Davutoğlu-Kalyoncu ortak basın toplantısı

Davutoğlu-Kalyoncu ortak basın toplantısı

Davutoğlu-Kalyoncu ortak basın toplantısı

Davutoğlu-Kalyoncu ortak basın toplantısı

02 Mart 2016 Çarşamba 14:37
Davutoğlu-Kalyoncu ortak basın toplantısı

Başbakan Ahmet Davutoğlu Anayasa Mahkemesine (AYM) bireysel başvurunun AK Parti iktidarı döneminde yapılmış bir reform olduğunu belirterek "Bireysel başvuru hakkını savunuyoruz. Bu, AİHM öncesinde çok önemli bir filtre sistemi de görmüştür. Ama bu tür yetki aşımları söz konusu olacaksa bunun doğru tanımlanması için bazı ilkeler konması, böyle bir şeye de ihtiyaç olduğu aşikar" ifadelerini kullandı. Davutoğlu, bununla ilgili bütün kurumların üzerinde mutabık kaldığı bir düzenleme düşünülebileceğini kaydetti.

Başbakan Davutoğlu, Ankara'ya resmi ziyarette bulunan KKTC Başbakanı Ömer Soyer Kalyoncu ile Çankaya Köşkü'nde düzenlenen ortak basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Davutoğlu, Anayasa Mahkemesinin gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül hakkında verdiği "hak ihlali" kararına ilişkin soruyu yanıtlarken bireysel başvuru hakkını bir reform olarak AK Parti hükümetinin getirdiğini hatırlattı.

Bundan pişman olmadıklarını, doğru olanı yaptıklarını söyleyen Davutoğlu, "Ama dünyanın her yerinde de Anayasa Mahkemesine bu yetki verildiğinde bizim de temel hukuk umdesi (ilkesi) olarak benimsediğimiz husus şudur: Bütün yargı süreçleri tamamlandıktan sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden (AİHM) önceki bir son aşama olarak bireysel başvuru hakkı kullanılabilir. Zaten anayasanın o anlamda da 148'e 3 hükmü de açıktır. Yargı süreçleri tamamlanmadan Anayasa Mahkemesine başvurulamaz" diye konuştu.

Tutuklu yargılanmayla ilgili Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabileceğini söyleyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Ama işin esasına müteallik (ilişkin) olarak dava devam ediyor. Davanın esası tutuklu olup olmaması değil, davanın esası Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine, Devletine, gizli belgeleri ifşa etmek suretiyle bir zarar verme konusunda bir başka dava sürüyor. Şimdi o dava sürerken, bu davanın esasından koparılıp bir basın özgürlüğü davası olarak yansıtılması, sürmekte olan bir davaya açık bir müdahaledir. Anayasa Mahkemesinin burada verebileceği karar tutuklu yargılanmaya ilgilidir. Çünkü daha önceki birincil mahkemenin verdiği bir karar var. Daha birincil mahkemede süreç tamamlanmadan, Anayasa Mahkemesi verdiği bir kararla ondan sonra birincil mahkemenin kararını neredeyse yönlendirmesi, ona birtakım istikamet çizmesi, hatta belirlemesi, Anayasa Mahkemesinin yetkisini aşan bir tutumdur. Birincil mahkeme kararını verir. O karar da Yargıtayda onanır, bütün süreçler tamamlanır, son olarak Anayasa Mahkemesine gidebilir. Burada tutuklu yargılanma konusunda yapılan bir başvuruyu, sanki Anayasa Mahkemesinin kendisini birincil mahkeme gibi değerlendirip bütün bir o yargı sürecine hamlederek bir karar vermesi doğru değil. Maalesef Türkiye'de, demokratik hukuk devleti kurallarını işletirken sadece bu konuda değil, sadece Anayasa Mahkemesiyle ilgili değil, birçok kurum kendilerine verilen bir yetkinin sınırları içinde kalmaktansa, kendi yetkisini öne alan, onu diğer kurumların, diğer yapıların önüne çeken bir tutum takınmayı neredeyse usul haline getirmiş görünüyor. Hepimizin bilmesi ve riayet etmemiz gereken husus şu ki, hepimizi sınırlayan bir hukuki sistem var, demokratik hukuk devleti kuralları var. Hepimizi sınırlayan, sadece birimizi, bir kurumu, bir kesimi değil. Herkes buna riayet edecek. Yürüyen bir davaya bu anlamda müdahil olunmuş görüntüsü ve o davada çıkacak kararı önceden belirleme hakkı da kimsede yok. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınması, Anayasa Mahkemesine çok önemli ahlaki bir sorumluluk da yüklemiştir."

- "Beraat ettikleri anlamına gelmez"

Bütün yargı süreçleri bittiği andan itibaren son bir kapı olarak Anayasa Mahkemesinin değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Davutoğlu, "Bu, bütün yargı süreçlerinin Anayasa Mahkemesine bağlanması anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesinin tutuklu yargılanmayı bir hak ihlali görmesi bir karar olarak değerlendirilebilir. Onun gereği de yapılıp tahliye edildiler. Ama dava sürüyor. Bu iki gazetecinin ya da benzer durumda başka yargılanan kişilerin bu karar sebebiyle beraat ettikleri anlamına gelmez. O mahkeme karar verecek, ondan sonra Yargıtaya kadar bütün temyiz işlemleri tamamlanacak. Sonra Anayasa Mahkemesi onunla ilgili karar verebilir. Tutukluluk hali dışında bir kararın, herhangi bir şekilde Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru çerçevesi ve sınırlar içinde olması düşünülemez" değerlendirmesinde bulundu.

- "Bu süreçler doğru yönetilmeli"

Anayasa Mahkemesinin verdiği kararın ardından yapılan tartışmaları da takip ettiğini dile getiren Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Herkes kendisine tanınan yetki ve sorumluluk içinde karar alma iradesine, özgürlüğüne sahiptir. Demokratik hukuk devleti ve anayasal çerçeve bunu belirler. Ama herkesin de bu kararlarla ilgili görüş belirtme ve gerektiğinde eleştirme hakkı da söz konusudur. Nasıl ki siyasiler eleştiriden azade değilse... Bizler her gün eleştiriliyoruz. Aynı şekilde bütün kurumlar da aldıkları kararlar dolayısıyla eleştiriye tabii tutulabilirler. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifadelerini o bağlamda değerlendirmek icap eder. O eleştiriler değerlendirilir, kurumlar kendi görevlerini yapar ama burada esas itibarıyla hepimizin riayet etmesi gereken, bu süreçlerin doğru yönetilmesi ilkesidir. Ve temel hukuk prensiplerine herkesin saygı göstermesi, riayet etmesi esastır."

- "Gerekirse bütün kurumların mutabık kaldığı bir düzenleme düşünülebilir"

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı konusunda "Bu, Türkiye'de bizim iktidarlarımız döneminde yapılmış bir reformdur. Kesinlikle bu anlamda, reformu savunmak anlamında bireysel başvuru hakkını savunuyoruz" ifadelerini kullanan Başbakan Davutoğlu şöyle devam etti:

"Bu, AİHM öncesinde çok önemli bir filtre sistemi de görmüştür. Ama bu tür yetki aşımları söz konusu olacaksa bunun doğru tanımlanması için bazı ilkeler konması, böyle bir şeye de ihtiyaç olduğu aşikar. Çünkü bir konuda verilen hak ihlali kararı, bütün yargı sürecini etkileyebiliyor. Herkesin, öncelikle Anayasa Mahkemesinin bunun bütün yargı süreçleri bittikten sonra kullanılan son hak olduğu temel ilkesini benimseyerek davranması bu sorunları çözer. Gerekirse o bakımdan bütün kurumların üzerinde mutabık kaldığı bir düzenleme düşünülebilir. Ama bireysel başvuru hakkı, tamamıyla ucu açık bir hak olarak değerlendirilmedikçe, korunması gereken önemli bir mekanizmadır. Bunu getiren de Sayın Cumhurbaşkanımızın, başbakanlığı döneminde önemli bir reform olarak bizim için kıymet ifade eder. Bütün bu yaşanan tecrübelerden sonra hep beraber oturup bunun ilkelerini tekrar birlikte değerlendirmemize ihtiyaç hasıl olabilir."

(Sürecek)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.