'Ortadoğu'da Radikalizmi Yeniden Düşünmek Konferansı'

'Ortadoğu'da Radikalizmi Yeniden Düşünmek Konferansı'

'Ortadoğu'da Radikalizmi Yeniden Düşünmek Konferansı'

'Ortadoğu'da Radikalizmi Yeniden Düşünmek Konferansı'

10 Nisan 2016 Pazar 14:00
49 Okunma
'Ortadoğu'da Radikalizmi Yeniden Düşünmek Konferansı'

Ortadoğu uzmanı Muhammed Okda, terör ögütü DAEŞ'in ekonomik kaynaklarını büyük oranda kaybettiğini belirterek, "Örgüt artık eskisi kadar petrol satamıyor, elindeki kaynaklar sınırlı. Bu nedenle daha farklı gelir kaynağı arayışı içindeler" dedi.

Beşiktaş'taki bir otelde El-Şark Forumu ve Afrika-Ortadoğu Merkezi tarafından ortaklaşa düzenlenen "Ortadoğu'da Radikalizmi Yeniden Düşünmek" başlıklı konferansta konuşan Okda, DAEŞ'in ekonomik kaynakları ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Okda, örgütün devam eden hava operasyonları nedeniyle son dönemde ekonomik kaynaklarının büyük bir kısmını kaybettiğini, hatta paralı askerlerinin gelirlerini azaltmak zorunda kaldığını söyledi.

DAEŞ'in, Irak'ta ele geçirdiği toprakların büyük kısmının Irak güçleri tarafından geri alındığına işaret eden Okda, örgütün sahip olduğu yerleri korumak için bütün kaynaklarını seferber etmek zorunda kaldığını dile getirdi.

Okda, terör örgütünün, ekonomik kaynaklarını arttırmak için her yola başvurduğunu belirterek, "Tarihi eser kaçakçılığından insan ticaretine, petrol satmaktan, halka vergi uygulamaya kadar her türlü yöntemi kullanıyorlar" diye konuştu. DAEŞ'in, "mafyavari" yönetmeler kullandığına işaret eden Okda, gelirlerinin süreklilik arz etmediğini, bu nedenle daha stabil kaynaklara ihtiyaç duyduklarını belirtti.

Örgütün, Suriye ve Irak'ta ele geçirdikleri silah depolarını bile paraya tahvil ederek, ihtiyacı dışındaki silahları satıp ondan da kazanç elde ettiklerini aktardı.

Okda, İslam'a aykırı şekilde, Yezidi ve diğer gruplardan insanları, fidye için kaçıran DAEŞ'in en büyük gelir kaynaklarının başında insan kaçakçılığının geldiğini, ellerindeki topraklarda yaşayan aşiret ve ailelere de vergi uyguladığını dile getirdi.

Tüm dünyada petrol fiyatlarındaki düşüşten DAEŞ'in de etkilendiğini vurgulayan Okda, "Örgüt artık eskisi kadar petrol satamıyor. Elindeki kaynaklar sınırlı. Bu nedenle daha farklı gelir kaynağı arayışı içindeler" diye konuştu.

Merkezi Londra'da bulunan Alhiwar televizyonunun Genel Yayın Yönetmeni Dr. Azzam Tamimi ise DAEŞ'in ideolojisine karşı ana akım Müslüman hareketlerin yaklaşımıyla ilgili, terör örgütünün kendisine katılan çaresiz ve kırgın insanların yaşadığı sosyopolitik krize cevap verdiğini söyledi.

DAEŞ'in ideolojisini "yaptıklarını haklı çıkarmaya çalışmak" şeklinde özetleyen Tamimi, başta Müslüman kardeşler olmak üzere ana akım Müslümanların kendilerinin kurban durumda olduğuna dikkat çekti ve bu yönüyle onların suçlanamayacağını belirtti. "O kadar kurban durumundalar ki yasaklanmış, dışlanmış, hapse atılmış, kovulmuş, sürgün edilmiş, projeleri ve yapmaya çalıştıkları şeyler yıkılmış. Pratik olarak fazla bir şey yapamazlar" diyen Tamimi, DAEŞ'e karşı en iyi çözümün demokratikleşme sürecine devam edilmesi, ana akım İslami hareketlerin de yapabileceği en iyi şeyin mümkün olan en açık şekilde doğruyu söylemek olacağını söyledi.

- "Batı Müslümanlara yaklaşımını değiştirmeli"

Liverpool John Moores Üniversitesinden araştırmacı Rizwan Sabir, terör örgütlerinin ulaşmak istedikleri siyasi amaçlar için şiddeti araç olarak kullandıklarını fakat DAEŞ'in siyasi hedefinin olmadığını söyledi.

DAEŞ için şiddetin araç değil amaç olduğunu belirten Sabir, "DAEŞ çarpık bir tarih anlayışına sahip. Tarihte kodları olan şiddeti kendi çarpık bakış açısıyla yeniden yorumluyor" değerlendirmesinde bulundu.

Irak'ta Saddam Hüseyin'in, devrilmesinin psikolojik etkilerinin DAEŞ'in ortaya çıkmasında etkili olduğunu vurgulayan Sabir, "Batının buna zemin hazırladığını söyleyebiliriz. Amerika, terörle mücadele, demokrasi götürme gibi sebeplerle insanları öldürmeyi meşru gösterebiliyor" dedi.

Şiddetin şiddetle karşılık gördüğünü ve sonunda ortaya şiddet sarmalının çıktığını söyleyen Sabir, "ABD ve İngiltere'de 5 yıl sonraki muhtemel 'teröristleri' bugünden tespit etmek için sadece zahiri sembollere bakarak, başka bir ispata ihtiyaç duymadan damgalayacak kanuni altyapıları hazırladılar" ifadesini kullandı.

"Sakal, başörtüsü" gibi sembollere insanları sınıflandırmanın insan haklarına aykırı olduğunu ve İslamofobiyi körüklediğini söyleyen Sabir, "Devletin hoşuna gitmeyen davranış arz eden herkes potansiyel tehlike olarak sınıflandırılıyor. Bu şekilde tecrit edilen insanlar agresifleşiyor" tespitini paylaştı.

Batıdaki Müslümanların sınıflandırmalar nedeniyle apolitikleşmeye başladığını kaydeden Sabir, "Terör şüphesi ile damgalanıp dışlanan insanlar demokratik haklarını kullanmıyorlar. İçlerine çekilip yalnızlaşıyorlar. Bu da onların marjinalleşmesine sebep oluyor" dedi.

Sabir, batının, terörün sınırlarını iyi anlaması gerektiğini dile getirerek, Müslümanların kimliklerini ortaya koyacakları şeffaf ortamların oluşturulması gerektiğine, bunun sağlanması halinde, terörle mücadelenin daha etkili şekilde sürdürülebileceğine dikkati çekti.

Çeteler ve Uyuşturucuyla Mücadele Örgütü örneği üzerinden Güney Afrika'nın terörle mücadele tecrübelerini anlatan güvenlik uzmanı David Afrika ise Batı'nın sunduğu çözümlerin terörün önlenmesi konusunda yetersiz kalacağına dikkati çekti.

"Bir yerdeki başarılı bir modeli diğer bir yere uygulayamazsınız, işe yaramaz ve sürdürülebilir olmaz" diyen Afrika, bölgesel ve kültürel özellikleri de dikkate alan çözümler üretilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.