Davutoğlu-Kalyoncu ortak basın toplantısı

Davutoğlu-Kalyoncu ortak basın toplantısı

Davutoğlu-Kalyoncu ortak basın toplantısı

Davutoğlu-Kalyoncu ortak basın toplantısı

02 Mart 2016 Çarşamba 14:37
40 Okunma
Davutoğlu-Kalyoncu ortak basın toplantısı

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Rum kesiminin KKTC'ye su temini anlaşmasını tanımayacağına ilişkin açıklamalarıyla ilgili, "Zaten bizim tanımadığımız bir ülkenin yorumu da bizi bağlamaz. Böyle demek icap eder. Aslında bu bir zihniyeti yansıtıyor. Biz bu kadar olumlu bir dil kullanırken karşı taraftan 'Bu anlaşma bizi bağlamaz' deniyor. Bağlasa ne olur bağlamasa ne olur. Onları da bağlamayıversin. Bunu o kadar dert etmeye gerek yok" dedi

Başbakan Davutoğlu, Ankara'ya resmi ziyarette bulunan KKTC Başbakanı Ömer Soyer Kalyoncu ile Çankaya Köşkü'nde ortak basın toplantısı düzenledi.

Bir gazetecinin, Rum kesiminin KKTC'ye su temini anlaşmasını tanımayacağını açıkladığını hatırlatması üzerine Davutoğlu, "Zaten bizim tanımadığımız bir ülkenin yorumu da bizi bağlamaz. Böyle demek icab eder. Bu bir zihniyeti yansıtıyor. 'Olumlu da olsa hiç bir adımı biz benimsemiyoruz' demektir. Düşünün. Biz büyük bir alicenaplıkla, KKTC'yi kastetmiyorum, Kıbrıs adasının bütününe su gönderiyoruz. KKTC'ye biz zaten her şeyimizi vermeye hazırız. Hiç kimsenin tereddüdü olmasın. Bu herhangi bir ülkenin diğer ülkeye yardımı gibi de telakki edilmez bizim tarafımızdan. Onun için, 'Ana sütleri gibi ak ve helal Anadolu suyu gidiyor' dedim. Dolayısıyla, onu dikkat ederseniz Anadolu'dan gidip de orada akan şehit kanına da gönderme yaparak söyledim" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, yaptıkları şeyin, Kıbrıslı soydaşlarına kendi hakları olan suyu göndermek olduğunu dile getirerek, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Ancak aynı zamanda projenin en başından itibaren hep şunu söyledik. 'Bu aynı zamanda Kıbrıs adasına gidiyor'. Dolayısıyla Kıbrıs adasına ulaşan bir su ve inşallah barış olduğunda tüm Kıbrıs'a, sadece Türkler'e değil Rumlar'a da bir ab-ı hayat olacaktır. Bunu da söyledik. Bunu büyük bir barışın ilk adımı olarak da zikrettik. Biz ne kadar olumlu bir dil kullanıyoruz, ne kadar yapıcı bir yaklaşım sergiliyoruz. Şunu demedik; 'bu giden su sadece Türklere gidiyor ve Rumlar ilelebet istifade edemeyecek' demedik hiçbir zaman. Çünkü bizim için su tüm insanlığa, tüm beşeriyete Allah'tan bir lütuftur. Ne olursa olsun suyu kimseye kesmeyiz. Şimdi biz bu kadar olumlu bir dil kullanırken, karşı taraftan, 'Bu anlaşma bizi bağlamaz...' Bağlasa ne olur, bağlamasa ne olur. Bu su oraya gitti mi? Gitti. Anlaşma imzalandı mı? İmzalandı. Bu anlaşmayla KKTC'deki her soydaşımız bu sudan istifade edecek mi? Edecek. Onları da bağlamayıversin, bunu o kadar dert etmeye gerek yok. Ama zihniyeti yansıttığı için önemli. Bu zihniyet sebebiyle Kıbrıs'ta barışa ulaşılamıyor. Yani olumlu bir adımı bile engellemeye veya kötülemeye veya yok saymaya dönük bir tavır zaten Kıbrıs'ta barışın gelmesine engel oluyor. Biz ise bakın, ne kadar rahatız, her türlü çözüme açığız, her türlü şeyi konuşmaya açığız, su göndermeye açığız, gönül almaya açığız. Neden? Çünkü kendimize güveniyoruz, haklılığımızdan eminiz, gücümüzden de eminiz, durduğumuz pozisyondan da eminiz. Dolayısıyla çok ciddiye almamak lazım. Bir gün bu konular, şimdi ciddiye almadıkları veya kabul etmedikleri bu anlaşma, gelen suyu içmeye başladıklarında, herhalde bugünü anarlar, hatırlarlar. Türkiye'ye teşekkür ederler. Sayın Kalyoncu'ya bu anlaşmayı imzaladığı için teşekkür ederler, kendi yaptıklarından da gün gelir utanırlar."

- Anayasa Mahkemesinin Dündar ve Gül'le ilgili kararı

Anayasa Mahkemesinin gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül'le ilgili 'hak ihlali' kararına yönelik soru üzerine Davutoğlu, bu meseleye üç açıdan bakmak gerektiğini söyledi.

Her şeyin halkın ve kamuoyunun gözünün önünde olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, esas itibariyle konunun iki gazetecinin herhangi bir şekilde bir görüş beyan etmesiyle alakalı olmadığını kaydetti.

Kendisinin de doğrudan bu anlamda taraf olduğunu söyleyen Davutoğlu, "Hatırlarsanız, 19 Ocak 2014'te Bayırbucak Türkmenlerine, yani geçmişte Kıbrıs Türklerine yaptığımız yardım gibi, ezilen, zulüm gören, baskı altında olan Bayırbucak Türkmenlerine yardım götürmekte olan ve siyasi otoritenin talimatıyla, o zaman Sayın Başbakanımızın, şimdiki Cumhurbaşkanımızın talimatıyla, benim de Dışişleri Bakanı olarak tüm misyonundan haberdar olduğum yardım konvoyuna dönük olarak devletin içine sızmış bir grup hain tarafından açık bir müdahale, tüm yasaları çiğneyen bir müdahale söz konusu oldu. Bunu yapmakla kalmadılar, bunu dünyaya öylesine bir şekilde takdim ettiler ki Türkiye Cumhuriyeti devletine ve bu talimatı verene Başbakanı, Dışişleri Bakanını, ilgili yetkilileri, MİT Müsteşarını, dünyaya şikayet edecek tavır içine girdiler" diye konuştu.

Bu haberin kökenine gitmek gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Ne zaman yapıldı bu biliyor musunuz? Tam 17-18 Ocak'ta, BM Mülteciler Komiserini, Dışışleri Bakanı olarak dışişleri bakanları ve bölge dışişleri bakanlarını Harran'da ağırlarken ve dünya Harran'daki kamp üzerinden Türkiye hakkında olumlu bir intiba edinmişken, 100'ü aşkın büyükelçimiz de Adana'da Büyükelçiler Konferansı yaparken bu operasyon gerçekleşti.

Hedefi itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti olan ve algı operasyonu itibarıyla son derece titiz bir zamanlamayla yapılmış haince bir eylemdi. Çünkü hemen ertesi gün şimdi Cumhurbaşkanımızın Brüksel ziyareti vardı. Salı günü de Dışişleri Bakanı olarak 1. Cenevre görüşmelerine gitmek üzere yol hazırlığı yapıyordum. Şimdi öyle bir zamanda yapıldı ki, Cenevre görüşmelerinde tüm bu zulmü yapan ve dünya tarafından suçlu görülen Suriye rejiminin muhakeme edileceği bir yere, sanki Türkiye bir suça iştirak etmiş ve ediyor gibi bir yaklaşımı dünyada oluşturmak için yapılan, açık söylüyorum haince, alçakça bir operasyondu. kimse bunun üstünü örtemez. Günü geldiğinde Bayırbucak'ta dökülen her kanın müsebbipleri de bu operasyonları yapanlar olacaktır. Mesele Türkiye'yi, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve o dönem muhalefeti karalamak, terörist olarak göstermek şeklinde bir yapıydı. Tüm devlet kayıtlarında, tüm çalışmaların ne olduğu bilinir."

Böyle haince yapılan bir eylem karşısında hükümetin dirayetli durduğunu, gereken cevabı verdiğini ve Türkiye'ye umut bağlayan yurt dışındaki ve sınır ötesindeki kardeşlerine o günden bugüne tüm komplolara rağmen yardımlarını sürdürdüğünün altını çizen Davutoğlu, ileride bu yardımların nasıl takdirle anılacağını herkesin göreceğini vurguladı.

- "Bir casusluk faaliyet söz konusudur"

"Bir taraftan Bayırbucak Türkmenlerine yapılan zulüm karşısında sessiz kalacak veya hükümeti sessiz kalmakla suçlayacaksınız, öbür taraftan onlara giden yardımları bir terörist faaliyetmiş gibi dünyaya yansıtan bir alçakça komplo karşısında sessiz kalacaksınız diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bu olmaz. İşin esası budur. İşin esasına gidildiğinde Türkiye Cumhuriyeti devletine, hükümetine ve halkına yönelik açık bir casusluk faaliyeti söz konusudur. Olayların gerçeğini saptırma faaliyeti, çalışması söz konusudur, milli duruşa sahip, insani hassasiyete sahip herkesin bir kere bu esasın farkında olması lazım.

İki gazeteci aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra, bununla ilgili bazı gizli kalması gereken belgeleri yayınlayarak tekrar Türkiye'yi, Türkiye hükümetini, tam da kritik vakitte, tekrar bugünkü konuyu gündeme getirmek için kendilerine verilen ve yayınlanması kanuni bakımdan sakıncalı olan belgeleri yayınlamışlardır. Bu da dünyanın neresinde olursa olsun yapılmaması gereken bir eylemdir. Dünyada hiçbir ülkede, bu ülkenin istihbaratının yürüttüğü bir çalışmayla ilgili devlet içine sızmış bir çetenin yaptığı faaliyetler bağlamında basın özgürlüğü değerlendirilmez. Bu gazeteciler veya diğerleri bizi Suriye politikamız dolayısıyla eleştirebilirler. Dış politikamızı eleştirebilirler, hiçbir kayıt, şart getirmeyiz. Ekonomik politikalarımızı eleştirebilirler, hiç kayıt getirmeyiz ama dünyanın her yerinde devletin güvenliği söz konusu olan bir operasyon yürütülmüşse bu operasyonun gizliliği tamamıyla kanuni güvence altına alınmıştır.

Bu belgeleri, olduğu addedilen bu belgeleri onlara verenlerin ve yayınlamayı temin etmek için çaba sarf edenlerin emeli, amacı açıktır. Aynen 19 Ocak 2014'te olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve devletini uluslararası düzlemde mahkum etmek, baskı altına almak ve demokratik bir şekilde seçilmiş ve sadece halkına hesap vermesi beklenen bir hükümeti sanık sandalyesine oturtmak. Şimdi meselenin esası bu."

Olayla ilgili hukuki bir işlemin başladığını anımsatan Davutoğlu, "Başladığı gün ben dedim ki, 'Çok açık, tutuksuz yargılanma esastır. Arızi durumlarda mahkemeler, arızi durumdan kasıt, belge saklanması, kaçırılması vesaire, tutuklu yargılanmaya karar verebilirler' dedim. Burada karar verecek olan mahkemedir. Mahkemeye bir müdahalemiz de söz konusu olmamıştır. Yine aynı şeyi söylüyorum, eğer önemli bir gerekçe söz konusu değilse, tutuksuz yargılanma esastır hukukta. Çünkü daha ortada suç, onların suçlu olduğuna dair bir hüküm tecelli etmemiştir. Burada hakimlerimiz, bu kararı veren hakimler, bir belge saklanması, kaçırılması veya şüphe etmiş olabilirler. Onların kararıyla ilgili kendilerinin kullanacağı bir inisiyatiftir, bir tutumdur. Ama bir demokratik hukuk devleti mensubu, vatandaşı olarak da bu konudaki kanaatim hala şimdi aynıdır" değerlendirmesinde bulundu.

(Sürecek)


Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.