'Gereksiz D vitamini takviyesi böbrekleri riske atıyor'

'Gereksiz D vitamini takviyesi böbrekleri riske atıyor'

'Gereksiz D vitamini takviyesi böbrekleri riske atıyor'

'Gereksiz D vitamini takviyesi böbrekleri riske atıyor'

14 Mayıs 2016 Cumartesi 14:18
23 Okunma
'Gereksiz D vitamini takviyesi böbrekleri riske atıyor'

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Karadağ, kişinin kendi başına D vitamini desteği almasının uygun olmadığını belirterek, "Dışarıdan gereksiz D vitamini takviyesi böbreklerde taş oluşumuna neden olabilir. Bu da ilerleyen zamanda böbrek sağlığını riske atar." dedi.

Türkiye Romatoloji Derneği ve Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı tarafından "9. Anadolu Romatoloji Günleri" düzenlendi.

Kongre Genel Sekreteri Doç. Dr. Ömer Karadağ, D vitaminin, vücutta kas iskelet sisteminin çalışması ve dengenin korunması gibi birçok aşamada faydalı etkileri bulunan bir hormon olduğunu söyledi.

D vitaminin, vücutta bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasında önemli rol oynadığını belirten Karadağ, "Uzun süreli eksiklikte bağırsaktan emilen kalsiyum azalır. Böylece kalsiyum ve fosfor dengesi bozulur, kemiklerin mineralizasyonu etkilenerek, ince yapısı bozulmuş kemik haline gelir ve kemik kırık riski artar. Bunlara bağlı kemik, kas ağrıları, kas güçsüzlüğü, dengesizlik, uyuşma ve kasılmaya yol açabilir." ifadelerini kullandı.

D vitamininin temel kaynağının güneş olduğunu vurgulayan Karadağ, "Cilde direkt güneş ışını teması sonrası sentez başlar ve karaciğer, böbrekten geçerek aktif D vitamini halini alır. Aktif D vitamini, kalsiyum ve fosforun bağırsak ile böbrekten emilimini sağlayarak, kemiklerde kalsiyum birikimine yardım eder, kasları güçlendirir. Sentez edilen D vitamininin bir kısmı, başta yağ dokusunda olmak üzere depolanır. Genel olarak insanın 3-4 ay yetecek kadar D vitamini depolayabildiği bilinmektedir." diye konuştu.

Yeterli güneş ışığı alanlarda diyetle ek D vitamini alınmasının gereksiz olduğuna işaret eden Karadağ, "Günlük 15 dakika kadar direkt güneş banyosu, kol ve yüzümüz açıkta kalacak şekilde yeterlidir. Ancak esmer kişiler için bu süre daha uzun olabilir. Güneş koruyucu krem kullanılmamalı, cam ve tül arkasından güneşlenilmemelidir." dedi.

- D vitamini, yağlı balıklarda, yumurta sarısında bol miktarda

Güneşlenme saatlerinin de çok önemli olduğuna dikkati çeken Karadağ, "Saat olarak 10.00-15.00 arası uygun zamandır. Ülkemizin bulunduğu enlemlere göre bakıldığında mayıs-kasım ayları arasında, güneş ışınları dik geldiği için en faydalı sezondur." diye konuştu.

Güneşe maruziyet azlığı, koyu cilt, yaşlanma, güneş koruyucu kremler ve bazı ilaçların, D vitamini eksikliğine yol açabileceğini ifade eden Karadağ, "Tedavi tamamen hastaya göre planlanmalıdır. Kişilerin kendi başına kontrolsüz kan tetkiki talep etmesi veya D vitamini desteği alması uygun değildir." uyarısında bulundu.

"Dışarıdan gereksiz D vitamini takviyesi böbreklerde taş oluşumuna neden olabilir. Bu da ilerleyen zamanda böbrek sağlığını riske atar." bilgisini veren Karadağ, D vitaminin güneş dışında somon, sardalya gibi yağlı balıklarda, yumurta sarısında, karaciğer, süt gibi gıdalarda bol miktarda bulunduğunu kaydetti.

- "Romatizmal hastalıklar en sık kadınlarda görülüyor"

Kongre Başkanı Prof. Dr. İhsan Ertenli de vücudun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda öncelikle ağrı ve hareket kısıtlılığına, bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna yol açan hastalıklara "romatizma" adı verildiğini söyledi.

Yaklaşık 200 hastalığın bu sınıfa girdiğini ifade eden Ertenli, bunlar arasında en sık eklem ve yumuşak doku romatizması ile kemik erimesinin görüldüğünü dile getirdi.

Romatizmal hastalıkların kadınlarda daha sık görüldüğüne ve yaş ilerledikçe sıklığın arttığına dikkati çeken Ertenli, romatizmal hastalıkların çocukluk çağında da görülebileceğini bildirdi.

Romatizmal hastalıkların önemli bölümünün kesin nedeninin bilinmediğine işaret eden Ertenli, "Çoğunlukla bulaşıcı, mikrobik değildir. Kalıtsal özellikler, bazılarında önem taşır. Eklemlerdeki yükü artıran şişmanlık ya da damar yapısını bozan sigara kullanımı gibi dış etkenlerin engellenmesi, romatizmalı hastalar için de yararlıdır. Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas, iskelet sistemi dışında derimizi, iç organlarımızı etkileyebilir." diye konuştu.

- "Organlarda yetersizliğe yol açabilir"

HÜ Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seza Özen de Türkiye'de görülme sıklığı yüksek Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) hastalığının, Akdeniz havzasının özellikle doğusunda yaşayan Türk, Yahudi, Ermeni ve Arap popülasyonlarını etkilediğini belirtti.

Bunun ırsi bir hastalık olduğunu, çocukluk döneminde başladığını, vücudun belirli yerlerinde oluşan iltihap ve ateşle seyreden ataklara yol açtığını kaydeden Özen, vücutta kendiliğinden tekrarlayan atakların tedavi edilmediğinde, böbrekler başta olmak üzere, çok sayıda organda yetersizliğe neden olduğunu dile getirdi.

Özen, "Amiloid proteininin böbrekler, karaciğer, damarlar, bağırsaklar, kalp gibi organlarda birikmesi, bu organların normal işlevlerinin bozulmasına sebep olur. En sık olarak gözlenen sonuç böbrek yetersizliğidir. Önce idrarla protein kaçağı, ardından diyaliz ihtiyacı ortaya çıkar." dedi.

- "Bel ağrılarını sorgulayın"

HÜ Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Kiraz ise sık görülen hastalıklar arasında yer alan Ankilozan Spondilit'in (AS) en önemli bulgusunun bel ağrısı olduğunu vurguladı.

Hastalığın, genellikle genç erkeklerde görüldüğünü, hayatı ve hareketi kısıtlayan, ağrıya, iş görmezliğe, psikolojik sorunlara ve ileri evrelerde bazı hastalarda kamburluğa neden olabildiğini anlatan Kiraz, "40 yaş öncesinde başlayan, 3 aydan daha uzun süre devam eden, aniden değil, yavaş yavaş başlayan, sabahları yataktan kalkmayı zorlaştıran, istirahatle geçmeyip hareket etmekle azalan kişilerde AS olma olasılığı bulunmaktadır." ifadelerini kullandı.

- "Gebelikten en az 3-6 ay öncesinden kontrol altına alınmalı"

HÜ Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şule Apraş Bilgen ise romatizmal hastalıkların çoğunun kadınları, genellikle doğurgan oldukları yaşlarda etkilediğine dikkati çekti.

Bilgen, hastalıkların gebelikten en az 3-6 ay öncesinden kontrol altına alınması gerektiğini kaydetti.

Romatizmal hastalık nedeniyle kullanılan ilaçların bazılarının, gebelik kaybı ya da bebekte zararlı etkilere yol açabileceği uyarısında bulunan Bilgen, "Herhangi bir romatizmal hastalık nedeniyle tedavi alan her hasta, gebelik öncesi hekimi tarafından değerlendirilmeli ve ilaçları düzenlenmelidir. Gebelik seyrinde hastalığın alevlenme riski varsa, bazı ilaçlara gebelik sırasında hekim kontrolü altında devam edilebilir." diye konuştu.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.