Türk Hukuk Sisteminde Aile Çocuk Kadın Çalıştayı

Türk Hukuk Sisteminde Aile Çocuk Kadın Çalıştayı

Türk Hukuk Sisteminde Aile Çocuk Kadın Çalıştayı

Türk Hukuk Sisteminde Aile Çocuk Kadın Çalıştayı

13 Nisan 2016 Çarşamba 10:45
17 Okunma
Türk Hukuk Sisteminde Aile Çocuk Kadın Çalıştayı
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feridun Yenisey, Türkiye'de yaşanan elim olaylardan sonra cezaların ağırlaştırılmasının gündeme geldiğine işaret ederek, "En ağır cezalar suçu önlemez. Fakat suçu önleyecek olan şey, uygulanan cezadır, tatbik edilen cezadır. Suçun işlenmeden evvel önlenmesi için tedbirlerin alınması gerekir." dedi.

Sheraton Otel'de düzenlenen Türk Hukuk Sisteminde Aile Çocuk Kadın Çalıştayı'nın açılışına Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı Abdullah Arslan, Sayıştay Başkanı Recai Akyel, HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, Kamu Başdenetçisi Nihat Ömeroğlu, Yargıtay üyeleri, hukukçular ve davetliler katıldı.

Çalıştayın danışman hocası Prof. Dr. Feridun Yenisey, yaptığı açılış konuşmasında, suç işlendiyse ve zarar doğduysa bunu geri getirmenin imkanının olmadığını, bu nedenle suçun işlenmesini önlemek gerektiğini söyledi.

Çalıştayın en büyük çıktısının, suç işlenmesinin önlenmesi olması gerektiğini vurgulayan Yenisey, sadece kadın ve çocuğa yönelik suçlarda değil, tüm suçlar bakımından bunun geçerli olduğunu ifade etti.

İlgili kurumlar arasında daha iyi bir koordinasyon sağlanması, mevzuatın da daha çok incelenmesi gerektiğini belirten Yenisey, suç işlenmeden işlenmesini önlemenin, yürütmenin en önemli görevlerinden olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Yenisey, şöyle devam etti:

"Çok elim olaylar yaşıyoruz, her olaydan sonra cezaların ağırlaştırılması gündeme geliyor. Acaba cezalar ağırlaştırılarak suçlar önlenebilir mi? Bunun cevabını, daha derslerinin ilk saatlerinde, yankesiciliğin en çok giyotinle yankesicilerin kafasının kesildiği yıllarda olduğunu söyleyerek Sulhi Dönmezer vermişti. En ağır cezalar suçu önlemez. Fakat suçu önleyecek olan şey, uygulanan cezadır, tatbik edilen cezadır. Suçun işlenmeden evvel önlenmesi için tedbirlerin alınması gerekir."

Anayasa'nın 10. maddesinde yapılan değişiklikle pozitif ayrımcılıkla ilgili önemli düzenlemelere yer verildiğini, Anayasa'nın, 41. maddesinde çocukların korunmasını isteme hakkını kabul ettiğine işaret eden Yenisey, "Kadına ve çocuğa yönelik suçların önlenebilmesi için öncelikle toplumsal bilincin geliştirilmesi gerektiğini hep beraber biliyoruz ve söylüyoruz. Bu eşitliğin sağlanması ve toplumsal bilincin oluşturulması, uzak tehlikelerin önlenebilmesi için altyapı oluşturur." dedi.

Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kadına yönelik şiddete ilişkin iki kararına atıfta bulunan Yenisey, şu ifadeleri kullandı:

"Bu kararların ortak noktası, kadına karşı şiddetin olacağını gösteren somut vakalar oluşmuş, buna rağmen devlet etkin tedbir almamış. 'Risk değerlendirmesi' denilen, bir kişinin, kişi grubunun tehdit altında olup olmadığını gösteren endikatörler vardır. Bu endikatörler ortaya çıktığında tedbir alınması gerekir. Yasal mevzuatımızda bu tedbirler var ama suçlar yine de işlenebiliyor. Türk mevzuatında çok güzel düzenlemeler var fakat bir eksik var. İstanbul Sözleşmesinin 51. maddesi eksik. Bir çocuğun somut olarak tehlike içinde olup olmadığının belirlenebilmesi gerekiyor. Bu yapıldığı takdirde ve alan çalışmaları da yapılırsa suçların azaltılması mümkün olabilir. Bugünkü modern yaklaşım, ağır suçları önlemek için önleyici suçlar yaratmaktır. Böyle bir önleyici suçu Türk kanun koyucusu birkaç gün evvel yarattı. Çocuk pornografisi suçu bakımından gerçek çocuğun kullanılması değil, çocuk resmi kullanılarak da yapılan pornografileri suç haline getirdi. Bakın bu, çocuk pornografisinden hoşlanan biri ileride çocuğa yönelik saldırıda bulunmasın diye bir önleyici suçtur. Bunun gibi aile içi şiddette adımlar teşvik edilebilir, çocukların tehdit altında olduğu alanlar belirlenebilir ve her bir alan önceden suç haline getirilir."

Yenisey ağır cezalar vermekten ziyade önleyici suçlar yaratmak, risk değerlendirmesi yaparak tehlikeliliği belirlemek ve suçun işlenmesini önleyici tedbirler almak yöntemiyle ağır suçlarla mücadele edilmesi gerektiğine dikkati çekerek, "Kadın öldürüldükten, çocuğun ırzına geçildikten sonra hayatı geri getirmek veya çocuğun istikbalini geri getirmek mümkün değil. Bu çalıştaydan suçların önlenmesine de ilişkin tedbirler çıkacağına da inanıyorum" dedi.

- "Yasalarda bu önleyici tedbirler istisnasız var"

Avukat Kezban Hatemi de toplumda kadın ve çocukların, her an aile içinde, sokakta, okulda ve iş yerlerinde şiddete maruz kaldıklarını bildirdi.

Şiddeti önlemek için birtakım önleyici tedbirlerin alınması gerektiğini belirten Hatemi, "Yasalarda bu önleyici tedbirler istisnasız var. Özellikle 10 yıllık süreçte yapılan reform niteliğinde yasalar çıkarıldı. Kadını koruyucu her türlü tedbir, Kopenhag Kriterleri'ne göre yerini aldı." dedi.

Hatemi, Türkiye'nin, kadının şiddete maruz kalmasını önleyici, hatta bunun kontrolünü yapıcı, bu denetimin sürekliliğini sağlayıcı uluslararası bir sözleşme olan İstanbul Anlaşması'na ilk imza atan ülke konumunda bulunduğunu vurguladı.

Kezban Hatemi, "Ama bütün bunları yaptığımızda kadını korumuş olmuyoruz maalesef. Önleme tedbirleri yapılırken kadına yol gösteren yok. Bunları defalarca bildirdik." diye konuştu.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının çalışmalarının süreklilik arz ettiğini, bakanların değişmesinin, bakanlığın çalışma sistemini değiştirmeyeceğini aktaran Hatemi, bakanlıkta inanılmaz kuvvetli bir sistemin kurulduğunu ve bu sistemin her zaman işlediğini vurguladı.

Hatemi, şöyle devam etti:

"Çocuklarımıza değil vurmak, vücuduna bir başkasının dokunmamasını öğretmeliyiz. Yabancı da değil, aile içinde de kimseye vücudunu dokundurmamayı öğretmeliyiz. Maalesef muhafazakar bir toplum olmanın verdiği özellikler de buna katkı sağlıyor, bazı şeyler 'kol kırılır yen içinde kalır' atasözü gibi örtbas ediliyor, halının altına süpürülüyor. Maalesef yanlış dini birikimler de bunları provoke ediyor. Asla kadına, terbiye etmek üzere kimsenin vurması, şiddet uygulaması bir yana dokunma hakkının olmadığını, cuma hutbelerinde öğretmek zorundayız. Bu yanlış dini kanaati, bu yanlış tarihi birikimi, ön yargıları, at gözlüklerini ancak eğitimle kaldırabiliriz. Eğitimi yeniden sorgulamalıyız."

Bu konuda koordineli çalışılması gerektiğine işaret eden Hatemi, Yargıtayın ilgili dairelerinin başkan ve üyeleri ile Adalet, Aile, Milli Eğitim bakanlıkları, Diyanet İşleri Başkanlığı ve yerel aile hakimlerinden temsilcilerin katılımıyla özel yuvarlak masa toplantıları yapılması gerektiğini bildirdi.

Hatemi, şunları kaydetti:

"Yoksa böyle her sene yapılan çalıştay doğrultusunda bir araya gelip, kendi elimizdeki kağıtları okuyarak bir yere varamayız. Toplumsal gerçekler çok farklı. Toplum içinde basına magazin malzemesi vermek yerine, gerçek sorunun üzerinde durmalıyız. Kadının her şeyden evvel cinsel meta olarak sergilenmesini önlemeliyiz. Artık 21. yüzyılda her şeyden önce cinsel şiddetin en adisi, en kötüsü, en zoru olan devlet eliyle genelev çalıştırılmasına bir son vermeliyiz."

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.