İstanbul Barosu terörü lanetledi

İSTANBUL Barosu Başkanlığı, Beyoğlu’da meydana gelen terör olayı üzerine, terörle mücadele konusundaki yazılı basın açıklaması yayınladı.

İstanbul Barosu terörü lanetledi

İSTANBUL Barosu Başkanlığı, Beyoğlu’da meydana gelen terör olayı üzerine, terörle mücadele konusundaki yazılı basın açıklaması yayınladı.

21 Mart 2016 Pazartesi 11:14
42 Okunma
İstanbul Barosu terörü lanetledi

İSTANBUL Barosu Başkanlığı, Beyoğlu'da meydana gelen terör olayı üzerine, terörle mücadele konusundaki yazılı basın açıklaması yayınladı. "Türkiye terörle teslim alınabilecek; teröre, onun planlayıcılarına, tetikçilerine, taşeronlarına ve destekçilerine boyun eğecek bir ülke değildir. Terörle yaşamaya alışacak bir ülke hiç değildir. Onu bertaraf edecek güç ve birikime sahiptir." ifadeleriyle başlayan açıklama şöyle:

"Teröre verilecek en doğru yanıt, kaygı ve karamsarlığa kapılmaksızın, devlet aklı ile ve soğukkanlılıkla, aynı zamanda hukuk devletinden, temel hak ve özgürlüklerden de ödün vermeksizin ulusal bütünlük ve dayanışma içinde kararlı bir mücadeledir.

Son dönemde ülkemizde artan terör olayları ve saldırıları, toplumda haklı bir infial ve kaygı yaratmaktadır. Bu çerçevede, terörün amacına ulaşamaması, ülkemizin bu zor günlerden kurtulabilmesi adına bazı hususların, olası tehlikelerin, demokratik hukuk devletinin gerekleri bakımından bazı uyarılarımızın, bir hukuk kurumu olarak kamuoyuna açıklanması zorunlu görülmüştür:

1) Terör; cebir, şiddet, yıldırma, sindirme, korkutma yöntemlerini kullanarak toplumda karamsarlık ve tedirginlik yaratmaya ve böylelikle amaçlarına ulaşmaya çalışan vahşi, insanlık dışı bir yöntemdir. Bu yönüyle de hukuk devletinin, demokrasinin, hak ve özgürlüklerin, toplumsal yaşamın, birlik ve beraberliğin, kardeşliğin en büyük düşmanıdır.

2) Bu nedenle, kaynağı, kimliği, amacı ne olursa olsun tüm terör hareketleri ve eylemleri açık ve güçlü şekilde lanetlenmeli ve reddedilmeli; terörle kararlılıkla mücadele edilmelidir. Bu açıdan terörle, teröristle, terör örgütü veya örgütleriyle müzakere etmenin, bu örgütleri ve terör hareketlerini güçlendirmekten, onlara cesaret ve cüret kazandırmaktan öteye gidemeyeceğinin anlaşılmış olduğunu ummaktayız.

3) Hiç bir konum veya sıfat, hiç bir kişi veya kuruluşa terörü meşrulaştırma, övme veya destekleme hakkı vermez. Bu davranış tarzı, hukuk devletinin ve demokrasinin bir parçası ve gereği olmadığı gibi, bir hak ve özgürlük de sayılamaz.

4) Bu mücadelede İstanbul Barosu olarak geleneksel milli duruşumuz kapsamında devletimizin, milletimizin yanındayız ve olmaya devam edeceğiz. Ne denli güçlü olurlarsa olsunlar hükümetler, siyasi iktidarlar, kişiler, gelip geçici, devlet ve millet kalıcıdır. Terörle mücadele, devletin asli görevi ve hakkı olduğu gibi hukuk devletinin ve demokrasinin, hak ve özgürlüklerin korunmasının da bir gereğidir. Unutulmamalıdır ki tüm hak ve özgürlüklerin kullanılabilmesinin temelinde yaşam hakkı, vücut bütünlüğü ve güvenlik içinde yaşama hakkı vardır. Terör ve kaos hukuk devletinin düşmanıdır.

5) Bununla birlikte bir hukuk kurumu olarak, demokratik bir hukuk devletinde yaşama ihtiyaç ve isteği doğrultusunda, şu hususlardaki kaygı ve beklentilerimizi de belirtme görevimiz bulunmaktadır:

Terörle mücadele, elbette ki toplumsal-ulusal bir sorun, bir devlet ve demokrasi sorunudur. Ancak bu hususta birincil sorumluluk ve görev siyasi iktidara aittir. Bu, iktidar olmanın bir gereği ve sonucudur. Şu halde:

a) Bu sorumluluk; sadece kınama, lanetleme, yasal değişiklik talepleri ve benzeri bahanelerle giderilemez. Bu açıdan siyasi iktidarın ve onun bir parçası ve hatta başı gibi hareket eden Cumhurbaşkanının; ülkeyi geren, toplumu ayrıştıran, kutuplaştıran, hakaret derecesine varacak şekilde azarlayan, hedef gösteren veya hedef saptıran, alt kimliklere dayalı ayrıştırıcı eylem ve söylemlerinden, politikalarından vazgeçmesi gerekmektedir. Gerçekten terörle mücadele bakımından gerekli olan birlik ve beraberlik söylemlerinin, sadece terör saldırılarının ardından değil, bunun dışında da dile getirilmesi ve fiilen yaşama geçirilmesi şarttır. Siyasi iktidar mensuplarının, eleştirilere daha tahammüllü olması, hoşgörü göstermesi konumlarının ve hukukun gereğidir. Aksi durum terörle mücadelede zafiyet yaratacaktır.

b) Bu çerçevede, herkesin alt kimliklere dayalı politika ve söylemlere son vererek ortak bir aidiyet duygusunun temeli olan ulus olma bilincini öne çıkarması gerekir.

c) Siyasi iktidarın yurtta barışı tehdit eden bu politikalarının yanı sıra, dünyada barış ilkesine aykırı olarak izlediği siyasetlerden de vazgeçmesi gereklidir. Bu bağlamda, Türkiye'nin komşularıyla barış ve dostluğa dayalı ilişkilerini ve itibarını zedeleyen; yoğun bir göçe dayalı olarak sosyal dokusunu bozarak terör örgütlerinin ve yabancı istihbarat ajanlarının faaliyetlerine zemin hazırlayan bütün siyasetlerden dönmesi şarttır. Bunun yerini, ulusal çıkarlardan asla taviz verilmeyecek şekilde, geleneksel yurtta sulh, cihanda sulh politikası almalıdır. Komşu ülkelerin toprak bütünlüğünün tartışmaya açılması, Türkiye'nin toprak bütünlüğünün tartışmaya açılması anlamına geleceği gibi, Ortadoğu'daki şiddet ve terörün ülkemize ithali sonucunu da doğurmaktadır.

d) Başta emniyet ve istihbarat olmak üzere, yaşamsal öneme sahip kurumlarda liyakatin yerini sadakat almıştır. Bilgi ve deneyimin bir yana bırakılarak partizan atama ve kadrolaşmaların bir istihbarat ve emniyet zafiyeti yarattığı açıktır.

e) Güvenlik güçlerinin, milletin ve devletin parçası olduğunu unutması, iktidarın bir parçasıymış gibi, yurttaşlara orantısız güç ve şiddet uygulaması da terörle mücadeleye hizmet eden bir tutum olmamaktadır.

f) Hiç bir kişi veya kurum, terörü bir siyasi rant aracı, siyaset biçimi olarak görmemeli ve bundan siyasetine yarar devşirme gayretine girmemelidir.

6) Terörle ve terör örgütleri ile kararlılıkla mücadele edilirken, bu mücadelenin demokratik hukuk devleti ilke ve kuralları çerçevesinde yapılması, hak ve özgürlüklerin özüne dokunulmaksızın tüm önlem, düzenleme ve uygulamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması zorunludur. Bu açıdan terör olayları ve terörle mücadele, hiç bir siyasi iktidara daha baskıcı bir yönetim oluşturmak, başta ifade, eleştiri, basın özgürlükleri ve hukuk güvenliği olmak üzere tüm hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmak, bu hak ve özgürlüklerin özüne dokunmak, ölçüsüz bir biçimde daraltmak, kullanılamaz hale getirmek hususunda bir bahane veya mazeret oluşturamaz. Aksine böylesi bir uygulama, zaten hukuk devletinin, temel hak ve özgürlüklerin düşmanı olan terörün amacına hizmet etmekten öte bir işlev görmeyeceği gibi, toplumsal gerilimi büsbütün artıracak, zaten ciddi bir tehdit altındaki hukuk güvenliğini ortadan kaldıracaktır. Terörün asıl panzehiri, yapılacak kararlı mücadelenin hukuk devletini, onun ayrılmaz parçası olan temel hak ve özgürlükleri alabildiğince koruyarak gerçekleştirmek, ulusal bir sorun olan terörü siyasi amaç ve beklentilere alet etmemektir. Tüm kişi veya kurumlarla kavga etmek, baskıyı artırmak da terörle mücadeleye hizmet etmemekte, aksine iç barışı bozarak teröre daha fazla yeşereceği bir zemin oluşturmaktadır.

7) Bu çerçevede belirtmek isteriz ki, elbette terörle mücadele bakımından mevzuatta gerekli düzenleme veya değişiklikler yapılabilir. Ancak siyasi iktidarın, sorumluluğundan kurtulmak adına gelinen noktadaki zafiyetini sadece Terörle Mücadele Kanununa, terör tanımına, ilgili mevzuata yıkarak; o arada başta ifade özgürlüğü olmak üzere her türlü eylem ve söylemi "terör" kapsamına alarak, siyaseten kendisini rahatlatma, daha baskıcı bir yönetime imkan sağlama eğilimi kabul edilemez. Siyasi iktidarın bugüne dek sergilediği tutum, bu hususta ciddi ve haklı bir şüphe oluşturmaktadır. Tarih, bu tür davranışların siyasi iktidarlara da bir yarar getirmeyeceğinin örnekleriyle doludur.

8) Siyasi iktidar için önemli olan, partisel veya kişisel çıkarlar olmamalıdır. Önemli olanan Türkiye'nin çıkarları olduğu, herkesin aynı gemide olduğu ve Türkiye adlı bu geminin batması durumunda kimsenin kurtulamayacağı, hiç bir oy oranının bir siyasi iktidara sonsuz ve sınırsız bir yetki vermeyeceği, milletin sadece kendisine oy verenlerden ibaret olmadığı, iktidarın meşruiyetinin sadece seçim ve oy oranına bağlı olmayıp, aynı zamanda Anayasa'ya, hukuka, yargısal denetime tabi olmaktan ve bunlara saygı göstermekten kaynaklandığı gerçeğini bir an önce kavraması gerelidir.

9) Aynı şekilde, siyasi iktidar yetkilileri ve cumhurbaşkanının, esasen Anayasanın 138.maddesine aykırı ve suç oluşturacak şekilde, yargıya yönelik emir, tavsiye, telkin, talimat oluşturan söylemleri ve bu söylemlere bağlı olarak başta tutuklama müessesesi olmak üzere yargının bu doğrultuda harekete geçtiği yönündeki güçlü algı ve izlenim de haklı kaygı yaratan bir başka husustur. Özellikle nesnel bir amaç ve temele dayanmaksızın oluşturulan Sulh Ceza Mahkemelerinin yapısı, bugüne kadarki uygulamaları ile HSYK ve yargının genel işleyişi, siyasi iktidarın bir parçası ya da organı gibi hareket etmesi, kaygımızı büsbütün artırmaktadır. Hukuk güvenliğini tehdit edip yok eden, yargıya ve adalete olan güveni sarsan bu yapı, hukuk devleti, dolayısıyla demokrasi bakımından en az terör kadar tahrip edici bir durumdur.

10) Sonuç olarak terörle mücadele, sadece lanetlemek ve başsağlığı dilemek, günlük politikalarla hareket etmek, herkesi azarlamak, muhtarlara şikayet söylemekle başarılacak bir durum olmayıp, siyasi amaç ve beklentilerden ari bir devlet aklını, kararlı bir duruş ve mücadeleyi, doğru politikalara, birleştirici bir söylem ve yaklaşımı gereksindirmektedir. Bu hususta başta yetkili kişi ve kurumlar olmak üzere herkesin eylem ve söylemlerine dikkat etmesi zorunludur.

11) Tüm provokasyonlara, bu yönde gayret ve planlamalara karşın Türkiye bir kardeş kavgasına sürüklenmeyecek, birlik ve beraberliğini, kardeşliğini, millet olma bilincini muhafaza ederek, bu emperyalist oyunu bozacaktır. Millet olmak; salt aynı soydan veya boydan gelmekten çok, aynı yoldan gelmek, aynı yolda yürümek, ortak bir geçmiş ve geleceğe, kadere, kedere, sevince sahip olmaktır.

Türkiye terörle teslim alınabilecek; teröre, onun planlayıcılarına, tetikçilerine, taşeronlarına ve destekçilerine boyun eğecek bir ülke değildir. Terörle yaşamaya alışacak bir ülke hiç değildir ve asla alışmayacaktır. Alışmak, kabullenmektir. Hiçbir zaman kabullenmeyecektir. Aksine tarihte de gösterdiği gibi arkasında ne denli büyük güçler olursa olsun, bunu bertaraf edecek, bu günleri atlatarak güzel bir geleceği kuracak güce ve birikime sahip, büyük bir ülke ve devlettir. Asıl alışmamız gereken, soğukkanlılığımızı yitirmeden, söylentilere aldırmadan, paniğe ve karamsarlığa kapılmadan, hukuk devleti ve demokrasiden, Anayasamızın ilk dört maddesindeki niteliklerden ve yapıdan ödün vermeksizin, tarihimizden ve değerlerimizden güç alarak ortak bir akıl ve kenetlenmiş bir ruhla, teröre kararlılıkla karşı durmaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Ulu Önder'in deyimiyle onu kuran "Türkiye Halkı"nı ifade eden Türk milleti, bu güç ve birikime, gerektiğinde bunu yapamayanların yerine yapacak olanları belirleyecek olgunluğa ve ferasete fazlasıyla sahiptir.

Bu kara ve sıkıntılı günleri aşarak "güzel ve güneşli günler göreceğimizden" kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur."

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.