'Göç, İnsan, Adalet Sempozyumu'

'Göç, İnsan, Adalet Sempozyumu'

'Göç, İnsan, Adalet Sempozyumu'

'Göç, İnsan, Adalet Sempozyumu'

25 Nisan 2016 Pazartesi 16:05
'Göç, İnsan, Adalet Sempozyumu'
Yazar Alev Alatlı, Suriye'deki iç savaş nedeniyle yaşanan mülteci krizine ilişkin, "Kimse keyfinden kalkıp Avrupa'ya gitmiyor. Avrupa'nın bugüne kadar dile gelen adaletini, zenginliğini paylaşmaya gitmiyor. Bu insanlar zorlanıyor ve bu insanları zorlayan neresinden bakarsanız bakın, bu dünyanın içindeki turbo kapitalist düzendir, petroldür." dedi.

Alatlı, Yargıda Birlik Derneği'nce Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen "Göç, İnsan, Adalet Sempozyumu" kapsamında düzenlenen ve gazeteci-yazar Avni Özgürel'in oturum başkanlığını yürüttüğü oturumda konuştu.

Suriye'den Türkiye'ye gelen mültecilerin göç amacıyla ülkelerini terk etmediklerini dile getiren Alatlı, "Bu göç değil, bu zorunlu göç yani tehcirdir. Şu anda yaşadığımız budur. Göç ve tehcir arasında çok büyük bir fark vardır." dedi.

Alatlı, bunun önemli bir fark olduğunu ve altının çizilmesi gerektiğini dile getirerek, şöyle devam etti:

"Kimse keyfinden kalkıp Avrupa'ya gitmiyor. Avrupa'nın bugüne kadar dile gelen adaletini, zenginliğini paylaşmaya gitmiyor. Bu insanlar zorlanıyor ve bu insanları zorlayan neresinden bakarsanız bakın, bu dünyanın içindeki turbo kapitalist düzendir, petroldür. İkincisi bazı arkadaşlar konuşmalarında Bulgaristan göçmenlerinden bahsetti. Bulgaristan dediğiniz göçmenler biziz. Yani, Karaman'dan oraya giden Evladı Fatihanız ve ondan sonra geriye de bir tür sığınmacı, mülteci türünden kelimelerle nitelendirilenleriz. Gördüğüm şey şu, biz bunu mülteci, sığınmacı demekten kaçınır, göç romantizmine adeta büründürürsek bu insanların ne hakları, ne hukukları, ne olayları başlatan nedenler, ne güney sınırımızın altında yaşanan vahşetin elinden tutamayacağız. Eğer yasalardan bahsedeceksek bunu lütfen Birleşmiş Milletler'den aşağı kadar götürelim. İlticadır, sığınmadır, tehcirdir. Makedon göçmeniyim. Biliyor musunuz biz kaç milyon geri gelmek zorunda kaldık? Zannediyor musunuz ki Vardar Ovası'nı bırakıp da Konya bozkırına sevinerek göçtük? Öyle bir şey yok. Tehcir edildik, yerimizi, yurdumuzu kaybettik. Getirildik, buraya oturtulduk. Zorunlu tehcire uğrayanları, Ermeni tehcirini vesaireyi bir anda söz konusu yaparken bu taraftaki tehciri görmeyen bir Batı'ya kendi adıma saygımı hızla kaybediyorum ama şunu söyleyeyim, eğer biz de kelimelere sadık kalıp Türkçe'ye sadık kalıp konuşmazsak bir süre sonra bu kadar zulme uğramış insanı korkarım turnalarla karıştırıyor olacağız. Bu göç başka bir şey."

- "Türkiye sınırına yığılana kadar her türlü öldürme ve eziyet yapılıyor"

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı da bugünkü göçlerin mahiyetinin farklı olduğunu belirterek, "Bizim imparatorluğumuz parçalandı. O imparatorluğun bilhassa Balkanlar kısmına yerleşen Türkler buraya sığınmak zorunda kaldı. Türklerle birlikte ikinci kere Yahudiler de geldiler. Çünkü yeni kurulan Hristiyan devletlerle kendilerini mutlu ve emin hissetmediler." dedi.

Ortaylı, Suriye'deki iç savaş nedeniyle ülkelerini terk ederek, başka ülkelere sığınan insanların başlattığı göçün yeni bir akım olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

"3 milyon kadar insan olduğu söyleniyor. Bunun problemleri var. Bunların içinde bir müşterek taraf söz konusu. Artık Suriye'yi kozmopolit bir devlet olarak idare etmek kabiliyetini kaybeden bir klik var karşımızda. Yani benim gençliğimdeki Suriye rengarenk bir ülkeydi, arada bir balans vardı. Gelen hükümetler darbeci olsalar bile bu balansa, dengeye dikkat ediyorlardı. Maalesef baba, oğul kliği bu dengeyi yok etmiştir. Artık şuna da karar vermişlerdir. Biz bu çiftlikte oturacaksak, bunların bir kısmı gitmeli. Düpedüz sürülmektedir insanlar. Onun için adı deportasyondur. Türkiye sınırına yığılana kadar her türlü öldürme ve eziyet yapılıyor. Sınırdan geçmelerini günlerce bekliyorlar. Mühim olan buradan çıksınlar. Suriye bundan sonra var olacak ama eski Suriye olmayacak. Hatta idare eden klik de bir müddet daha olacak ama bundan sonra bu cumhuriyet bir Nusrayri ve uyuşabildiği ölçüde Hristiyanların cumhuriyeti olacak. Burada artık belirli bir güruhun yeri yok. Bunun içine Suriye'nin Arapları, Türkmenleri ve Kürtleri dahil."

Türk tarihimizde böyle bir olayla ilk defa karşılaşıldığını, Türklerin Araplarla ilk defa ani bir temas karşısında bulunduğunu dile getiren Ortaylı, "Bu akımı akıllıca hareket edersek, devlet geleneğimize uygun şekilde faydalı sonuçlar da alınabilir." ifadelerini kullandı.

Ortaylı, Suriye'den Türkiye'ye gelenler arasında ülkenin ticaret ve sanayi hayatına girmeye hazır bir kitle de bulunduğunu vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yeni bir vatandaş kitlesi kazanacağız. Bunların ruhu çok aydınlık. Bunların içinde bize hiç intibak edemeyenler de olacak. Maalesef samimi konuşmak zorundayım. Avrupa Birliği ile yapılan anlaşma yanlıştır. Bunun çok vahim sonuçları olur. Gittiği yerden zorla getirilen insanlar burada tıpkı Lübnan'daki Filistinlilerin fonksiyonuna dönüşebilirler. Geleceğin terörü çıkabilir. Bu çok yanlış bir politikadır. Bir şekilde bu kararın düzeltilmesi lazım. Burada oturan burada oturur, kimse zorla verdiğini almak zorunda değiliz. Türkiye gönlü kırgın insanların rezervi olamaz."

İlber Ortaylı, "Birleşmiş Milletler'in göç haritaları ve bu haritalarından nüfusa sadakat prensibi de palavradan ibarettir. Güya iki tane zayıf ülkenin etnik haritasının değişmesine müdahale ediyorlar. Peki Çin'in Sincan'da yaptığını niye görmezden geliyorsunuz? Yani bir ülke Güvenlik Konseyi Üyesi ise her haltı yapabilir. Yoksa hesabı sorulur böyle. Bunlar kabul edilir politikalar değildir. 20. yüzyıldan vazgeçin 19. yüzyılın insanlık anlayışıyla bile bağdaşmaz. Bu göçün içerisinde fevkalade rahatsız edici derece, problem yaratıcı derece etnik farklılıklar da görünmektedir. Bu nüfusun dönmeyeceğini bilmeliyiz. İstese de dönemez. Çünkü geleceğin Suriye'sinin coğrafyası çok farklı olacak. Hiçbirisinin Türkiye'ye giden kitleyi almaya isteği ve kabiliyeti yok." değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği'nin uzmanlarının çoğunun vatandaşlık, yurttaşlık ve etnik problem konularında insanı tatmin edecek bir bilgiye sahip olmadıklarına dikkati çeken Ortaylı, "Tavsiyelerde bulunuyorlar. Bu tavsiyeler devlet arası dayatma sistemi haline dönüşüyor. Ondan sonra hır çıkıyor. Bizim bu konularda kendi politikalarımızı geliştirmemiz şart." düşüncelerini aktardı.

- "Bu sorun son derece katmanlı"

Galatasaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beril Dedeoğlu da yerlerinden edinmiş tüm insanların sorunlarıyla ilgilenen bir insanlık halinde olunmadığını söyledi.

Dedeoğlu, bu konunun uluslararası anlamda tartışılmasının en önemli boyutunun, ülkelerinden ayrılan insanların Türkiye'nin batı sınırından, Batı'ya doğru hareket etmesiyle ilgili olduğunu vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Son derece katmanlı bir sorun bu. Sorunun nedenleri üzerine kafa yoran çalışma sayısı oldukça az. Ancak unutmayalım sonuca dair veriler de gayet siyasi olarak kullanılıyor. Bir haftadır araştırıyorum, dünyadaki göç ve yerinden edilenlerin rakamlarını bulmak için. Fakat bu rakamlarla ilgili genel bir şişirme var. İşine gelen 'Bize çok geldi' demek için şişiriyor, diğeri 'Az geldi' demek için küçültüyor. Rakamlarla ilgili ciddi bir problem var. Öte taraftan şöyle bir sorun da var, kaç zamanda gelindiğine dair bir rakam da yok. 'Fransa'da şu kadar mülteci var?' Ne zamandan beri? Belki İkinci Dünya Savaşı'ndan beri, bilmiyoruz. Gerçekten uluslararası bir sorun yerlerinden edilerek başka yerlere gitmek zorunda kalanlar."

- "Göç akınları çoğalırsa Schengen bölgesine mayın mı döşenir merak ediyorum"

Sığınmacıların Avrupa ülkelerinin sınırlarında yaşadığı sorunlara dikkati çeken Dedeoğlu, şunları kaydetti:

"Belçika ile Fransa arasında yaşananları bir miktar takip ettiyseniz sınıra asker göndermek boyutuna kadar varabilen bir Avrupa Birliği'nden söz ediyorum. Ya da bir süre sonra akınlar çoğalırsa mayın mı döşenir Schengen bölgesine falan onu da merak etmiyor değilim. Ama bu insan olmanın doğal hakkı olan birtakım duyguların önüne devlet eliyle yapılan duvarların yükseltilmesi boyutunda bir küreselleşme karşıtı eğilimi de destekliyor."

Dedeoğlu, Avrupalı ülkelerin çok az sayıdaki sığınmacıyı dahil kabul ederken gündeme getirdikleri tartışmalarını da eleştirerek, "Bugüne kadar Türkiye 10 milyar avroluk bir harcama yaptı ve yapmaya devam ediyor. Avrupa'dan böyle bir para yardımı yapılsa da yapılmasa da böyle bir gerçekle karşılaşıldı ve Türkiye mağdur halkın yanında yer alarak, kapılarını yer açtı. 'Biz para verdik de orada kaldılar' denmesindense, bunun vebalinin bir siyasi yaptırıma dönüşmemesini sağlamak bence çok daha akıllıca bir tutum." değerlendirmesinde bulundu.

Çeşitli oturumların gerçekleştirileceği sempozyum yarın sona erecek.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.