzetme yapılırsa

Might: May'den daha az olasılık

Somewhat: Biraz, oldukça

In part: Kısmen

Somewhere: bir yer, bir yerde

Might have: Geçmişe ilişkin olasılık".

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.