Libya'daki mutabakat hükümetinin handikapları

Libya'daki mutabakat hükümetinin handikapları

Libya'daki mutabakat hükümetinin handikapları

Libya'daki mutabakat hükümetinin handikapları

18 Mayıs 2016 Çarşamba 11:27
40 Okunma
Libya'daki mutabakat hükümetinin handikapları

İHSAN EL FAKİH - Libya'da uzun süredir yaşanan anlaşmazlıklara çözüm arayışı kapsamında kurulan Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin ülke idaresindeki rolünün etkinleşmesi önünde çeşitli engeller bulunduğu ifade ediliyor. Uzmanlar, söz konusu engellerin başında General Halife Hafter'in mutabakat hükümetine karşı sergilediği isyancı tavır ile bu tavrı cesaretlendiren dış müdahaleler olduğunu belirtiyor.

Yaşanan son gelişmeler ışığında ülkenin yakın geleceğine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, Libya'daki mevcut "siyasi tıkanıklığın" devamı durumunda muhtemel iki senaryoyla karşı karşıya kalınabileceğini ifade ediyor. Söz konusu iki senaryo halihazırda Hafter'e bağlı Tobruk hükümetinin idaresi altındaki doğu bölgelerinin, batıdan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmesi ya da Tobruk'taki hükümete bağlı kurulacak bir "kurtarıcı askeri konsey"in ülke genelinde liderliğini deklare etmesi ihtimalleri üzerinde yoğunlaşıyor.

Uzmanlar ayrıca bu ihtimallerin dışında, çatışan tarafların kahir ekseriyetinin Sirte kentinin terör örgütü DAEŞ'ten temizlenmesi konusunda ittifak halinde olduğunu belirterek Libya'da yaşanan anlaşmazlıklar kapsamında farklı bir noktaya işaret ediyor. Libya'nın batısındaki Sirte'de DAEŞ'e karşı zafer kazanılmasında etkin rol oynayacak gücün, ülke yönetiminde de muktedir olacağı ileri sürülüyor.

- İki başlı yönetim

Libya'da 40 yıllık Muammer Kaddafi iktidarına son veren 2011'deki halk devrimini takip eden geçiş dönemi sürecinde, ülkede meydana gelen siyasi bölünmüşlükler neticesinde; iki hükümet, iki parlamento ve iki ordunun aynı anda görev yaptığı bir ülke manzarası ortaya çıktı. Doğu ve batı eksenli bir çatışmanın hüküm sürdüğü Libya'da, batıdaki Trablus kentinde Ulusal Kurtuluş Hükümeti ve Milli Genel Kongre (MGK) adı verilen parlamento, doğuda ise Beyda kentindeki Geçici Hükümet ile Tobruk'taki Temsilciler Meclisi isimli parlamento göreve başladı. Ayrıca bu iki yönetime bağlı iki farklı ordu da kontrolleri altındaki bölgelerde etkinliğini sürdürüyor.

Ülkedeki bu iki başlı yönetime çözüm arayışı kapsamında, 17 Aralık 2015'te BM liderliğinde Fas'ın Suheyrat kentinde bir anlaşmaya varıldı. Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) adı altında tek bir yönetimi hedefleyen bu anlaşmaya göre, "meşruiyet hakkının tek parlamentoya ait olması, askeri gücün tek ordu çatısı altında toplanması, bakanlar kuruluna gönderilmeden önce yasa tasarıları hakkında görüş beyan edecek bir Devlet Yüksek Konseyi oluşturulması ve söz konusu konseyin Trablus'taki MGK üyelerinden teşekkül etmesi" üzerinde mutabakat sağlandı.

Tarafsız bir bölge olması hasebiyle Tunus'ta kurulan UMH'nin, Suheyrat Anlaşması'nı imzalayan taraflar arasındaki siyasi çekişmeler ve Tobruk merkezli yönetimin güven oyu vermemesi nedeniyle Trablus'a intikali sağlanamadı ve geçen aylara rağmen ülke idaresindeki rolü etkinleştirilemedi.

- "Sisi tecrübesinden" ilham alınması

UMH'nin ülke idaresinde hakimiyeti sağlayamamasının ana nedenlerinden birinin Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi'nin yeni hükümete karşı izlediği "isyancı" tutum olduğunu savunan Libyalı siyasi uzman Muhammed Hüseyin Bayu, "Mısır'da Abdulfettah es-Sisi'yi iktidara taşıyan tecrübeden ilham alan Temsilciler Meclisi'nin, UMH'ye güven oyu vermeme konusunda izlediği tavrı sürdüreceğini düşünüyorum." dedi.

Bayu, Tobruk'taki Temsilciler Meclisi'nin de tam anlamıyla Hafter'e bağlı olacağı düşünülen bir kurtarıcı askeri konseyin ilanını teşvik ettiğini savundu.

Libya'da 2011'deki devrimin ardından kurulan ve kısa bir süre görev yapan Trablus'taki Ulusal Kurtuluş Hükümeti başkanı Ömer el-Hasi'nin siyasi danışmanlığı görevini de yürütmüş Bayu, Hafter birliklerinin ülkedeki çatışmaların seyri konusunda kritik öneme sahip Sirte'de kontrolü sağlayamaması durumunda Temsilciler Meclisi'nin, Sisi tecrübesinden ilham alarak izlediği siyaset sonucu doğu bölgesinin batıdan ayrılabileceğini dile getirdi.

Mısır ordusu 3 Temmuz 2013'te ülkenin seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'yi, bir yıllık iktidarının ardından görevinden uzaklaştırmıştı. Mursi yanlıları bu adımı "askeri darbe" olarak nitelendirirken karşıtları ise "halkın protestolarına cevap verildiği ve ülkenin siyasi bölünmüşlükten kurtarıldığını" ileri sürmüştü. Mursi döneminin Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Sisi, ordu yönetimin önemli isimlerinin bulunduğu Yüksek Askeri Konsey'in bir yıllık iktidarının ardından 8 Haziran 2014'te cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuştu.

-Dış müdahaleler ve ayrılma temayülleri

UMH'nin rolünün etkinleşmesi önündeki engellerden birinin Hafter ve Tobruk hükümetine verilen dış destek olduğunu ifade eden Bayu, "Rusya, Fransa ve General Hafter ile Tobruk hükümeti arasındaki aşikar yakınlık, Suheyrat Anlaşması ve BM Libya Özel Temsilcisi Martin Kobler'in mutabakat hükümetinin oluşturulması çabaları karşısında sergilenen muhalif tavrı cesaretlendirdi." dedi.

Bayu, ülkenin doğusunda ilan edilmesi muhtemel bağımsız bir otoritenin tüm dünya tarafından tanınmasının an meselesi olduğunu öne sürerek, "Eğer Hafter, UMH'ye yönelik isyancı tavrını devam ettirir ve bu süreçte Bingazi ele geçirilerek başkent ilan edilirse ya da Sirte'den güneye uzanan petrol yatakları ile kuzeyde petrol ikmal hatları ve rafineleri ele geçirilirse Tobruk'taki Temsilciler Meclisi'nin ülkenin doğusunda ilan edeceği bağımsızlık tüm dünya tarafından tereddüt edilmeksizin tanınır. Ayrıca siyasi kesimler arasında uzlaşı sağlanamaması ve dış müdahalenin varlığının devam etmesi durumunda ülkedeki siyasi kriz sona ermeyecek. Libya'da mevcut siyasi konjonktür dış müdahaleden uzak sadece Libyalılardan oluşan bir diyalog ihtimalini yitirmiş durumda" diye konuştu.

Ancak Libyalı siyasi analist Yasin Hüseyin Hattab ise şu an için Libya'da Sisi'nin Muhammed Mursi'yi görevden uzaklaştıran Yüksek Askeri Konsey'e benzer "kurtarıcı askeri konsey" ilan etmesinin uzak bir ihtimal olduğunu belirtti.

Hattab, ayrılık yanlısı gruplar ve bölgesel yönetimlerin, ülkede yaşanan başarısızlıkları beslediğini ifade ederek, "Devlet kurumlarının yokluğunda ülkede silaha sahip olan taraf, güç ve nüfuzu da elinde bulunduruyor. Silah ve diyalog yoluyla çözüme inanmayan güçler, ayrılık ve federalizm yanlılarının elinde" şeklinde konuştu.

UMH'nin karşılaştığı engellerin, güvenoyu alamaması ve Abdullah es-Sini başkanlığındaki Geçici Hükümet'in itirazlarıyla sınırlı olmadığına dikkati çeken araştırmacı Ömer Abdulaziz ise "Söz konusu sorunlar arasında, devlet otoritesinin doğu bölgesinde yeniden nasıl sağlanacağı ile mevcut üç hükümet arasında bölünmüşlük durumunun sona erdirilmesi de yer alıyor." dedi.

Abdulaziz, UMH'nin tek dayanağının kendisine sağlanan dış destek olduğu gözönüne alındığında doğu bölgesinde denetimin yeniden sağlamasının "zor" olduğuna dikkati çekerek, "Libya'daki siyasi krizin derinliğinin, ülkeyi böldüğü ve UMH Başkabakanı Fayiz es-Sirac'ın mütevazi siyaset tecrübesini aştığını" ifade etti. Sirac'ın Hafter karşısındaki "net olmayan tutumunu" eleştiren Abdulaziz, bu durumun çevresindeki siyasi gruplarda güvensizlik meydana getirdiğini belirtti.

-"UMH krizi derinleştirdi"

Libya uzmanı Cezayirli araştırmacı Rıda Buzra ise Sirac başkanlığındaki UMH'nin ülkedeki krizi daha da derinleştirdiğini savunarak, "UMH'nin kurulması, zaten karışık olan siyaset sahnesine üçüncü bir aktör ekledi. Yasama ve yürütme yetkisine sahip olan bu aktör ayrıca yeni bir ordu oluşturma çabası içinde. Yasama ve yürütme yetkisine haiz iki hükümet ile sahada çatışan iki orduya şimdi de UMH eklendi." dedi.

Libya'da Halife Hafter karşıtı silahlı güçleri "silahlı devrim" şeklinde nitelendiren Buzra, "Bu devrimle, General Hafter'i destekleyen uluslararası ve bölgesel güçlerin hesapları bozuldu. Söz konusu güçler, kendi çıkarlarını güvence altına almak için ülkedeki krizi siyasi değil askeri yollarla çözmeyi hedefliyordu" şeklinde konuştu.

Buzra, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fransa gibi ülkelerin, mutabakat hükümetine güvenoyu vermeyen Tobruk'taki Temsilciler Meclisi ile Sini hükümetine verdiği desteğe dikkati çekerek, "BM yetkilisi Kobler'in durumu kontrol altına alma konusunda başarısız olması halinde Libya'da iç savaş patlak verebilir." ifadesini kullandı.

Libya'daki anlaşmazlık ve bölünmüşlüğün tırmanmasında Kobler'in rol aldığını öne süre Buzra, şunları söyledi:

"Kobler, herkesin üzerinde mutabık olduğu 'sadece Libyalılar arasında sağlanacak diyalog seçeneğini', krizin çözümü için referans addettiği Suheyrat Anlaşması'yla ortadan kaldırmış oldu. Libyalı taraflar arasındaki diyalog, Tunus'ta 5 Aralık 2015'te varılan anlaşma ile başarıya ulaşıyordu. Bu anlaşama tasarısı Kobler'in selefi Bernardino Leon tarafından henüz doğmadan öldürüldü."

Tobruk'taki Temsilciler Meclisi ile Trablus'taki MGK heyetleri, 5 Aralık 2015'te Tunus'ta "Libya'daki siyasi krizin çözümü için ulusal anlaşma girişimi" imzalamıştı. Söz konusu anlaşma, Libya krizinin, herhangi bir dış müdahaleden uzak iç uzlaşı yoluyla çözülmesini hedefliyordu.

- "Hafter'in Sirte'de tek başına zafer kazanması uzak ihtimal"

Siyasi gözlemci ve uzmanlar Sirte kentinin Libya'daki çatışmaların seyri konusunda kritik bir önemi olduğunu ve bu kentte kazanılacak zaferin ülke yönetiminde hakim olacak gücü belirleyeceğini ifade ediyor.

Sirte'yi terör örgütü DAEŞ'ten kurtarmayı başarması durumunda Hafter'in Libya'nın tümünde egemenliğinin önünü açacak bir halk kahramanı olacağını dile getiren siyasi analist Hattab, "Mısır ve Ürdün'ün sağladığı istihbaratın yanı sıra BAE'nin verdiği sınırsız askeri ve mali desteğe rağmen Hafter şu ana kadar Bingazi'nin kontrolünü sağlayamadı. Bingazi'deki başarısızlık gözönüne alınırsa Hafter'in Sirte'de tek başına zafer kazanması uzak bir ihtimal." diye konuştu.

Libyalı araştırmacı Abdulaziz de herkesin elindeki son kartın Sirte olduğu konusunda benzer görüşler dile getirerek, şunları söyledi:

"Sirte, ülkedeki çatışmaların gidişatını belirleyecek ve galip olan tarafa ülke yönetimine giden yolu açacak. Hafter'in Sirte'de başarısız olması durumunda kendisine ait birlikler, ülkenin doğu sınırında sıkışacak ve meşruiyet kazanacak olan mutabakat hükümetinin dışında kalması anlamına geliyor."

-Libya'da DAEŞ varlığı

Libya'da 2015 başından bu yana varlık gösteren DAEŞ'in, 13 Şubat'ta Sirte kentinde Mısırlı 21 Hristiyanın infaz edildiği videoyu yayınlayarak örgütün bölgedeki etkinliğini tüm dünyaya ilan ettiği belirtiliyor. DAEŞ, Trablus merkezli Milli Genel Kongre'ye bağlı 166'ncı Tugay'ın Mayıs 2015'te Sirte'den çekilmesinden bu yana kentin kontrolünü elinde bulunduruyor.

DAEŞ'in bölgedeki varlığının üzerinden bir yıldan fazla süre geçmesine rağmen sahada örgüte karşı ciddi bir adım atmayan Tobruk ve Trablus merkezli hükümetler, sadece birkaç hafta önce terör örgütünün Sirte'den çıkarılması için kendilerine ait askeri birlikleri bölgeye gönderdi.

Gözlemciler, iki hükümetin de terör örgütü DAEŞ'le mücadeleye yönelik istekli tavrını, "batının lojistik desteğini kazanma çabası" şeklinde yorumluyor.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.