TBMM Genel Kurulu

TBMM Genel Kurulu

TBMM Genel Kurulu

TBMM Genel Kurulu

16 Şubat 2016 Salı 13:51
29 Okunma
TBMM Genel Kurulu

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, "Suriye'de siyasi değil, askeri bir çözümün peşinde koşan Rusya'nın yoğun hava desteğiyle rejimin ilerleyen dönemde Halep şehir merkezini tamamen kuşatmasıyla yeni ve çok daha büyük bir kitlesel göç dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Rus tarafının ve rejimin bu insani trajediyi ülkemizi ve Avrupa'yı zor durumda bırakmak için bir silah olarak kullandığını düşünüyoruz" dedi.

Yılmaz, TBMM Genel Kuruluna, Suriye bağlamında bölgede yaşanan gelişmelere ilişkin bilgi verdi.

Türkiye'nin Suriye'de başlayan olayların başından itibaren Suriye halkının yanında olduğunu, bu çerçevede sorunun siyasi olarak çözülmesini, bu doğrultuda gereğinin yapılmasını her platformda savunduğunu ifade eden Bakan Yılmaz, bu platformalardan birinin de Viyana'da gerçekleştirilen toplantı olduğunu, Ekim ayında Viyana toplantısıyla siyasi sürece ivme kazandırdıklarını söyledi.

Konuyla ilgili olarak geçen yıl Aralık ayında BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararının oy birliğiyle kabul edildiğin anımsatan Yılmaz, bu kararda Suriye'de acil bir ateşkesin sağlanması, ülkede siyasi çözüme ulaşılması çağrısı yapıldığını, karar doğrultusunda dolaylı görüşmelere 29 Ocak'ta başlandığını, görüşmelerdeki tıkanıklıklar sonrasında BM Genel Sekreteri Suriye Özel Temsilcisi Staffan De Mistura'nın girişimleriyle görüşmelere 3 Şubat'a kadar ara verildiğini, bir sonraki tur için ise 25 Şubat tarihinin belirlendiğini anlattı.

Kısa ilk turun taraflar arasında gerekli olan asgari müştereklerin henüz oluşmadığını gösterdiğini belirten Yılmaz, şöyle devam etti:

"Bu aşamadaki ilk değerlendirmemiz son 2014'te tarafları bir araya getiren süreçle kıyaslandığında ortada daha fazla sorunun ve aktörün olduğudur, sahada çatışan gruplara Rusya'da eklenmiştir. Bu ilave faktör mevcut durumu daha da karmaşık hale getirmiştir. Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu, Uluslararası Suriye Destek Grubunun geçen hafta Münih'te yapılan toplantısına katıldı. Buradaki görüşmelerde ülkemizin yaklaşımı tüm taraflara bir kez daha aktarıldı. PYD, YPG konusundaki hassasiyetimiz de anlatıldı. İnsani yardım ulaştırılması öngörülen yerler belirlenirken rejimin değil sivil halkın ihtiyaçlarının gözetilmesi gerektiği vurgulandı. Münih'teki toplantı sonunda siyasi sürecin önünün tekrar açılması için çatışmaların durdurulması ve kuşatma altındaki yerlere insani erişimin sağlanması gerektiğine değinildi ve bunun için çalışma grubu oluşturuldu."

Bakan Yılmaz, Münih toplantısı sonucunda öncelikle Rusların hava saldırılarını durdurması, rejimin kuşatmaları kaldırması ve bu yerlere insani erişimin tam olarak sağlanması hükümlülüğünün yerine getirilmesinin esaslarının kabul edildiğini kaydetti.

Rusya'nın askeri harekata başladığı 30 Eylül 2015'ten bugüne kadar 7 bin 200'ün üzerinde hava saldırısı gerçekleştirdiği bilgisini veren Yılmaz, "Rusya'nın saldırılarının yüzde 88'i muhalifleri ve sivilleri hedef almıştır, geriye kalan yüzde 12'lik kısmı ise DAEŞ'e karşı gerçekleştirilmiştir. DAEŞ'e karşı yapılan saldırıların sahada somut bir etkisi de görülmemektedir. Aksine DAEŞ'in işini kolaylaştırmıştır, ona ilave alan açmıştır" diye konuştu.

Yılmaz, Rusya'nın muhalifleri ve sivilleri aralıksız her gün Hama'da, İdlip'de, Humus'ta, Dera'da hedef aldığını ifade ederek, bugün yaklaşık 5 bin askeriyle Suriye'de sahada olan Rusya'nın sadece havadan değil, Hazar denizi ve Akdeniz'deki gemilerinden attığı füzelerle Suriye'deki ateşi körüklediğini, iç savaşı derinleştirdiğini, bölgede tehlikeli bir tırmanmaya yol açtığını söyledi.

Milli Savunma Bakanı Yılmaz, sözlerine şöyle sürdürdü:

"Biz, Cenevre'de müzakerelerin önünü açmaya çalışırken rejim ve Rusya Halep'i kuzeyden çevrelemek amacıyla alanda muhaliflere karşı kapsamlı bir harekata girişti. Rejim güçleri Rusya'nın yoğun hava desteği altında Halep'in kuzeyinde Halep-Azez karayolunu kesti. Bu gelişmeleri Rusya'nın ve rejimin işbirlikçisi PYD-YPG'nin eşgüdümlü saldırıları izledi. Bu saldırılar halen de devam etmektedir. Ruslar sadece son 24 saat içinde Azez'de 2 okul bir hastane ile İdlip Maraat El Numan'da Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün işlettiği bir hastaneye saldırdılar. Çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 30'un üzerinde masum sivil hayatını kaybetti, yüzün üzerinde de yaralı olduğu bildirilmektedir. Bu vahim saldırılarının ayrıca bir savaş suçu olduğunu belirtmek isterim."

Bakan Yılmaz, Rusya ve rejimin muhaliflerine yönelik saldırılarının Cenevre'deki görüşmelerle birlikte yoğunlaştığına dikkati çekerek, şubat ayının başında Halep'in kuzeyi ile Kilis bölgesini birbirine bağlayan muhaliflerin kontrolündeki koridorun kapandığını, Halep'e ve güneye giden insani yardım akışlarının durduğunu aktardı.

Saldırılardan kaçan on binlerce insanın Türkiye sınırına yoğunlaştığını, bu kişiler için sınırın öbür tarafında her türlü tedbiri aldıklarını, durumu ağır olan yaralıları Türkiye'ye kabul ettiklerini belirten Yılmaz, "Suriye'de siyasi değil, askeri bir çözümün peşinde koşan Rusya'nın yoğun hava desteğiyle rejimin ilerleyen dönemde Halep şehir merkezini tamamen kuşatmasıyla yeni ve çok daha büyük bir kitlesel göç dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Rus tarafının ve rejimin bu insani trajediyi ülkemizi ve Avrupa'yı zor durumda bırakmak için bir silah olarak kullandığını düşünüyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

-"PYD-YPG'yi pek çok kez uyardık"

PYD ve YPG'nin Suriye'de muhaliflerin maruz kaldığı durumu bir fırsat olarak gördüğünü, bir süredir Afrin ve Azez hattında muhaliflerin kontrolündeki bölgeye yönelik saldırılarını Rusya'nın hava gücü ve mühimmat desteğiyle artırdığını ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:

"PYD-YPG'yi pek çok kez uyardık. Son olarak Rusya ve rejimle eşgüdüm halinde Azez yakınlarındaki Minnak Hava üssünün kontrolünü ele geçirdiler. Dün de muhaliflerin rejimle yoğun çatışmasını fırsat bilerek Azez'in güneyindeki Tel Rıfat ve Kafr Naya'ya saldırdılar. Azez sınırımızın hemen yanı başındadır, YPG'nin Azez ve çevresine yönelik saldırıları mülteci akınını daha da artırmaktadır. Bu örgütü terörist olarak kabul etmeyenlere şunu sormak gerek; PYD-YPG, DAEŞ'in olmadığı, Arap ve Türkmenlerin yaşadığı bu bölgede neyin mücadelesini vermektedir, kimin taşeronluğunu yapmaktadır, muhalefetin davası adına kime sekte yapılmaya çalışılmaktadır? PYD-YPG'nin faaliyetlerinden Rusya ve rejim istifade etmektedir. PYD-YPG'nin muhalefet bloğuyla uzaktan yakından bir alakası yoktur, Rusya'nın bölgedeki maşası haline dönüşmüştür, bu gerçeği de herkesin görmesi gerekir."


(Sürecek)



Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.