Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş: (3)

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş: (3)

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş: (3)

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş: (3)

10 Mart 2016 Perşembe 13:44
29 Okunma
Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş: (3)

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, "Çok net söylüyorum, mülteciler meselesi bundan sonra Avrupa Birliği'nin beka meselesidir" dedi.

Kurtulmuş, NTV'de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

AK Parti'nin yeni anayasa çalışmalarında bundan sonraki yol haritasının sorulması üzerine Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, yeni anayasa yapımının su, ekmek kadar ihtiyaç olduğunu belirterek, bunun artık ertelenemeyeceğini ifade etti.

Kurtulmuş, "Biz 4 yıl daha önümüzde anayasa yapacağız diye bekleyemeyiz, ipe un serilmesine müsaade edemeyiz. Belli bir süre otururuz, çalışırız uzlaşmaya samimiyetle gayret ederiz. Uzlaştık ne ala, uzlaşamazsak biz AK Parti olarak anayasa teklifimizi Meclis'e sunarız. Bu, Meclis'te 367'yi bulursa kabul edilmiş olur, bulmazsa 337'yi bulur, millete gideriz. Dolayısıyla sürekli olarak anayasa meselesini konuşan, tartışan ama adım atamayan bir Türkiye görüntüsü içerisinde kalmamız doğru bir görüntü değildir" diye konuştu.

"Referandum için gerekli sayıyı nasıl bulmayı hedefliyorsunuz?" sorusu üzerine Kurtulmuş, şu yanıtı verdi:

"Bu nihayetinde hiçbir partinin grup kararı almadan yürütülecek açık bir süreçtir. Ben diğer partilerin içerisinden de özgürlükçü, demokratik, sivil, katılımcı bir anayasaya oy alınabileceği kanaatindeyim. İnşallah parlamentoda 330 ya da 367 bulunur ve bu süreç tamamlanmış olur diye düşünüyoruz. Sonuçta, nihayetinde kararı verecek millettir. Bu süreci tıkamadan bu yolun önünü açmak ve bu yolun önünü açtıktan sonra da millet ne karar veriyorsa, ona uymak siyasetin vazifesidir."

- "İyi niyetli bir yaklaşım değildir"

Referandum için gerekli oya ulaşılamaması durumunda ne yapılacağı, yeni anayasa konusunun gündemden kaldırılıp kaldırılmayacağı sorulan Kurtulmuş, "Türkiye yeni sivil, demokratik, katılımcı bir anayasa yapmadığı sürece, bu tartışma hiçbir zaman Türkiye'nin gündeminden kalkmayacak" diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, bunun sadece soyut bir siyasi tartışma olmadığını belirterek, birçok sorunun çözümünün bu konuyla bağlantısı bulunduğunu kaydetti.

Bu nedenle Türkiye'nin yeni bir anayasa yapma sorumluluğundan kaçamayacağını ifade eden Kurtulmuş, "Tehir edebilir, şimdiye kadar tehir ettiği gibi. Ama bu yolun artık sonudur. En son noktada işin sahibi millettir, sonuçta bir şekilde millete gidilir ve millet kararını verir" dedi.

Anayasa çalışmalarının sonuç vermemesi durumunda, darbe mevzuatının ayıklanması için çalışmaların başlatılıp başlatılmayacağının sorulması üzerine de Kurtulmuş, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Adı üzerinde ana yasa. Yani bütün antidemokratik, darbeci mevzuatın anası burası. Çünkü birçok yasalar anayasaya atıflarla var. Yasal hiyerarşi aşağı doğru iniyor. Ücra noktada bile, İmar Yasası'nda bile bir sürü antidemokratik şeyler var. Hükümetin tek başına kaldıracağı işler var ama sonuçta anayasayı siz esas, sistemi oluşturan ana çerçeveyi, o paradigmayı bir türlü değiştirmediğiniz sürece aşağıdakini değiştirseniz ne olur, değiştirmeseniz ne olur? Eş zamanlı olarak zaten bunlar yapılabilir. Hatta iki ayrı komisyon şeklinde çalışmalarla bunlar yürütülebilir. Ama 'anayasadan vazgeçelim, diğer antidemokratik yasaları temizleyelim' demek, 'Antidemokratik yasanın en büyük çerçevesi olan ana çerçevesi burada kalsın ama içinde ufak tefek teferruatta değişiklik yapalım' demektir ki doğru bir yol değildir, iyi niyetli bir yaklaşım değildir."

- "Kimseden de para istemedik"

AB ile yapılan sığınmacı zirvesi ve Türkiye'nin ortaya koyduğu yeni perspektife ilişkin bazı Avrupalı ülkelerdeki tepkilere değinilerek, "Türkiye, mültecilerin durumunu bir şantaj malzemesi olarak kullanmakla suçlanıyor. Ne dersiniz bu suçlamalara?" sorusu üzerine Kurtulmuş, "Aylan bebeğin fotoğrafı Avrupa basınında yayımlanana kadar, Avrupa basını mülteci krizi var mı, yok mu bunun bile farkında değildi. Avrupa'daki siyaset yapıcıların çoğu da bunun farkında değildi" karşılığını verdi.

Türkiye'nin mülteci meselesiyle 2011'den beri ilgilendiğini, 3 milyona yakın mülteciyle karşı karşıya olduğunu ve 9 milyar doların üzeride harcama yaptığını vurgulayan Kurtulmuş, Türkiye'nin bütünüyle bir seferberlik halinde bu işi çözmeye çalıştığını bildirdi.

Türkiye'ye bu konuya ilişkin topu topu 453 milyon dolar geldiğini anlatan Kurtulmuş, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

"Kimseden de para istemedik, kimseye de 'Aman bize 3 milyar dolar verin' demiş değiliz. Bunun bir kere tespit edilmesi lazım. Hiç kimse destek olmasa bile Türkiye, kendi imkanlarıyla bu sorunla mücadele etmeye devam edecek. Çünkü Türkiye mülteci meselesini bir insani kriz olarak görmektedir. Maalesef Avrupa ve batıdaki siyaset yapıcıların, kamuoyunu oluşturanların büyük bir kısmı ise bu meseleyi bir şark sorunu, bir doğu meselesi olarak kabul etmektedir. Temel yaklaşım farklılığımız burada. Baktılar ki bu çok büyük bir mesele, Avrupa'yı zorlayan bir mesele... Çok net söylüyorum, mülteciler meselesi bundan sonra Avrupa Birliği'nin beka meselesidir. Avrupa Birliği çok kültürlülüğü, çok etnik yapılı olmayı, farklı dinden insanlarla bir arada yaşamayı başarabilecek mi, başaramayacak mı? Avrupa Birliği kendisini tehdit eden en somut insani sorunla mücadele edebilmeyi başarabilecek mi, başaramayacak mı?"

- "Bu şantaj meselesi değil"

Almanya'nın bu konuda yalnız kalıp kalmadığı sorulan Kurtulmuş, Almanya'nın tehlikenin boyutlarını gördüğünü, bununla ilgili liderlik aldığını ve dünya genelindeki çatışmalara, işgallere, gelir dağılımı adaletsizliklerine, açlıklara dikkati çekerek, "Kapınızı kapatsanız pencerenizden girerler" sözünü hatırlattı.

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, şu görüşlerini paylaştı:

"Ben hatta biraz abartılı söylüyorum, Avrupa bütün sınırlarını çelikten duvarlarla örse, hatta çelikten bir gök kubbe de koysa bu mülteciler, dünyadaki bu savaşlar, çatışmalar, açlıklar, kıtlıklar devam ettiği sürece Avrupa'yı birinci derecede tehdit edecek. Bu insani bir şey. Iraklı bir aile, hiç gözümden gitmiyor adamın ağlayışları, bir adam bir botun içerisinde 9 aile ferdini kaybetti, sadece kendisi hayatta kaldı. Bu hangi durumdur ki o insanı, çoluk çocuğunu hepsini bir botun içerisine koyarak o Ege'nin, Akdeniz'in ölüm sularına doğru iten? Yarım bardak su bulmak için, yarım dilim ekmek yemek için o insanlar oraya gitti. Bu durumu devam ettirdiğiniz sürece bu baskı devam edecek. Türkiye çok etkin bir şekilde mücadele ediyor. Yasa dışı göçü artık terör suçu haline getireceğiz. Her yerde emniyet kuvvetlerimiz yasa dışı göçmen organizatörlerini yakalıyor. 4 binin üzerinde insan bu anlamda yakalanmış, gözaltına alınmış, bunun 2 bine yakını tutuklanmış. Bu kadar etkin bir mücadele veriyorsunuz ama bu tek başına Türkiye'nin başa çıkacağı bir şey değil. Dolayısıyla burada Merkel hakikaten kendi menfaatleri bakımından da doğru bir liderlik alıyor ve diyor ki 'Biz de Avrupa olarak bu sorunun çözümüne katkıda bulunalım.' Bu şantaj meselesi değil. Türkiye ilan etsin, desin ki 'Ben bütün kapılarımı kapattım, benden artık hiçbir kimse doğudan, güneyden gelip geçmeyecek' dese bile bu insanlar hayatta kalmak, yarım bardak temiz su, yarım dilim ekmek için batıyı zorlayacaklar."

- "UNHCR sadece bir ofis gibi çalışıyor parası yok, pulu yok"

Bunu görmeden, siyaset yapılamayacağını kaydeden Kurtulmuş, şöyle devam etti:

"Herkes Türkiye'ye teşekkür ediyor, Türkiye'yi tebrik ediyor. Türkiye, insani yardımlar açısından gayri safi milli hasılası bakımından dünya birincisi olan bir ülke. Ama bu kadar bize 'Aferin' diyenler sadece localarından seyrediyorlar. BM'nin Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) var. Gelin, bütün ülkeler gayri safi milli hasılaları oranında burayı fonlasın böylece mekanizması olan, UNHCR sadece bir ofis gibi çalışıyor parası yok, pulu yok, mülteci meselesine çözüm getiremiyor. Burada yeterli finansal destekleri verelim, dünya ölçeğindeki bütün küresel mültecilerin en azından belli bir süre sorunlarını çözecek imkanlara kavuşturalım. Bunu söylediğimiz zaman hepsi kaçarlar, hiçbirisi böyle bir çözüme gelmez. Çünkü bizim için bu bir insanlık sorunudur. Bizim için Ruanda'daki göçmen de insanlık sorunudur, Suriyeli göçmen de insanlık sorunudur, Iraklı Ezidi de insanlık sorunudur, onların hepsine elimizi, yurdumuzu açarız. Ama maalesef birçoğu için bu sadece 'uzaktaki, işe yaramaz, geri kalmış o doğu toplumlarının kendi iç sorunlarıdır, bir şark meselesidir'.

Dolayısıyla burada Merkel'in bu görüşü değiştirebilecek bir perspektif ortaya koyması önemli bir liderliktir. Ümit ederim ki Avrupa'yı etkiler. Avrupa'da baştan beri bu noktada insani çözümleri düşünen siyasetçileri ve kanaat önderlerini bir tarafa bırakarak, onları tenzih ederek söylüyorum ve bu batı kamuoyunda sadece bir şark meselesi olmanın çok ötesinde önce batıyı ilgilendiren, önce Avrupa kıtasını ilgilendiren bir insani sorun olarak görülmeye başlar."

(Bitti)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.