'Türk edebiyatında politikayla kültürün çarpışmasının etkisi va

'Türk edebiyatında politikayla kültürün çarpışmasının etkisi var'

'Türk edebiyatında politikayla kültürün çarpışmasının etkisi va

'Türk edebiyatında politikayla kültürün çarpışmasının etkisi var'

20 Nisan 2016 Çarşamba 11:15
31 Okunma
'Türk edebiyatında politikayla kültürün çarpışmasının etkisi va
SALİHA ÖZDEMİR - Nijeryalı yazar Ben Okri, Türkiye'deki edebiyat kültürünün farkında olduğunu ve pek çok modern Türk yazarın ilgisini çektiğini belirterek, "Türk edebiyatında politikayla kültürün çarpışmasının etkisi olduğunu söyleyebiliriz" dedi.

Türkçeye "Aç Yol" olarak çevrilen "The Famished Road" romanı ile Man Booker ödülü alan yazar Ben Okri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Nijerya'da liseyi bitirdikten sonra fizik okumak için İngiltere'de bir okula başvurduğunu ifade ederek, mülakatta yaşı küçük olduğu için Nijerya'ya gönderilince babasının kütüphanesini keşfettiğini anlattı.

Okri, yazar olmasında "başarısızlık", "babasının kütüphanesindeki ihmalkarlığı" ve "boş zaman"ın etkili olduğunu anlatarak, "Ama tüm bunların arkasında çok daha trajik bir şey vardı, Nijerya iç savaşı. Savaş, ailemi ikiye bölmüştü. Çünkü annem ve babam, savaşın iki farklı tarafından, iki farklı kabileden geliyorlardı. Çocukluğumun çoğu annemi saklamaya çalışmak, onun öldürülmesini engellemeye çalışmakla geçti. Ölümle ilk kez 7-8 yaşlarımdayken karşılaştım. Sokağa çıktığım zamanlar sokakların ölülerle dolu olduğunu görüyordum." diye konuştu.

Ölümle bu kadar erken yaşlarda karşılaşmasının zihninde yaraya dönüştüğünü dile getiren Okri, çocuk yaşta tanıştığı ölümün yazarlığa başlamasında büyük etkisi olduğunu vurguladı.

- "Çocukluk ve ölüm, iç içe geçmiş şeylerdir"

Yazar Okri, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Hayata dair önemli soruları sorabilecek iç yaralara sahip değilseniz, iyi bir yazar olamazsınız. Bu benim sakınamayacağım, her gün beni bir hayalet gibi kovalayan bir şey. Bütün yaşadıklarım, eğer yetişkinken başıma gelseydi belki bu kadar derin etkiler bırakmayacaktı. Benim için çocukluk ve ölüm, iç içe geçmiş şeylerdir. Fiilen yazmaya başlamamın hikayesi budur ama çok da önemli değil, işler başka türlü de olsa ben bir şekilde yazmaya başlayacaktım. Benim örneğimde, dünyadaki adaletsizlikle karşılaşmak itici bir güç oldu. İnsanların ne kadar korkak ve aynı zamanda ne kadar cesur da olabileceğini bu dönemde öğrendim. Annem saklanırken onu ihbar edenler olduğu kadar birtakım riskler alarak onu bodrum katında saklayanlar da oldu. Babam bütün bu sürecin bir parçasıydı ve sivil savaşa karşı bir direniş oluşturmaya çalışan kişiler arasındaydı."

Ben Okri, yazmaya, 16-19 yaşlarında Nijerya'da başladığını ifade ederek, ilk olarak Nijerya'daki gazetelerde denemelerinin yayımlandığını aktardı. Okri, daha sonra kısa öykülere yöneldiğini, sonrasında ise bu kısa öykülerin romana dönüştüğünü söyledi.

- "İngiltere'ye ikinci kez elimde romanımla gittim"

İngiltere'ye ikinci kez 19 yaşında elinde romanıyla gittiğine dikkati çeken Ben Okri, şöyle devam etti:

"Londra'ya 19 yaşımda, yazar olarak gittim. Elimde cebimdeki son paramla aldığım daktilo, romanımın el yazısı kopyası ve bir kamera vardı. İngiltere'ye gittiğimde o daktiloyla tekrar yazmak zorunda kaldım ve kabul gördü. 19 yaşımdayken yazdıklarım 21'imde ancak yayınlandı. Ama 'Flowers and Shadows' adlı kitabım yayınlandığında ben çoktan başka bir şey yazmıştım ve ben artık o kitabın yazarı değildim. Modern bir yazara dönüşmüştüm."

İlk romanının eleştirmenlerce iyi karşılandığını aktaran Okri, "Kitabım, giriş, gelişme ve sonuç şeklindeydi ve eleştirmenlerin beğeneceği türdeydi. Ama kitabım yayınlandığında ben ondan çoktan nefret etmeye başlamıştım. Aldığım övgüler artık beni ilgilendirmiyordu. İkinci romanım 'The Landscapes Within'i ise pek anlamadılar ama eleştirmenlerin beni takdir etmemesini tercih ederim." diye konuştu.

- "Türk edebiyatında yüz yıldır devam eden bir çarpışma var"

Yazar Ben Okri, Türk edebiyatı ve yazarlara dair şu düşüncelerini paylaştı:

"Türkiye'deki edebiyat kültürünün ve buradaki bu canlılığın oldukça farkındayım. New York'ta üniversitede bazı Türk öğrencilerim de oldu ve onlardan da bir şeyler öğrendim. Pek çok modern Türk yazarının farkındayım ve bu da ilgimi çekiyor Türkiye'den bu kadar iyi edebiyatçının nasıl çıktığını merak ediyorum. Bu tarihsel bir şey mi yoksa politikayla kültürün bu kadar şiddetli çarpışmasının bir araya gelmesi mi? Aslında her ikisi de diyebiliriz. Latin Amerika edebiyatı, Afrika asıllı yazarların parlaması ve Türkiye'deki edebiyat ortamındaki hareketliliğin birbirine çok yakın sebepler olduğunu düşünüyorum. Türk edebiyatında politikayla kültürün çarpışmasının etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Yüz yıldır devam eden bir çarpışma üstelik. Türkiye'de kültür aktarımını devam ettiren güçlü bir hikaye damarı var. Hikaye anlatıcılarının mirası, öykü ve romancılarda tevarüs ediyor."

- "Habercilik bize dünyanın yüzeyini haber verir"

Ortadoğu'da ve Afrika ülkelerinde yaşanan savaş ve trajediler karşısında yazarların sorumluluğuna değinen Okri, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Yazarın sorumluluğu konusunda konuşmak hususunda biraz çekingenim. Bunu biraz daraltmak istiyorum çünkü sorumluluk dışsal bir dayatma gibi biraz.
Her yazarın kendi içinden gelen yazma dürtüsü, kendi sorumluğunu da beraberinde getirir. Dünyanın belli bölgelerindeki (benim geldiğim bölge de bunlardan bir tanesi) yazarlara dair belli bir algı, bir yargı oluştu, bu da yazarın tanıklık etmesi gerektiği düşüncesi... Fakat tanıklık etmek çok ucu açık bir kavram. Bazı yazarlar, algıladıkları, şahit oldukları zulümlere, sosyal adaletsizliklere tanıklık edebilirler. Bazıları tam da o dönem içerisinde dilin içinde bulunduğu duruma, bazıları tanıdığı insanların iç dünyalarına tanıklık edebilir. Tüm bu tanık olma halleri eşit derecede önemlidir. Çünkü dil de en az kötü politikalar kadar haksızlıklara yol açabilir."

Okri, savaşların fiziksel olmanın yanı sıra, insanların içsel özgürlüğü, ideolojisi, dini üzerinden de yapılabileceğine işaret ederek, şunları kaydetti:

"Biz yazarların bütün bu savaş türlerine tanıklık etme konusunda oldukça esnek olmamız gerekli. Edebiyatta fiziksel savaşın ifadelerine fazla odaklanarak bu önem verme işinin ucunu kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum. İnsanların bu savaşlara yol açan koşullara yavaş yavaş nasıl süzüldüğüne bakmak gerekir. Yazarın toplum içerisinde önemli bir yere sahip olmasının sebebinin de onun bu özelliği olduğunu düşünüyorum. Bu habercilik gibi değil, daha farklı. Habercilik önemlidir ama bize yalnızca dünyanın yüzeyini haber verir. Ama biz, aynı zamanda bu yüzeylerin nasıl oluştuğunu ve bizi nereye götüreceğini de görmeliyiz. Bu imgeleri bize sadece derinlere bakanlar, kulak verenler sunabilir. Yazarlar bundan ibarettir. Derine bakarlar, derinlere kulak verirler ve derin düşler kurarlar."

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.