Ecdad Ovaya Şehir Kurulmasına İzin Vermezdi...

Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu Üyesi Prof Dr. Ahmet Kankal, şehirlerin bir ruhu, kimliği olduğunu belirterek, 'Osmanlı ovaya şehir kurulmasına izin vermezdi. Ecdad evleri en fazla 3 katlı inşa etti. Cumhuriyet ile beraber her alanda olduğu gibi şehircilik ve mimaride de makas değiştirip batıya benzemeye çalıştık' dedi.

Ecdad Ovaya Şehir Kurulmasına İzin Vermezdi...

Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu Üyesi Prof Dr. Ahmet Kankal, şehirlerin bir ruhu, kimliği olduğunu belirterek, 'Osmanlı ovaya şehir kurulmasına izin vermezdi. Ecdad evleri en fazla 3 katlı inşa etti. Cumhuriyet ile beraber her alanda olduğu gibi şehircilik ve mimaride de makas değiştirip batıya benzemeye çalıştık' dedi.

22 Nisan 2016 Cuma 09:27
17 Okunma
Ecdad Ovaya Şehir Kurulmasına İzin Vermezdi...
Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu Üyesi Prof Dr. Ahmet Kankal, şehirlerin bir ruhu, kimliği olduğunu belirterek, "Osmanlı ovaya şehir kurulmasına izin vermezdi. Ecdad evleri en fazla 3 katlı inşa etti. Cumhuriyet ile beraber her alanda olduğu gibi şehircilik ve mimaride de makas değiştirip batıya benzemeye çalıştık" dedi.

Bursa Büyükşehir Belediyesi, Kültür A.Ş. tarafından Emir Buhari Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Yakın Tarih Okumaları" etkinliğine konuk olan Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Dekanı İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Yeni Çağ Tarihi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet Kankal, Osmanlı'dan Cumhuriyete şehirlerdeki değişimi anlattı.

Aynı zamanda Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu Üyesi olan Prof.Dr. Kankal, şehirlerin taşıdıkları kimliklerle oynanmaması gerektiğini söyledi. Kankal "Şehirlerin kimliği ile oynanırsa o kentte yaşayanlarda kişilik bozukluğu meydana gelir" dedi. "Şehri anlamak için yaradılışı bilmek lazım." diyen Kankal, yeryüzünde insana verilen görevin kendini inşa etmek olduğunu söyledi. İnsanoğlunun yerleşik hayata geçmesi ile birlikte barınacak yer, güvenliği için surlar, kaleler inşa etmeye başladığını anlatan Prof.Dr. Ahmet Kankal, İslam'a göre şehir tanımının, savunma mekanizmaları olan, "Cuması kılınan pazarı kurulan" yer anlamına geldiğini, insanın kendini inşa ederken çevresini de düşünmesi gerektiğini dile getirdi.

OSMANLI OVAYA ŞEHİR KURULMASINA İZİN VERMEZDİ

Osmanlı'da şehirlerin yamaçlarda kurulduğunu ifade eden Kankal, "Osmanlı ovaya şehir kurulmasına izin vermezdi." dedi. Osmanlı döneminde şehir nüfusunun, toplam nüfusunun yüzde 10'u kadar olduğunu söyleyen Kankal, Osmanlı'nın şehircilik anlayışında caminin önemine dikkat çekti. İstanbul'da, paşaların, vezirlerin, sadrazamların, defterdar ve nişancıların kendi adıyla anılan bir cami inşa ettirdiğini belirten Kankal, Osmanlı şehirlerinde caminin ve hamamların merkez alındığını söyledi. Osmanlı şehir mimarisinde caminin yakınlarına kapalı pazar yerleri cami ve bedestenlerin inşa edildiğini ifade eden Kankal, mahallelerin de bu yapıların kurulmasının ardından ortaya çıkarıldığını kaydetti. Osmanlıda mahalle anlayışının günümüzdeki gibi geniş bir alana yayılmadığını ifade eden Kankal, mahallerin idaresinde imamların yetkili kılındığına, hane sayısının da imamların kontrol edebileceği büyüklükte bir alana yayıldığına ve cami cemaatine göre ayarlandığına dikkat çekti. Kankal, "Mimar Sinan yaşamı boyunca 50 cami yaptı, bu camileri yaparken, 25 tarz denedi. Osmanlı'da şehirler ihtiyaçlar için yürüme mesafesindeydi. Şimdi arabalarımızı yıkamak için baraj inşa ediyoruz" dedi.

"ŞEHİRLERİN BİR RUHU KİMLİĞİ VAR"

Osmanlı şehirlerinde nüfusun genelde stabil tutulduğunu dile getiren Kankal, "En kalabalık şehir bir ara nüfusu bir milyona dayanan İstanbul idi. Diyarbakır'ın nüfusu 16. yüzyılda 15 bin civarındaydı. Genelde Osmanlı kentlerinde nüfus 50 bini aşmazdı" diye konuştu. Osmanlı dönemindeki mimarinin İslam medeniyetinin etkisi altında olduğunu ifade eden Prof.Dr. Kankal, Cumhuriyet döneminde ise çok iyi mimarlar yetişmediğini söyledi. Cumhuriyet döneminde batı hayranlığının mimariye de yansıdığını belirten Prof.Dr. Kankal, bu dönemde mimarların özellikle Viyana ve Paris'teki şehirleşmeden ilham aldığını kaydetti. Şehirlerin ölü mekânlar olmadığını ve bir ruh taşıdığını dile getiren Prof.Kankal, şehirlerin varoluşlarından bu yana taşıdıkları kimliklerle oynanmaması gerektiğini söyledi. Kankal "Şehirlerin kimliği ile oynanırsa o kentte yaşayanlarda kişilik bozukluğu meydana gelir" dedi. Osmanlı mimarisinde evlerin en fazla 3 kat olarak inşa edildiğini, bu yüksek hanelerin çoğunun paşa konakları olduğunu anlatan Kankal, Osmanlı'daki bu mimari mantığın "İbadethaneler yüksek olur, insana ait binalar alçak olur" inanışından geldiğini söyledi. Osmanlıda şehirlerin kimliğini yansıtan yapıların, camiler, medreseler, çarşı pazarlar olduğunu söyleyen Kankal, günümüz de ise şehirlerin alışveriş merkezleri (Avm), stadyumlar ve gökdelenlerle anılır olduğunu dile getirdi. Prof.Dr. Kankal, "Cumhuriyet ile beraber her alanda olduğu gibi şehircilik ve mimaride de makas değiştirdik. Batıya benzemeye çalıştık. Üzülerek görüyoruz ki yeni yapılan binaların yanında camiler oldukça küçük kalıyor" dedi.

"MEZARLIKLAR KİMLİĞİMİZDİR ŞEHRİN İÇİNDE OLMALI"

Osmanlı'da meskenlerin geçici malzemeler ile inşa edildiğini hatırlatan Kankal, bu dönemde kullanılan inşaat malzemelerinin organik olduğunu, bunlarında taş, tuğla, kerpiç ve ahşaptan oluştuğunu günümüz inşaatlarında kullanılan ana malzemenin ise beton olduğuna dikkat çekti. Betonarme yapıların ömürlerinin 60-100 yıl arasında değiştiğini söyleyen Kankal, Selimiye, Sultanahmet, Fatih, Ulu cami ve Süleymaniye camilerinin ise 700 yıldır ayakta durduğunu ifade etti. Kankal, "Organik şehirlerde yaşamıyoruz. Ne yapacağız bu kadar betonu?" diye sordu. "Osmanlı'da yaz aylarında misafir evde ağırlanmaz, bahçe de ağırlanırdı. Topraktan kaçılmaz, topraktan geldiğimiz, ona döneceğimiz unutulmazdı" diyen Kankal, Müslüman kimliğe sahip Osmanlı şehirlerinde mezarlıkların şehrin dışına taşınmasının kabul edilmez olduğunu söyledi. Kankal, "Müslüman bireyler olarak ölümü her daim hatırlamalıyız, biz ölülerimiz ile yaşayan bir nesiliz. Mezarlıklar bizim kimliğimizdir, tapu senedimizdir. Mezarlıklar varlığımızın ne kadar eskiye dayandığını, nüfusumuzun ne kadar çok olduğunu gösterir. Bu yüzden mezarlıklar şehrin içinde yer almalıdır." diye konuştu. Osmanlının şehirleri vakıf eserlerle donattığını, çeşme kültürünün de Osmanlı medeniyetinde önemli bir yer edindiğini anlatan Kankal, günümüzde ise vakıfların sayısının azaldığını çeşme kültürünün de kalmadığını söyledi. "Toplumu bir araya getiren mekânlar azaldı, insanlar birbirlerine yabancılaşt." diyen Prof.Dr. Kankal, teknolojinin de bu yabancılaşmada rolünün büyük olduğuna dikkat çekti. Cumhuriyet dönemi ile birlikte yanlış şehir planlamaları ve mimari nedeniyle toplumun tabiat ile ilişkisinin kesildiğini savunan Kankal "Bizlerin bir şehir politikası yok ancak tüm suçu Cumhuriyet dönemine yıkarsak haksızlık etmiş oluruz" diye konuştu.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.