Flaş Haber
Kapat

Kardeşlik Buluşmaları Mardin Konferansı

Kardeşlik Buluşmaları Mardin Konferansı

Kardeşlik Buluşmaları Mardin Konferansı

Kardeşlik Buluşmaları Mardin Konferansı

05 Şubat 2016 Cuma 10:12
Kardeşlik Buluşmaları Mardin Konferansı

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Bir ümidimiz varsa, bir iddiamız varsa, Sultan Alparslan'ın, bir Türk sultanının ordusundaki bir Kürt'ün, Sultan Selahaddin'in ordusundaki bir Türk'ün omuz omuza vermesiyle bu tarihi yeniden inşa ederiz. Kim bizi ayıracaksa bilsin ki, her birimiz Alparslan, her birimiz Selahaddin Eyyubiyiz" dedi.

Başbakan Davutoğlu Artuklu Üniversitesinde düzenlenen "Kardeşlik Buluşmaları Mardin Konferansı"nda yaptığı konuşmada, "Bir anahtardır Mardin, medeniyetimize girmek için" ifadesini kullanarak, bunu anlamayanların bilmeyeceğini, kendilerinin şehirlere, toprağa, insana olan aşkını bilmeyenlerin bunu anlayamayacağını bildirdi.

Mardin örneğinde ve bölge, ülke örneğinde iki tarihi çatışmanın, birleştirenler ve parçalayanların buralarda yaşadığını belirten Davutoğlu, "Birleştirici ruh ile hareket edenler ve birleşen her şeyi parçalayıp tahrip etmek için tarihe barbarca bir yaklaşım sergileyenler. Bakınız Mardin, Hazreti Ömer tarafından fethedildi. Hazreti Ömer o dönemde büyük medeniyet merkezleri olan Mısır'ı, Irak'ı, bütün Irak birikimini, İran'ı, Medine'nin ruhuyla buluşturmuştu. Medine'nin ruhu, eşitlik ruhuydu. Veda Hutbesi'nde Hazreti Peygamberin 'Arabın Aceme üstünlüğü yok' derken kastettiği, insanların Adem'in çocukları olarak, Milleti İbrahim olarak bir diğerine eşit olduğu ruhuydu" diye konuştu.

Bugün Ortadoğu coğrafyası diye İslam kimlikli bir coğrafyadan bahsedilmesinin Hazreti Ömer'in döneminde fethedilen Mardin'ne de yansıyan birleştirici ruhun eseri olduğunu ifade eden Davutoğlu, "Sonra çatışmalar, gerilimler yaşandı, bir birleştirici ruha daha ihtiyaç hissedildiğinde Sultan Alparslan'ın ordusunda Malazgirt'te, Anadolu'nun bütün halkları, bütün kavimleri, yeni bir aşkla buluştu ve Mardin'de bin yıllık bu coğrafyadaki tarihimizin Mezopotamya ile Anadolu'yu birleştiren ruhu orada meşale haline dönüştü. O orduda Türkler, Kürtler, Araplar vardı, yerel halklar vardı, hatta adalet arayan Ermeniler ve diğer Anadolu halkları vardı. Bu birleştirici ruh, bugün Anadolu kültürü dediğimiz ve harmanlandığımız büyük beşiği birlikte kurdu" değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Davutoğlu, Anadolu'yu parçalamak için daha sonra Haçlıların geldiğini, parçaladıklarını, dağıttıklarını düşündükleri anda bir başka ruh olan Selahattini Eyyubi'nin ruhunun harekete geçtiğini dile getirdi.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Alparslan'ın ordusunda bir Kürt olmak ile Selahaddin Eyyubi'nin ordusunda bir Türk olmak arasında bir fark var mı? Ben bugün, Bakanlar Kuruluna baktığımda, toplantıyı açtığımda Besmele ile hep hamdederim, ben bir Türkmen aşireti çocuğuyum, Alparslan'ın ordusundaki Kürtler ile beraber, bu medeniyetin kuruluşu için girmiş kavimlerden biri. Sol tarafımda bir Mezopotamya çocuğu, bir Kürt çocuğu oturur, Mehmet Şimşek Başbakan Yardımcımız. Sağ tarafımda Karadeniz'den bir başka vatan evladı, Numan Kurtulmuş, tek tek Bakanlar Kurulunu saymayım. Ama en uç noktada Batı Trakya'dan, Rumeli'den gelen bir Rumeli çocuğu, Mehmet Müezzinoğlu Sağlık Bakanımız. Baktığımda Bakanlar Kuruluna hamdederek diyorum ki; hamdolsun ki, bu toplulukta Mezopotamya çocukları, Anadolu çocukları, Kafkas çocukları, Balkan çocukları birleşti. İşte Türkiye, işte Türkiye harmanı bu. Bir ümidimiz varsa, bir iddiamız varsa, Sultan Alparslan'ın bir Türk sultanının ordusundaki bir Kürt'ün, Sultan Selahaddin'in ordusundaki bir Türkün omuz omuza vermesiyle bu tarihi yeniden inşa ederiz. Kim bizi ayıracaksa bilsin ki, her birimiz Alparslan, her birimiz Selahaddin Eyyubiyiz."

- "İstanbul'un birleştirici ruhu dimdik ayakta durdu"

Haçlılar'dan sonra Anadolu'yu parçalamak için Moğolların geldiğini, Mezopotamya'yı yakıp yıktıklarını hatırlatan Davutoğlu, şunları ifade etti:

"Birleştirici bir ruha ihtiyaç vardı. Söğüt'ten Osmanlı ruhu tecelli etti. Bir batı Anadolu, Rumeli devleti gibi doğan Söğüt'ten, Bursa'ya, Edirne'ye, İstanbul'a ve oradan tabiki Üsküp'e, Saray Bosna'ya doğru büyüyen bir devlet Sultan Selim Han ile İdris-i Bitlisi ile birlikte bir Ortadoğu İslam bütünlüğünü sağlayan devlet haline dönüştü. Sultan Selim'in ordusunda İdris-i Bitlisi olmak da Türk-Kürt kardeşliğinin birleştirici gücüydü. Bugün yaptıkları, yıktıkları tarumar etmeye çalıştıkları Fatih Paşa Camii'nin banisi de bütün bu coğrafyayı fetheden ve İstanbul'u Bağdat ile İstanbul'u Kudüsle, İstanbul'u Medinei Münevvere ile buluşturan, Mardin'i ve bütün bu şehirleri muazzez ve merkez kılan Sultan Selim Han'ın yanındaki bir Kürt İdris-i Bitlisi ve bir Türk Fatih Paşaydılar. El ele verdiler, biliniz ki, bugün Diyarbakır'da Fatih Paşa Camii'ne saldıran, onu yakanlar işte bu kardeşliği hedef aldılar. Biz de buradan diyoruz ki, her birimiz Fatih Paşa, her birimiz İdris-i Bitlisiyiz.

Bütün bir Balkanlar, Kafkaslar ve Akdeniz, Karadeniz, Hazar, Kuzey Afrika tek bir düzen altında birleşip bizim kadim medeniyetimizin egemenlik asırlarını kurduktan sonra yaklaşık 400 yıl bu topraklar bir bütün olarak yaşadı. Parçalayamadılar, bölemediler, çünkü İstanbul'dan, Dersaadet'ten yükselen bir irade vardı."

Davutoğlu, 400 yıl, doğudan ve batıdan, kuzeyden ve güneyden gelen her tehdide karşı aynı birleştirici ruhla dimdik durduklarını bildirdi. Davutoğlu, "Bu sefer başka bir parçalayıcı güç girdi, Haçlılardan, Moğollardan sonra, sömürgeciler. 1798'de Napolyon, Mısır'a girdiğinde kalbimize sömürgeciliğin ilk hançeri saplanmıştı, o günden bugüne Mardin'in birleştirici ruhu, Diyarbakır'ın birleştirici ruhu, İstanbul'un birleştirici ruhu sömürgecilerin ve onların piyonlarının parçalayıcı ruhuna karşı dimdik ayakta durdu" diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, bu senenin bir yüzyılın muhasebesi anlamında önemli bir yıl dönümü olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Bu sene Kut'ül Amare'nin yüzüncü yılı. Tarihimizde Çanakkale Savaşı'nı biliriz, övünürüz. Sarıkamış'ı biliriz, Yemen'i biliriz, Kut'ül Amare'yi çok azımız biliriz. Kut'ül Amare, şu anda Irak'ta, Kut şehri yakınıdır, bu savaşta Ortadoğu'nun bütün halkları, 1916 yılında Bağdat'a doğru ilerleyen sömürgeci güçlere karşı son direnişi yaptılar, son büyük zaferi kazandılar. Bu orduda Araplar, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Keldaniler, Sünniler, Şiiler hep beraber savaştılar. Tarihi rivayeti aktaranlar, denir ki, son direniş olduğu bilinciyle hepsi ayaklarını yerlere, kazıklara bağlayarak şehit olana kadar yan yana savaştılar. Ortadoğu'nun sömürgecilere ve dış güçlere karşı bir bütünlük içinde verdiği son savaştı. Sömürgeciler orada büyük bir yenilgiye uğratıldı. En zor zamanımızda, en zayıf zamanımızda dahi eğer biz, Türkler, Kürtler, Araplar, Sünniler, Şiiler, Müslümanlar, Hristiyanlar, bu Mezopotamya'nın kadim halkları omuz omuza verirsek 7 düveli yeneceğimizi Kut'ül Amare'de gösterdik, yüzyıl geçti."

(Sürecek)


Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.