Flaş Haber
Kapat

MHP TBMM Grup Toplantısı

MHP TBMM Grup Toplantısı

MHP TBMM Grup Toplantısı

MHP TBMM Grup Toplantısı

16 Şubat 2016 Salı 10:37
MHP TBMM Grup Toplantısı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye'nin milli güvenliğinin aşırı risk ve tehlikelerle karşı karşıya olduğunu ve artık gizleyecek ve görmezden gelinecek bir şey kalmadığını belirtti.

Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, insanlık tarihinde, bir adım sonrasını göremeyen, tehlikeleri fark edemeyen yönetimlerin hüsran ve felaketle biten acı sonlarına çok sık rastlandığına işaret etti.

Hangi ülke olursa olsun, iktidara hakim çevrelerin hedeflerindeki bulanıklığın, politikalarındaki dağınıklığın, tutum ve davranışlarındaki tutarsızlığın peyderpey kriz üreteceğini ve istikrarsızlık getireceğini anlatan Bahçeli, şöyle devam etti:

"İç ve dış politikada üst üste kaybedilen mevziler ülkemizi darboğaza sokmaktadır. AKP'nin kötürüm ve köksüz politikaları başımıza onca dert sarmaktadır. Diyebiliriz ki Türkiye, siyasi sıkışma ve bunalım yaşamaktadır. Milletimiz gelişmelerden memnun değildir. AKP Türkiye'yi meçhule sürüklemektedir. Haklı olarak duyduğumuz endişelerimiz bir hayli fazladır. Suriye kaynaklı kaos sürekli genişlemektedir. Milli güvenliğimiz aşırı risk ve tehlikelerle karşı karşıyadır. Artık gizleyecek, görmezden gelinecek bir şey kalmamıştır.

İçinde bulunduğumuz şartlar çok ağırdır. Hükümet ise hazırlıksız, pasif ve edilgendir. Bir yanda mülteci dalgası, diğer yanda Ortadoğu'da hüküm süren kanlı döngü; bir yanda vatan topraklarındaki terörist saldırılar, diğer yanda bölgesel savaş senaryoları geleceğimizi rehin altına almaktadır. Kaygımız; AKP'nin milli ve tarihi gerçeklerden kopuk bir şekilde oradan buraya savrulması, bölgesel zeminde sözünü dinletecek, nazını geçirecek, olaylara yön verecek çap ve güçte olmamasıdır. Bu aslında emsalsiz bir trajedidir. AKP böylesi bir acziyet ve çaresizliğe göz göre göre düşmüştür."

-"Attı, tutamadı"

Konuşmasında Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu eleştiren Bahçeli, "İktidar partisi ne Ortadoğu'daki gelişmeleri doğru okuyabilmiş ne de küresel güçlerin kurduğu tuzakları idrak edebilmiştir" dedi.

Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanıyken, 2012 yılının Ağustos ayında katıldığı bir televizyon programında Suriye'deki sancılı sürecin çok uzun süremeyeceğini söylediğini iddia eden Bahçeli, Suriye'deki "vahşet ve dehşet tablosunun" Davutoğlu'nun bu sözlerinden sonra hala sürdüğünü bildirdi.

Bahçeli, şöyle konuştu:

"Davutoğlu atmış ama tutmamıştır. Davutoğlu, gafletinin ve yanılgısının kurbanı olmuştur. Bu yanılgının sadece Davutoğlu ve AKP'ye değil, maalesef ki Türkiye'ye yansıması çok olumsuzdur. Gelişmelerin seyrini anlamlandıramayan, komşu coğrafyalardaki parçalanmanın istikamet ve sonucunu göremeyen bir iktidara bu ülke yönetiminin teslim edilmesi elbette fecaattir. Davutoğlu bu fecaatin bir numaralı failidir.

Geçmişte hem Erdoğan hem de Davutoğlu öyle sözlere imza atmış, öyle konuşmalar yapmışlardır ki sanıyorum yüzleri varsa bugünlerde epey bir kızaracaktır. Türkiye olarak Ortadoğu'daki değişim dalgasını yönetecektik. Ortadoğu'nun sahibi, öncüsü olacaktık. Bir misyonun gereğini yapıyorduk. Suriye konusunda insanlık vicdanının sesi olacaktık. Geleneksel 'bekle, gör' politikası, büyük güçlerin peşinden sürüklenmek ve başkalarının gündemine dublör olmak devri kapanmıştı. Oturup beklemeyecektik. Türkiye merkez ülke olmanın gereğini yapacaktı. Yeni bir Ortadoğu doğuyordu; bununla birlikte ülkemizin etrafında yeni bir barış, istikrar ve refah kuşağı olacaktı.

Kim söylüyor bu sözleri, elbette yiğidoyla serok arasında gelgit yaşayan Ahmet Davutoğlu. Ne zaman söylüyor? 2012 yılının Nisan ayında. Nerede söylüyor? Türkiye Büyük Millet Meclisinde. Her şey bununla da kalmadı. Davutoğlu Dışişleri Bakanıyken, tıpkı şimdilerde olduğu gibi, her fırsatta konuştu, her zeminde aklına ne geliyorsa söyledi. Mahcubiyet yaşayacağını hiç hesaba katmadı. Stratejik derinlikte boğulduğunu hiç anlamadı."

-"Maho Ağa'yı dikkatle incelesin"

Devlet Bahçeli, Başbakan Davutoğlu'nun, sınırları Metin Akpınar ve merhum Kemal Sunal'ın oynadığı "Propaganda" filmine benzettiğini, duvarların yanlış örüldüğünü söylediğini, 'Arap Baharıyla birlikte yüzyılın tasfiyesi, değişimi yaşanıyor' dediğini ifade etti.

Bahçeli, şu görüşlere yer verdi:

"Madem Kemal Sunal ve Metin Akpınar'dan konu açılmıştır, o halde Sayın Davutoğlu'na 'Köyden İndim Şehire' ve 'Sahte Kabadayı' filmlerini izlemesini, kendisiyle bire bir örtüşen rolleri böylelikle görmesini içtenlikle öneriyorum. Ya da Kibar Feyzo'daki Maho Ağa'yı dikkatle incelemesini tavsiye ediyorum.

Davutoğlu 2013 yılında diyordu ki; 'Tarih coğrafi sınırlara isyan ediyordu ve evet biz bu parantezi kapatacağız.' Türkiye'nin dış politikasına yön veren kişinin öngörüsüzlüğüne ve uçuk fikirlerine ibret alarak bakınız. Peki, Sayın Davutoğlu geçmişe dönüp baktığında günahlarının ne kadar fazla olduğunu görmekte, bundan ders çıkarmakta mıdır? Dış politikada ördüğü teorik çatının gerçeklerle uzaktan yakından ilgisinin olmadığını şu anda fark etmiş midir? Çok yönlü, çok boyutlu dış politika, komşularla sıfır sorun, ritmik diplomasi diye diye bugünlere gelinmiştir ve AKP çuvallamış, iç politikada olduğu gibi dış politikada da şanzımanı dağıtmıştır."

Türkiye'nin tarihi ve coğrafi mirası dikkate alınmadan, jeopolitik gereklilik ve ihtiyaç gözetilmeden, milli değerler kayda değer bulunmadan kurulan dış politika mihverinin çökmeye mahkum olduğunu belirten Bahçeli, "Kaldı ki olan da budur. Biz sorun yumağı diyerek coğrafyamızı değiştiremeyiz. Böyle bir şeyi aklımızdan dahi geçiremeyiz. Tarihsel bakiyeden sorun çıkıyor gerekçeleriyle tarihimizi inkar edemeyiz, kutlu ecdadımızı yok sayamayız. Tabuları yıkıyoruz, ezberleri bozuyoruz, ön alıyoruz diyerek geçmişimizi karalayanlara, katliam ve saldırgan niyetleri maruz gösterenlere boyun bükemeyiz, tamam diyemeyiz. Çünkü biz destansı bir maziden süzülüp gelen, felaketlerin sinesinden zafer türküleri çıkaran büyük Türk milletiyiz. Çünkü biz gecenin en zifiri anında Samsun'a çıkmasını bilen, savaş meydanlarında devletimizi ibra ve ilan eden Türk milliyetçilerinin mirasçılarıyız" ifadesini kullandı.

-"Türkiye'ye ahlaksız tekliflerler yapılıyor"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun 2012 yılında "Mülteci sayısı 100 bini bulursa belki onları Suriye'de ağırlamak gerekebilir. Bütün bu yükü Türkiye'nin çekmesi beklenmemeli" şeklinde açıklamasının olduğunu savunarak, Türkiye'deki mülteci sayısının 3 milyona yaklaştığına işaret etti.

Bahçeli, "Mülteci sayısının 100 bine ulaşmasını adeta kırmızı alarm gören Davutoğlu'nun 3 milyon karşısında ne diyeceği, hangi bahanelere sığınacağı artık önemsizdir. Olan olmuş, Suriye'deki iç savaş şartlarından kaçan mülteciler ülkemizi doldurmuştur" diye konuştu.

Münih'te düzenlenen Suriye toplantısında çatışmaların durdurulması kararlaştırılmışken, Rusya'nın hala ve inatla Halep'i bombalamasını ve sivil insanların hayatlarına kast etmesini "barbarlık" olarak niteleyen Bahçeli, en olumsuz senaryoya göre Türkiye'nin 600 bine yakın yeni mülteciyle karşı karşıya kalacağını bildirdi.

Türkiye'nin, Suriye buhranının ceremesini çektiğini belirten Bahçeli, şunları söyledi:

"Birleşmiş Milletler kapılarımızı açmamızı istemektedir. Avrupa Birliği 3 milyar euroluk rüşvet ve vize kolaylığı gibi akıl almaz ayak oyunlarıyla Suriyeli mültecileri almamızı dayatmaktadır. AKP ise meseleyi makul bir bedele çoktan indirgemiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2015 yılı Kasım ayında Antalya'da düzenlenen G-20 zirvesinde AB temsilcileriyle yaptığı mülteci pazarlığı medyaya sızdırılmıştır. Ensarlıkla övünenler, açık kapı politikasıyla gururlananlar, vicdan diplomasisi diyenler mültecilerin vatan topraklarına alınması karşılığında AB tarafından vadedilen para ve diğer imkanları yetersiz bulmuşlardır. Erdoğan 'Ey BM sen ne işe yarıyorsun? Senin görevin ne? Şu ana kadar 10 milyar dolara yakın bu mülteciler için para harcamış olan Türkiye'ye sen destek verdin mi?' çıkışıyla göz boyamaya çalışmaktadır. 'Alnımızda enayi yazmıyor' diyen Erdoğan, BM'den gelen 455 milyon doları eleştirmektedir.

Bir yönüyle Erdoğan haklıdır. Batı, mültecilerden korunmak için Türkiye'ye ahlaksız teklifler yapmakta, ısrarla üç maymunu oynamaktadır. Bu olacak ve kabul edilecek bir şey değildir."

Bahçeli, sorun kaynağında kurutulmadan, Suriye düzen ve istikrara kavuşmadan Türkiye'nin ve tüm insanlığın mülteci probleminden kaçamayacağını belirtti. Bahçeli, muhatap olunan külfetin tüm bölge ülkeleri ve uluslararası toplum arasında eşit şekilde bölüşülmesini istedi.

AK Parti hükümetinin sınırlar yakınında inşa edilen kamplarda bulunan ve sayıları gittikçe artan mültecilere destek vermesinin tabii olduğunu belirten Bahçeli, ancak mülteci meselesini paraya endekslemenin, bu doğrultuda Türkiye'yi bakıcılığa ve AB'nin sınır bekçiliğine layık görmenin hem milleti hem de ülkenin saygınlığını hiçe saymak olacağını vurguladı.

AB ve Birleşmiş Milletlerin elini taşın altına koymaktan kaçındığı sürece mülteci sorununun devasa boyutlara ulaşacağını, yanan ateşin insanlığın bacasını tutuşturacağını anlatan Bahçeli, "Özellikle Halep ve mücavir alanlarının güvenlik ve düzeni sağlanamazsa, Bayırbucak'taki yıkım ve katliam durmazsa Türkiye kendisini emniyette hissedemeyecektir. Davutoğlu diyordu ki, 'Halep'te üzerime güneş doğmamıştır. Bu kente aşığım. Olağanüstü bir yerdir.' Hangi ara Davutoğlu Halep'te sabahlamıştır bilemeyiz ama bildiğimiz şudur ki Halep Osmanlı'dan ayrıldığından beri zaten üzerine hiç güneş doğmamış, karanlıkta kalmaktan başka çaresi de olmamıştır" ifadesini kullandı.

-Suudi savaş uçakları

Bahçeli, TBMM ve millete haber verilmeden Suudi Arabistan savaş uçaklarının Türkiye'ye davet edilmesini eleştirdi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, Münih yolculuğu esnasında dilinin altındaki baklayı çıkarıp, Suriye'ye kara operasyonundan bahsettiğini belirten Bahçeli, "Suudi yönetimi yaptığı keşif çalışmasından sonra İncirliğe beş adet savaş uçağı göndermiş ve teröre karşı Türkiye'yle müştereken mücadele edileceğini söylemiştir. AKP'li Dışişleri Bakanı, Suudi askerlerinin Türkiye'den geçmesinin bir temenni olduğunu ifade ederek, kara operasyonu lehinde açıklamada bulunmuştur" dedi.

Bahçeli, Suudi Arabistan'ın başını çektiği ülkelerle Türkiye'nin kara operasyonuna girmeye hazırlandığını ileri sürdü. Bu gelişmeden TBMM'nin haberinin olmadığına dikkati çeken Bahçeli, "Daha önemlisi Türk milletinin bilgi ve desteği de bulunmamaktadır. AKP, Suudi Arabistan'a İncirlik Hava Üssünü açıp, ardından senaryosunun kimin tarafından yazıldığı az çok belli olan savaşa katılmakla hangi amaca hizmet edecektir? Bu kararı kim vermiştir? Meclisin onayı olmadan Türkiye'yi savaşa sokmak, bu minvalde kamuoyu hazırlama teşebbüsünde bulunmak nasıl bir şuursuzluk, nasıl bir kendini bilmezliktir? Türkiye çadır devleti, muz cumhuriyeti midir?" ifadesini kullandı.

Türkiye'nin güney kara sınırları boyunca milli güvenliğine dönük aşırı tehditler bulunduğunu ve tehditlerin her geçen gün arttığını dile getiren Bahçeli, hükümetin elinde 2 Ekim 2015 tarihinde, Anayasa'nın 92. maddesine göre bir yıllığına verilmiş sınır ötesi hareket yetkisi olduğunu anımsattı.

Türk Silahlı Kuvvetlerine gerektiği takdirde sınır ötesi harekat ve müdahale izninin bizzat Gazi Meclis tarafından kendilerinin de desteğiyle verildiğine değinen Bahçeli, şunları söyledi:

"Eğer Suriye'ye yönelik, yani Esad'ı hedef alan bir kara operasyonu planlanıyorsa, ki açıklamalardan çıkan sonuç budur, bu durumda bilmediğimiz, göremediğimiz hangi yakın ve yakıcı tehlike AKP'yi pozisyon almaya sürüklemektedir? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2014 yılında, 2170 ve 2178 sayılı kararlarıyla Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını teyit etmiştir. Hal böyleyken savaş çığırtkanlığı yapmak Türkiye'yi uçuruma götürmek değil midir? AKP hükümeti Suudi Arabistan'la birlikte, hangi yetki ve hukuki dayanağa göre Suriye'ye yönelik kara operasyonu icra edecektir? Riyad yönetimine kara operasyonu liderliğini kim vermiş, rolleri kimler dağıtmıştır? Hedef terörle mücadele ise Suudi Arabistan PKK-PYD terörüyle mücadelemizde bugüne kadar bizim duymadığımız hangi katkıyı sunmuştur?

Rusya'ya baksak, onlar da terörle mücadele edildiğini söylemekte, 'IŞİD'i bombalıyorum' derken Türkmenleri katletmektedir. ABD de terörle mücadele ettiğini ifade etmekte, ama ön planda PYD'yle, arka planda ise PKK'yla sarmaş dolaş ve gayri ahlaki ortaklıklarını devam ettirmektedir. Hükümet İncirliği önüne gelene açmakla nereye varmak istemekte, Türkiye'yi bölgenin hedef tahtası haline getirmekle neyi ummaktadır?"

-PYD'nin şımarıklığı

Konuşmasında 1 Mart tezkeresine vurgu yapan Bahçeli, "AKP'nin 1 Mart tezkeresindeki ufuksuzluğu ve örtülemez siyasetsizliği bölgesel denklemden dışlanmamızın ilk etabı olmuştu" dedi.

1 Mart Tezkeresi kabul edilmiş olsaydı; Irak'ın kuzeyinde yuvalanan PKK terörüne karşı çok daha etkili ve caydırıcı tedbirler alınabileceğini, Türkmenlerin varlık hakları ve tarihi çıkarlarının olması gerektiği gibi korunabileceğini, peşmerge oluşumunun önüne geçilebileceğini, Irak'ın geleceğinde söz sahibi olunabileceğini ve Irak'ın yeniden inşasında ekonomik kazanımların daha da artabileceğine değinen Bahçeli, "Bize göre 1 Mart Tezkeresine yanlış ve tarihin ters tarafından bakış fırsatların kaçmasına neden olmuştur" diye konuştu.

Bahçeli, şunları ifade etti:

"Şimdi Suriye'nin kuzeyinde PKK/PYD terörü yeni bir Kandil yaratmanın, sözde Kürdistan'a koridor açmanın peşindedir. Hemen söylemeliyim ki buna kesinlikle müsaade edilmemelidir. Amaç oldu bittiye getirerek, ABD ve Rusya'nın desteğiyle teröristlere devlet kazandırmaktır.

Davutoğlu Erzincan'da Şark Meselesi bitmiştir diyor. Bilmiyor ve görmüyor ki Şark Meselesi AKP'nin de içinde bulunduğu şer ittifakınca beslenmekte ve kışkırtılmaktadır. Sayın Davutoğlu sen bakınca ne görüyorsun bilemiyorum ama Şark Meselesi bitmemiş, iyice bilenmiş, keskinleşmiştir. Şark Meselesi dört parçalı Kürdistan kurulmadığı, Türkiye parçalanmadığı müddetçe hain ruhundan, haysiyetsiz emellerinden hiçbir şey kaybetmeyecektir."

Bahçeli, 13 Şubat Cumartesi günü, Kilis'te konuşlu topçu birliklerinin, sınırlarımıza 13 kilometrelik mesafede bulunan ve Azez'in güneybatısında yer alan Maranaz bölgesinden YPG terörünün açtığı ateşe mukabele ettiğine dikkati çekti.

Değişen angajman kurallarına göre, 40 kilometrelik menzili bulunan fırtına obüsleri PYD-YPG teröristlerini hedef aldığına işaret eden Bahçeli, "Milli Savunma Bakanı, Türkiye'nin PYD'nin Miniğ Hava Üssünden çıkıp Azez ve çevresini terk edene kadar topçu atışlarının süreceğini açıklamıştır. Davutoğlu'nun da benzer açıklamaları söz konusudur. Buna rağmen PYD, Azez koridorundaki alçak ve kanlı ilerlemesine devam etmektedir. PYD çetesinin elebaşı Müslim Türkiye'ye meydan okumaktadır" diye konuştu.

"PYD'nin AK Parti tarafından muhatap alınmasının, Türkiye'de ağırlanmasının bu terör örgütünü şımarttığını ve eline koz verdiğini" savunan Bahçeli, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ayn el Arap'taki çatışmalar sırasında, sınır il ve ilçelerimizde YPG'li teröristleri tedavi ettiren AKP'nin günah ve vebali haddinden fazladır. 7 Mayıs 2015'te 'Kobani'de dökülen Kürt kanı benim kanım' diyen Davutoğlu'ydu. Kobani'yi selamlayan yine bu seroktu. 10 Mayıs 2015'te 'Türkiye'nin yardımı olmasaydı Kobani'nin alınması mümkün olmazdı' diyen Erdoğan'ın kardeşi Barzani'ydi. 13 Mayıs 2015'te, 'Türkiye olmasaydı, hiç şüpheniz olmasın Kobani düşerdi' diyen AKP'li Milli Savunma Bakanıydı.

Peşmerge ve PKK militanlarına karşılama töreni düzenleyip vatan topraklarından koridor açarak Kobani'ye geçiren Recep Tayyip Erdoğan'ın başında olduğu AKP hükümetiydi. PYD'nin imdadına koşan peşmerge ve PKK'lılar Türkiye'de konakladıklarında lahmacun ikram edip yorgunluk çayıyla rahatlatan, faturayı da millete ödeten iradesiz valiler emri AKP'den almışlardı. Hepsinden vahimi, 2014 yılı Ekim ayında, Letonya ziyareti öncesi 'peşmergelerin Ayn el Arap'a geçişi ile ilgili olarak Obama ile yaptığımız telefon görüşmesinde kendilerine bu teklifi zaten ben yapmıştım' diyen de şu anda bu ülkenin Cumhurbaşkanı'dır."

Bahçeli, PYD terör örgütünün lideri Salih Müslim'in 25 Temmuz 2013, 4 Ekim 2014, 20 Haziran 2015'de Türkiye'de "hiç utanmadan, hiçbir milli ve ahlaki kaygı duymadan" adeta misafir muamelesi gördüğünü bildirdi.

Bahçeli, "CHP'li bazı çürümüş milletvekilleri de son günlerde PYD'nin militanı gibi konuşmuşlardır. Kimdir bu PYD? KCK'nın Suriye kolu. Ne zaman kurulmuştur? 2003. Altını kalın olarak çiziyor ve söylüyorum ki PKK eşittir PYD'dir. Katil her yerde katil, terörist her yerde teröristtir. Dün Kobani'ye selam çakan Davutoğlu, aslında PYD'yi selamlamıştır" dedi.

ABD'nin PYD-YPG'ye kol ve kanat gerdiğine dikkati çeken Bahçeli, şimdi bu teröristlerin Türkiye'ye kafa tuttuğunu ifade etti.

Bahçeli, "Cerablus ile Azez arasında fitne saçmaktadır. Fırat'ın batısına geçerek sözde terör kantonlarını birleştirme gayesi gütmektedir. ABD ise vahşi batıda haydutların oyuncağı olan, azılı katillerin güdümüne giren bir kasaba şerifi gibi, PYD-YPG'ye kol kanat germektedir. Bunlar at hırsızı, tren soyguncusu değil, cani teröristlerdir. Ve Türkiye üzerinde hesapları vardır" diye konuştu.

ABD yönetiminin Türkiye ile PYD'yi aynı kefeye koyması, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'in Türkiye'ye 'ateşi kesin', PYD'ye 'toprak talebinden vazgeçin' sözlerinin klasik bir sömürge valisi diktesi olduğunu vurguladı.

Bahçeli, "Biden kimdir ki binlerce kilometre öteden emirler yağdırmaktadır? Hele Fransa yönetimi ise yalnızca Türkiye'ye top atışını durdurun çağrısını ahlaksızca yapmaktadır. Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin ve Dargeçit'te; Kobani tecrübeli, Suruç ve çevresinden sızmış YPG'li teröristler kan dökmüş, evlatlarımıza kastetmiştir. Erdoğan'ın Sur ve Cizre'de, 'bu toprakları yeniden vatan yapabilmek için mücadele veriyoruz' sözleri ise talihsiz olduğu kadar yürek yaralayıcıdır. Bu aziz topraklar bin yıldır Türkündür, gelecek bin yıllarda da Türkün olacak ve Türk kalacaktır. Aksini iddia eden var ise, bilinsin ki vatan hainidir. Bu gerçeği hiçbir küresel güç dahi değiştiremeyecektir" ifadesini kullandı.

ABD'nin, PYD'ye cici çocuk muamelesi yapıp silah ve mühimmat verdikçe, bu silahlar PKK'lıların eliyle Türkiye'de şehadetlere yol açtığına işaret eden Bahçeli, şunları kaydetti:

"ABD karar vermelidir: Dost mudur, düşman mı? Müttefik midir, müstevli mi? Stratejik ortak mıdır, taktik hasım mı? Biz ister istemez sorgulamaktayız ki, ABD Rusya'yla aynı kümede hareket edip Kürdistan'ın kuruluşunda şantiye şefliği yapmaya mı özenmektedir? Birleşik Krallığın yarım bıraktığı tarihi vampirliği ABD mi tamamlamak istemektedir? Görünen gerçek şudur: ABD'nin Ortadoğu'daki kara gücü PYD, Türkiye'deki kolu da PKK'dır. Bu durum hiçbir kitaba, hiçbir insani ve uluslararası ilişkiye sığmayan çirkinlik ve işbirlikçiliktir.

Türkiye güvenliğini sağlamak, milli varlığını korumak için ne gerekiyorsa, neyi hedefliyorsa yapmalıdır. AKP hükümeti korkmasın, pısmasın, alttan almasın. Türk milleti her neviden düşmanlıklara karşı birdir, beraberdir. Hepsini karşılamaya da Allah'ın izniyle gücü yetecektir."

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.